Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Makaleler Din, Diyanet ve Millî meseleler üzerine
e-Posta Yazdır PDF

Din, Diyanet ve Millî meseleler üzerine

Selim Sinan ÖZTÜRK

11 Ocak 2018

İslamın ilk emri “oku!” olduğunu biliyoruz ama okuma alışkanlığı iyice zayıfladı zannedersem. Bunu derken, kitap, gazete ve dergi okumayı kastediyorum. Elektronik ortamda okunan, yazılan basit şeyleri değil... Okumak insanı derinlikli yapar. Okuyan insan, peşin fikirli olmaz. Mütevazi olur ve güzel düşünür güzel söyler... Bazan misafirliğe gittiğimizde bakıyorum evde ne kitap var, ne gazete... Varsa yoksa dedikodu veya sosyal medya hastalığı. Her müslümanın evinde en azından Kur'anı Kerim baştâcı olmak üzere, kalıcı ve geliştirici bilgiler ihtiva eden kitapların olması gerekir diye düşünüyorum. Bilhassa çocuklarımıza kitap okuma alışkanlığını kazandırmalıyız. Çünkü hiçbir elektronik ortam kitabın yerini tutamaz...

***

Eskiden bir yerde okumuştum. Gelecekte bazı hastalıklar için doktorlar reçetelerinde ‘senin ilacın namaz diye yazacaklar’, diyordu… Bazan düşünüyorum. Reçeteye yazmasalar da namazın birçok derde deva olduğu kılanlarca da hissediliyor sanırım.

Emekli olup herşeyden eletek çekmişseniz, artık rahat edeyim keyif çatayım diye adeta paslanmaya teşneyseniz, namaz sizi disipline sokar veya var olan vakit disiplini dolayısıyle sizi zinde tutar. İşi keyfinize bırakırsanız herşeyi kaybettiniz demektir, en başta sağlığınızı... Namaz size hem maddi hem manevi canlılık kazandırır. "Her dem yeniden doğar, her dem taze kalır" dedikleri gibi...

***

Bu milletin Din Görevlisi olan imamlar, kendini cumhuriyetçi diye yaftalayan birinin gözüne batmış.. Ezan ve namazların bir saat sürdüğünü, bir saatlik mesaiyle memur maaşı aldığını yazmış. İnsan bilmediğinin cahilidir. Namaz kılmadığın nasıl da belli oluyor. İstersen tekrar hesap yapalım. Sabah sen fosur fosur uyurken o, kalkar hazırlanarak camiye gider, ezan okuduktan sonra yarım saat bekler, namaz ve tesbihatla sabah namazı 1,5 saati bulur. Bu arada cenaze varsa haber verirler ki dinen yapılacak şeyler yapılsın. Bu arada Kur'an öğrenmek isteyenlere ders verir. Öğle namazı da ikindi de yarım saati bulur. Cumaları ise iki saati camide geçer. Bazan gündüz mevlid okuturlar bazan gece.. Günde en az 5 saatini camide geçirir. Camisini cemaatini iyi tanır. Cemaatin dertlerine hemdert olmaya çalışır. Bu ise öyle sanıldığı gibi on dakkalık iş değildir. Bu bir gönül işidir. Bir ömür sürer. Nedense büroda çalışan ya da kazma kürekle çalışanla aynı kefeye konulmak istenir yapılan mesai.. Halbuki her yapılan işin kendine göre getirirsi ve götürüsü vardır. Bir şarkıcının bir çalgıcının aldığı göze batmaz da bir din görevlisinin aldığı batar. Çünkü her daim gözönünde murakabe altındadır. Bunu diline dolamak, din görevlisi olmasın, camiler olmasın, din diye birşey olmasın demekten başka birşey değildir.

***

Kafası karışık bazı insanlar ve muhalefet yapmayı düşmanlık sananlar tarafından birgün baktık ki, "Diyanet, 9 yaşındaki kızın evlenmesine cevaz veriyor" diye bir şey ortaya atarak ortalığı bulandırmaya çalıştılar.

Yani yine hortlattılar birşeyleri... Yahu hiç aklınız alıyor mu, hangi ana-baba 9 yaşındaki kızını evlendirmeye kıyabilir? Diyanetin böyle birşey diyeceğini nasıl düşünür insan.? Nasıl böyle bir tuzağa sazan balığı gibi atlarsınız? Benim anlamadığım, bazı tanıdıklarımın da bu yeme takılmaları. Aynı şeyi paylaşıp duruyorlar. Bir kötülüğün, bir yalanın yayılmasına sebep olmak büyük vebaldir. Bu kadar da saf olur mu insan. Değilse bu bir düşmanlıktır. Diyanete, dine ve dolayısıyle bugünkü yönetime saldırmak için bir bahanedir. Bırakın Türkiye'de tek temiz kalan Diyanet olsun, gidin kendi pis işlerinizle meşgul olun.

***

Günümüzde birtakım nevzuhur proflar türedi. Bakıyoruz da her Ramazan öncesi, trafik işaret levhaları gibi uyarı ve uyandırma geceleri olan Regaib, Mirac, Berat gibi geceleri yok sayan açıklamalar geliyor. Bu tür geceleri tes'id ederek kutlamanın bidat ve dinden uzaklaşma olacağını iddia ediyorlar. Yüzyıllardır özellikle Türk dünyasında uygulanagelen bu gecelerin kimleri dinden uzaklaştırdığını merak ediyorum doğrusu. Aksine din ile, İslamla ilişkileri zayıflayan milletlerin dine yönelmelerine vesile olduğunu gördük. Birtakım bilgilerle malumatfuruşluk yaparak bu gecelerle ilgili bazı bidatlerden sakındırmayı anlıyorum ama öyle bir anlatılıyor ki sanki Regaib, Mirac, Berat yok. Bu geceleri ortadan kaldırmakla elinize ne geçecek. Futbol sahalarında, miting meydanlarında veya televizyon başında vakit geçirmek daha mı iyi. Allahı hatırlamaya vesile aramak, bunun için her fırsatı değerlendirmek niye kötü olsun ki... Ellerin semaya, dillerin duaya, gönüllerin Mevla'ya yöneldiği mübarek Mirac gecesinin hayırlara vesile olması dileğiyle.

***

Haberlerde vahşi bir cinayet haberi medyada yine öne çıktı. Aman Allah'ım! Suriye’de 7 şehidi olan ve 2014 te Sakarya'ya göç ederek bu millete emanet edilen, çoğu çocuk 45 kişilik bir ailenin genç bir kadınını hem de 9 aylık hamileyken tecavüzle öldürmek nasıl bir vahşettir. Sırp çetniği misiniz, Amerikan gâvuru musunuz, dürzimisiniz nesiniz lan siz?... Sosyal medyada harlanan ve köpürtülen bu Suriye düşmanlığını da anlamıyorum... Adamın kendi dedeleri Osmanlı zamanında göç etmiş, en başta kendisi halden anlaması gerekirken yeni gelen mültecilere düşman gözüyle bakıyor... Veya çalışmak zorunda kalan mültecilerin sanki kendi rızkını azaltacağını zannediyor... Hani "bir kişinin yiyeceği iki kişiyi doyurur" anlayışına ne oldu? İnsanca bir dünyada yaşamak için masuma da suçluya da kimliği sorulmaz... Suçluysa suçlu, masumsa masumdur, o kadar...

***

Kuzey Irak bölgesel yönetimi tarafından ayrı bir devlet olma fikriyle referandum yapıldı. Türkiye’nin itirazını ve işin ciddiyetini kavrayamayan sıradan insanlar sokaklarda peşmerge bayrağıyla İsrail bayraklarını dalgalandırarak gösteri yaptılar. Elbetteki bu vaziyetten en fazla memnun olan İsrail devletiydi. İsrail bayraklarıyla sokaklarda dolaşan Iraklı Kürtlerin resimleri medyada yer alınca, Cumhurbaşkanımızın Irak Kürt yönetimini uyararak "İsrail bayrağı sizi kurtarmaz" demesi, geçmişteki bir hatıramı hatırlattı bana...

2000 yılında Sinop'tan Hac görevlisi olarak Mekke'ye gitmiştik. Orada geç vakitlerde otel lobisinde din görevlileri olarak birbirimizle sohbet ediyorduk. Konu nereden oraya geldi şimdi tam hatırlamıyorum, ama gazetelerden aklımda kalan şekliyle, Güneydoğuda İsrail'in aracılar koyarak toprak edindiğini, gizlice yerleşmeye mi çalıştığını falan söylemiştim. O zaman güneydoğulu bir din görevlisi şöyle demişti hiç unutmuyorum. "Gelsinler yahu, şimdiye kadar Türkler bizim anamızı belledi, İsrail gelirse hiç olmazsa rahat ederiz..." Baka kalmıştım bu sözüne 'ne diyor bu' diye... Çünkü din görevlisi olarak böyle bir cevap hiç beklemiyordum. Şimdi Irak'taki kürtlerin İsrail bayrağıyla gösteri yapması, arzı mev'ud hayalinin adım adım nerelere kadar uzandığını gösteriyor...

***

Bir tanıdığımız demişti ki; “Değerli hocam, BOP projesi zaten İsrail projesi değil mi, bu projede biz de figüran değil miyiz?” Şöyle yazmıştım:

BOP veya BİP, yani Büyük Ortadoğu Projesi veya Büyük İsrail Projesi, ya da Arz-ı Mev'ud, hepsi aynı... Figüran olma meselesine gelince, haklısın. Sultan Abdülhamid'den sonra türlü hilelerle hep figüran olarak yönlendirdiler bizi... Şimdi çeşitli bâdireleri atlatarak bugüne gelmiş bir yönetim var. Figüran olmamak için elinden geleni yapıyor. Artık anlaşıldı ki önceleri demokrasi diye, dostluk diye, müttefik diye bizi oyalayanlar, açıkça cephe almaya başladı. Önemli olan şimdiye kadar ne olduğu değil, şimdiden sonra ne olacağı. Mesele sen-ben kavgası değil. Türkiye'nin bekâsı meselesi. Bu memlekette hepimiz bir yapının tuğlaları gibi birlikte ve beraberce yaşamak mecburiyetinde olduğumuzun şuuruyla güçlü olmaya çalışmalıyız. Biz güçlü olursak, Türkiye güçlü olursa kimse yan bakmaya cesaret edemez...

***

Son yüz yılda CHP’yi bir kenara koyarak diyelim ki Türkiye Cumhuriyeti için FETÖ denilen belâdan daha büyü bir fitne çıkmadı. Aileler bölündü, nesiller heba oldu. Bu dönemde bir takım fırsatçılar da ortaya çıkarak, istemediklerini FETÖ yaftasıyla karalamaya teşebbüs ettiler. Bundan Ayancık’taki din görevlisi bazı arkadaşlarımız da mağdur oldular, sıkıntı çektiler.

'Allah kuru iftiradan saklasın' diye halk arasında bir tabir vardır. Bir ara, haksız yere FETÖ’yle suçlanan bir arkadaşın çile çekmesine sebep olanların zan ve iftiralarına muttali olduk. Gördük ki edepsiz insanların ipliği pazara çıkmış. Ne sanıyordunuz yani. İftira atmak kimsenin yanına kâr kalmaz. Sevmediğiniz, kavgalı olduğunuz insanlara 'fırsat bu fırsat, ümüğünü sıkalım' diye zan ve yalanla haksız isnatlarda bulunursunuz, gizli şahit de olabilirsiniz belki ama Allah'a hiçbir şey gizli değildir. Birgün çirkinliğiniz ortaya çıkıverir. Kibrinizi, nefsinizi, şeytanınızı bir kenara koyup kendinizi muhasebe edin bakalım, ne görüyorsunuz. Allah'a ve âhirete gerçekten inanan insan hiçbir kimseye iftira atmaz. "Fitne katlden beterdir" buyurulmuş. Ya, olmadığı halde FETÖ suçlamasıyla iftira atmak nedir? İnsanlar arasına saçılan bir fitnedir ki öldürmekten beterdir. Birlik, beraberlik içinde güçlü olalım derken bunlarla karşılaşmak insanı üzüyor doğrusu.

***

"Gazetesinde Türk halkına, 'göbeğini kaşıyan adam', 'bidon kafa' diye hakaretamiz yakıştırmalarda bulunan birinin bir paylaşımı gözüme ilişti internette. Filistin'in bilmem kaç seneden beri bize ihanet ettiğini, oysa bizim hala Filistin'e ağladığımızı yazmış. Herkesin Kudüs için hassas olduğu-olması gereken bir dönemde parazit yapıyor yani.. Nerden nasıl uydururlar bilmem. Halbuki Filistin'i gasbederek işgal eden İsrail devletini ilk tanıyan ülke o zamanın Türkiye'sidir, ne acıdır ki. Yüreklerin toplu vurması gereken bir zamanda zihinleri bulandırmanın âlemi yok. Hem mesele sadece Filistin meselesi değil, İslamın ilk kıblesi ve birçok peygamberin mekânı olan Kudüs'ün işgal altında bulunması.. Ve orada insanlara zulmedilmesi... İster Yahudi ol, ister Hıristiyan, isterse Müslüman, bunun acısını yüreğinde hissetmiyorsan insanlığını kaybetmişsin demektir."

***

ABD başkanının Kudüs’ü İsrail'in başkenti ilan etmesinden sonra Türkiye'nin çabalarıyla BM de aldığı yenilgi, bizdeki bazı kimseler tarafından endişe ile karşılandı. Kalbi ve kafası bu milletin değerlerine yabancılaşmış olanlar ABD nin cüssesinden korkuya kapılarak 'bunu bizim yanımıza bırakmazlar' demeye başladılar. Elbette karşındakinin gücünü hesaplayacaksın, ama kendi maddi ve manevi gücünü de iyi değerlendireceksin. Haklı olduğu davada Türkiye, bütün dünya devletlerini peşine taktı ve neticeyi aldı. Haklıysan güçlüsün. Yaşanabilir bir dünya ve ahiret için inancımız bize şehitlik gibi bir payeyi müjdeliyor. İslam tarihindeki Mûte muharebesini hatırlayalım. 300 bin kişilik bizans ordusuna karşı 3 bin kişilik İslam ordusu Mûte'de karşılaşmıştı. O zaman da değişik duygulara kapılanlar olmuştu. Çatışmaya girmeden dönelim diye, Rasûlullah'a mektupla soralım diye tereddüt edenler olmuştu. Orada Abdullah bin Revaha; "Biz buraya gelirken neticesi şehitlik olan bir sefere çıktık. Düşmanın çokluğu veya bizim sayımızla değil, Allah'ın bizi şereflendirdiği şu din kuvvetiyle savaşıyoruz. Neticede iki iyilikten biri ya şehitlik, ya zafer vardır." demişti. Bu arada Peygamberimizin de haber verdiği üç değerli komutan şehid düşmüş, İslam ordusu Halid bin Velid'in kumandasında düşmanı şaşırtarak yıldırmış ve geri dönmüştü... Bir zamanlar eski gazete kupürlerini karıştırırken şöyle bir araştırma yazısı gözüme ilişmişti: “Bir laboratuvarda kedinin beynindeki korku duygusunu uyandıran bölgeyi gazla etkilediler ve onu bir fare ile birlikte aynı kafese koydular. Kedi farenin karşısında korkuya kapıldı ve canavar görmüş gibi kaçacak delik aradı." Evet kibirli olmak büyük ve güçlü olmak demek değildir. Allahü teâlâ, Âli İmran sûresi 139. ayette: "Gevşemeyin, üzülmeyin! Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz." buyuruyor.

***

Necip Fazıl, 'Yüzbinlerce insan "Gool!" diye bağıracağına "Ol!" diye bağırsaydı belki adam olurduk' diye yazar. Şimdilerde dilimize 'Zarraf' diye bir isim pelesenk olmuş, milletin gündemini boşuna meşgul ediyor. Bir zamanlar milletin dilinde 'Saddam' vardı. Zikir çeker gibi ilgili ilgisiz herkes konuşurdu. Halbuki olacak olan olur, sen de boş konuştuğunla kalırsın. Dilini Rabbini zikretmeye alıştırsan, bak o zaman Allah neler açar ufkunda... Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin dediği gibi:

Her dem ânı zikreyle

Zîrekliği koy şöyle

Hayranı Hakk ol söyle.

Mevla görelim neyler,

Neylerse güzel eyler.

Son Güncelleme: Pazar, 14 Ocak 2018 09:15