Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Makaleler Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler
e-Posta Yazdır PDF

Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler

Selim Sinan ÖZTÜRK

29.Kasım.2015

Erzurum'lu İbrahim Hakkı Hz.lerinin; "Hak şerleri hayreyler / Zannetme ki gayreyler / Ârif ânı seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler." dediği gibi; şer gibi görünen 7 haziran seçimleri 1 kasımda hayrını ortaya çıkardı. Şeytanın kudurmuş sözcüleri dört koldan saldırırken, kaos ortamının ülkeyi nereye savurmaya başladığı görüldü ve eskiyi yaşamayanlar da hanyayı konyayı anladılar bir parça...

Bu arada terör örgütü PKK ve DAİŞ’in haziran seçimlerinden sonra gemi azıya almaları karşısında gereken cevabın anında verilmesi işlemi devam ediyor. Bir iki senedir şehit haberi gelmemesinden sonra hevesimiz kursağımızda kaldı. Acılarla yoğrulmuş Anadolu toprağı yine şehitler vermeye başladı. Anlaşılıyor ki bu ara dönemde hazırlık yapmışlar. Ama unuttukları bir şey var, Türkiye eski Türkiye değil. Hakettikleri karşılığı bulacaklar inşallah…

Elhamdülillah şu güzel vatanımızda tarihî başarılara şahit oluyoruz. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, Başbakan Ahmet Davutoğlu, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, devlet millet bütünlüğünde özveriyle çalışan hükümetimiz, askerimiz, polisimiz ve diğer görevlilerimiz, yaşadığımız günler ve yarınlarımız için Allah’ın bir lûtfudur.

Saray diye diye Cumhurbaşkanı'nın şahsında sessiz yığınların üzerine çullananlar, Türkiye'nin zirvedeki şahsı mânevîsi olan Cumhurbaşkanlığı makamını basitleştirmeye çalışarak aslında kendilerini yaraladıklarını farketmediler. Orası Padişah sarayı değil, Cumhurun başının idarehanesi. Biri gider, öteki gelir. Cumhuriyet saltanat değil çünkü... Bunu anlamak bu kadar zor mu?..

Geçenlerde birisi sosyal paylaşım sitesinde paylaşmış: "Japonya'da uzay teknolojisi için ayrılan bütçe 2.5 milyar dolar, Türkiye'de Diyanet'e ayrılan bütçe 2.4 milyar dolar. Farkı anladık mı?" diye yazmış, Din, diyanet o kadar önemli değil, teknoloji önemli demeye getiriyor. Şair "Kızımın başörtüsü batıyor rezilin gözüne, acırım billah tükrüğe, tükürsem yüzüne.." diyor ya, diyanet'in yaptığı ve yapmadığı şeyler de birilerinin gözüne batıyor. Bu mantıkla milletvekili maaşlarını da, öğretmenlerin maşını da, doktorların maaşını da, askerlerin maaşını da abartmak mümkün.. Dinsiz-imansız, ezansız-camisiz hayat arzulayanlar, ezanın istiklal sembolü olduğunu, dolayısıyla Diyanet'in eksiklerine rağmen bu memleketin insanları için olmazsa olmaz bir birleştirici güç olduğunu anlayamazlar...

***

Fransa’daki terör hadiselerinden sonra batının çifte standardı ve islamofobia açığa çıkınca sosyal paylaşım sitelerinde Fransa’nın vaktiyle Cezayir'de yaptığı zulüm resimleri paylaşılmaya başlandı. Katliamlar, tecavüzler, zulümler... İslam düşmanlarının her dönemde eline fırsat geçince yaptığı bu değil mi? Kadir Mısıroğlu'nun hatıralara dayanarak yazdığı "Yunan Mezalimi" kitabında yazıyor, namusa tecavüz eden keferenin bunu marifetmiş gibi anlatışı... Daha sonra Bosna'da Sırp çetniklerinin yaptığı, Irak'ı işgal eden Amerika'lıların yaptığı, Suriye'de zalimlerin yaptığı hep aynı şey... Yaptıkları işkencenin görüntülerini çekerek belge yapmışlar bir de sapıklar... Ama, lafa gelince Avrupa medeniyeti diyorlar... Medeniyet değil, Âkif'in dediği gibi "Tek dişi kalmış canavar" bu... Merhametten yoksun, kendinden başkasını insan bile saymayan insanları yetiştiren bir düzen... Hiç şüphesiz DAİŞ gibi canavarları yetiştiren de batının Lawrens'leri..

İşte görüyoruz televizyonlarda. Düşman bir yere girerse herşeyi berbat ediyor. Onun için düşmana fırsat vermemek, bilerek veya bilmeyerek yardımcı olmamak gerek. Mehmet Âkif: "Girmeden tefrika bir millete düşman giremez, Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez." diyor. İçimize serpiştirilen bölücülük fitnelerine dikkat etmeliyiz. Basit şeylerden bile ayrılık ateşi yakarsak bu bizim sonumuz olur. Bu güzel memlekette beraber yaşamaya mecburuz, hatta birbirimize muhtacız... Hepimiz, Allah'ın ahseni takvim üzere yarattığı insan olarak güzel görmek, güzel düşünmek, güzel yaşamakla mükellefiz...

İslam adını kullansa da DAİŞ, bir medeniyeti temsil etmiyor, İslam medeniyetini hiç temsil etmiyor. Ama bir medeniyete karşı saldırıyor, özellikle de İslam medeniyetine... Burada İslam medeniyetini yıllarca temsil etmiş olan Türkiye'ye büyük iş düşüyor. Maddi manevi birikimlerini bu belayı defetmek için ortaya koyarak çalışmak lazım. İmam Hatiplere, İlâhiyatlara bu duruma çözüm üretmede ihtiyaç var...

Mısır'da İhvanı Müslimin'in seçimle iktidara gelmesini hazmedemeyen, darbeyle engelleyerek yolunu tıkayan ve buna ses çıkarmayanlar Suriye'de DAİŞ'in ortaya çıkmasına sebep olanlardır... Dolaylı ya da direk olarak bu örgütle bağlantısını sürdüren devletlerin varlığını herkes bir şekilde dile getiriyor.. Çünkü hiçbir terör örgütü arkasında bir devlet desteği olmadan yaşayamaz. Devletler birbirleriyle mücadelede belki birtakım terör örgütlerine destek verirlerse sonuçta işte böyle terör ateşi bumerang gibi döner onları da vurur. Batı, yarım ağızla "teröre karşıyız" derken PKK'ya da karşı çıkıyor mu, hayır... Hâlâ taraflı ve çifte standart davranıyorlar. Terörle mücadele böyle olmaz. Zulüm heryerde zulümdür...

***

"Haklı olduğumuz bir meselede hakkımızı savunmazsak, haksızların azıtmasına sebep olabiliriz. Sen esasen haksız olmaktan kork, mazlum olmaktan değil... Haksızlığa düşmek ve yalanlarla bunu savunur olmak insanın kendi kendini aldatmasından başka birşey değil..

Eski bir hikâyedir. ABD ile Rus yetkilileri diplomatik bir meseleyi görüşüyorlarmış. Bir ara Rus elçisi haksız olduğu için diyecek bir şey bulamamış, kızarmış bozarmış, altta kalmamak için konuyla alakası olmayan şekilde; "ama siz de kızılderilileri öldürdünüz" deyivermiş...

Şimdi Hatay sınırında düşürülen Rus uçağının şok yankıları sürerken, yapılan yanlışı savunamadığı için Rus yetkilileri "AKP ve Türkiye'deki idareciler Türkiye'yi İslamlaştırmaya çalışıyor, diyorlarmış. Komik oluyorlar valla... Cumhurbaşkanı bu saçma iddiaya güzel bir cevap verdi ve dedi ki; "Demek ki ben, hükümet ve bizler, Türkiye'yi İslamlaştırma gayreti içindeymişiz. Yahu bunu nasıl söylersin, Türkiye'nin yüzde 99'u zaten Müslüman."

***

Hergün yazılı ve görsel medyada bazı kişilerin devamlı olarak yönetimin aleyhinde yalan-yanlış ve hakaret dolu yayınlarını görünce insanın, bunlar acaba düşman devletlerin içimizdeki görevlileri mi diyesi geliyor. A mübarek hiç mi iyi bir şey yapılmıyor bu memlekette.

İmam Hatip Okulunda okurken Milli Güvenlik Dersinde "Beşinci Kol"  diye tarihe geçen bir vakıadan bahsetmişti hocamız. Bu tür medyayı görünce aklımıza o derste anlatılanlar geliyor.  Nedir Beşinci Kol?

Beşinci kol, bir ülkeyi savunamaz hale getirmek için düşman ajanları tarafından her türlü aracı kullanarak halkı ve yönetimi mecalsiz hale getirmek, savaşamayacak duruma gelecek şekilde moralini bozmak, fikir ayrılıkları sokmaktır.

Beşinci Kol kelimesi ilk kez General Franco tarafından 1936-1939 İspanya iç savaşı sırasında söylenmiştir. Generalin orduları Madrid'e dört koldan saldırdıkları sırada sormuşlar “başka birlikleriniz var mı?”, diye. “Beşinci kol Madrid içerisinde”, diye cevap vermiş. Neticede şehirde bir ayaklanma çıkarılmış ve Madrid'in düşmesine yardımcı olmuşlardır.

Bu yöntemler Nazi Almanya’sı ve Sovyetler Birliği tarafından da yoğun olarak kullanılmıştır. Beşinci kol faaliyeti yapanlar insan psikolojisini ve sosyolojiyi çok iyi bilir. Medya, onlar için çok iyi bir araçtır. Neticede ahlaksız ve bilgisiz bir gençlik, sadakatsiz insanlar, fizyolojik ve psikolojik açıdan rahatsız bir toplum meydana getirmeyi amaçlarlar. Bu çeşit hilelere karşı dikkatli olmak gerekir.

Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Kasım 2015 13:39