Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Makaleler Bazı şeyler göründüğü gibi değildir
e-Posta Yazdır PDF

Bazı şeyler göründüğü gibi değildir


Selim Sinan ÖZTÜRK

18.Mayıs.2015

Doğu klasiklerinde anlatılır: “Bir adam baltasını kaybetmişti, onu komşusunun oğlunun çaldığını sanıyordu. Onun hareketlerine gidişine bakıyordu. Herşey, onun balta hırsızı olduğunu gösteriyordu. Yüzü de balta hırsızına benziyordu. Konuşması da balta hırsızına benziyordu. Bütün hareketleri, balta hırsızından başka bir şeye benzemiyordu. Ancak, adam bir gün baltasını bir çukurda unutulmuş buldu. Ertesi gün komşu çocuğunu gördü. Çocuğun hiç bir hareketi bir balta hırsızına benzemiyordu; görünüşü de bir balta hırsızı gibi değildi.

Buradaki hikâyede olduğu gibi bazan hiçbirşey gördüğümüz gibi değildir. Baktığın yerden gördüklerin ve nefsin fısıldadıkları bizi yanıltabilir. Algı operasyonuna girişen, işi gücü muhaliflerin kuyusunu kazmak olan, gece gündüz bunun hesabını yapan kişilerin, yalan yanlış uydurma mesajlarını paylaşan, yayan saftriklere ne demeli bilmem..

***

Olmayan şeyleri olmuş zannetmiş, olmayacak hayallere inanmış, hayatında din-iman nedir kafa yormamış, huzurlu bir aile hayatı olmadığı için sakat bir sevgi anlayışı edinmiş, "ene"si ve "ego"su kabardığı için kendinden başkasını hiç kabullenememiş, futbol takımı tutar gibi taraf tutmuş, düşmanca duygular içinde herşeye kafa tutmayı kahramanlık sanmış, memleketin sosyal kanseri olmuş zavallı kayıp gençlik...

Nerden biliyorsun demeyin.. Facebook'ta kim neyi paylaşmış, neye sempati duymuş belli oluyor. "Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz" denildiği gibi görülüyor herşey. Ağzını açtığı zaman içinden hastalıklı sözler, etrafa pis kokular yayan, ortalığı ifsad eden lakırdılar geliyor. Nerden başlayıp neyi nasıl düzelteceksin, insan baka kalıyor. 1400 yıllık İslam kültürüyle yoğrulmuş, 600 yıllık Osmanlı geleneğini darmadağın ettikten sonra işte gelinen nokta...

***

Herkese çalışmasının neticesinde nasibi takdir olunmuştur. Herkesin kazancı ve durumu aynı değil. Kimi zengindir kimi fakir, kimi güçlüdür kimi hakir, kimi sağlıklıdır kimi de hasta... Kaderde ne varsa o olur etme tasa!. Kader sırrı derin... Bir iş bir saniye önce olmaz, bir saniye sonra da olmaz. Olması takdir olunduğu anda, tam o anda olur...

Nasibini beğenmeyen, hep başkasının elindekinde gözü olan huzur bulamaz. Dünya sevgisi ve hırsı insanı hep aldatmıştır. Peygamberimiz, mal ve yaratılışça kendinden yukarıdakilere değil, aşağıdakilere bakarak şükretmeyi tavsiye ediyor. Cenabı Hak da "şükrederseniz ziyadeleştiririm" buyuruyor. Hayattaki gayesi mal mülk ve para olanlar için nasib, rıza, kanaat, tevekkül gibi mefhumlar birşey ifade etmez.

Peygamberimiz birgün şöyle buyurmuş: «Âdemoğlu, malım malım deyip duruyor. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var ki!?»” (Müslim, Zühd, 3-4)

Birbaşka hadisinde de şöyle buyurmuş: "Âdemoğlu için iki vadi dolusu mal olsaydı, mutlaka bir üçüncüyü isterdi. Ademoğlunun iç boşluğunu ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenleri affeder." (Buhari, Hadis No: 1668)

Yani diyor ki âdemoğlunun gözünü ancak toprak doyurur. Onun için ölçüyü kaçırmamak gerekir...

***

Muhalefetin, emeklilerin maaşlarının yetersizliği üzerinden oy sondajı yapması dikkati çekiyor. Kurban ve ramazan bayramında külliyetli miktarda ek maaş verme sözü biraz uçuk-kaçık gibi geliyor insana. Kaynak problemi ve piyasanın zigzag yapma riski, dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan da olma korkusu veriyor biraz da... Para piyasası spekülasyon istemiyor, istikrar istiyor. Hükümete bu konuda güven var. İmkan varsa iyileştirme de yapılabilir inancı hakim...

Emekli aylığı son zamanlarda yapmam gerekenler için yetmemeye başladı. Başkalarının hükümete bu yüzden çatması biraz nefsimizi okşuyor belki ama, "Bizim halimizi bilmeyecekse niye halife olmuş" diye Hz.Ömere serzenişte bulunan kocakarı gibi sitem etmeyi de kendimize yakıştıramıyoruz. Ayağını yorgana göre uzat diye bir tabir var. Cenabı Hak; "Şükrederseniz ziyadeleştiririm" buyuruyor. Herhalde şükrümüzde noksanlık var veya şükretmeyi, istiğfarı beceremiyoruz, Allah affetsin...

Eskiden bu kadar dünyadan haberdar değildik. Şimdi TV.ler anında dünyanın herhangi bir yerindeki olayı gösterebiliyor.  İnsan olarak elbette etkileniyoruz. Suriye ve Irak'taki olaylar nedeniyle ülkemizde binlerce mülteci var. Denizlerde ölüm pahasına insanca bir hayata yelken açan binlerce mülteci var. Bunları görünce halimize şükrediyoruz. Beterin beteri var, Allah korusun... Mevlana diyor ki; “Şems -ks.- bana bir şey öğretti; “Dünyada bir tek mü’min üşüyorsa, ısınma hakkına sahip değilsin.” Ben de biliyorum ki yeryüzünde üşüyen mü’minler var; ben artık ısınamıyorum!.” diyor. Eskiden "komşusu açken tok yatan bizden değildir" hadisine göre komşu denilenler kim olduklarını bildiğimiz kimselerdi. Şimdi global bir mahalle olan dünyada haberdar olduklarımızdan sorumlu değil miyiz, bir düşünelim bakalım... Onlar orda çile çekerken senin için cızz etmiyorsa imanında, insanlığında bir noksanlık var demektir.

Son Güncelleme: Salı, 19 Mayıs 2015 22:14