Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

14.Temmuz.2010

e-Posta Yazdır PDF

14 Temmuz 2010, Çarşamba - İZMİR

Yaz döneminde TV dizileri de tatile çıkıyor. İstisnalar dışında, sinemalarda yeni ve önemli filmler oynamıyor. Ben de çok beğendiğim filmleri DVD’den yeniden izliyorum. Örneğin:

EYVAH EYVAH

Sıcak, samimi ve küfürsüz bir komedi filmi. Güzel bir hikaye, hikayeye uygun doğal çevre ve başarılı oyuncular. Sinemayı halka kendi sorunlarını anlatmak veya onları uyandırmak, öğretmek olarak algılamayan, bir eğlence aracı, bir hikaye anlatma sanatı olduğunu unutmayan harika bir film. Tıpkı “Babam ve Oğlum” filminde olduğu gibi tüm ailenin birlikte izleyebileceği, keyif alacağı filmi herkes birbirine tavsiye etti. Vizyona girdikten sonra seyirci sayısı katlanarak arttı. Filmde Hüseyin (Ata Demirer), Trakya’nın bir köyünde ninesi ve dedesiyle büyüyen bir delikanlıdır. Müjgan’la mutlu olmak ve klarnet çalmak iki büyük aşkıdır. Bir sebeple İstanbul’a gitmek zorunda kalır ve gece kulübü şarkıcısı Firuzan’la karşılaşır. Macera ve kahkahanın birlikte olduğu filmi eşimle birlikte sinemada seyretmiştim. DVD’si çıkınca tekrar tekrar izleyeceğim.

AVATAR

Sinemada üç boyutlu olarak izlendiğinde insanı şaşırtan, keyiflendiren, heyecanlandıran çok güzel bir film. Yönetmen James Cameron,”Titanic” ve “Terminator” filmlerinde olduğu gibi başarılı bir öykü anlatıcısı. (Sanırım iyi film yapmanın ölçüsü, bir hikayeyi herkesin anlayacağı şekilde basit ama akıcı ve zengin görüntülü olarak anlatabilmektir.) Bu bilim kurgu film 22. Yüzyılda geçmektedir. Pandora adlı uzaydaki bir uydu gezegende Navi adı verilen, 3-4 metre boyunda mavi renkte ve insansı görünümlü, kabile kültürüne sahip barışçı bir halk yaşamaktadır. İnsanlar havasını soluyamadıkları için, onların arasına göndermek amacıyla insan ve navi karışımı olan avatarları üretirler. Bir çeşit Truva atı gibi içlerine gönderip navilerin değerli bir madenlerini ele geçirmek amaçlarıdır. (Avatar sözcüğü, Hindu inanışında, tanrıların yeryüzüne indiklerinde büründükleri fiziksel şekil anlamına gelmektedir. Dijital dünyada ise, sanal ortamda bireyin kendisini temsil etmesi için yaratılan karakterdir.) Sinemadan sonra DVD’den izledim, üç boyutlu seyretmek kadar görkemli değil ama iki boyutlu olarak da film bir şaheser.

HERKESİN KEYFİ YERİNDE

Yıllar önce Giuseppe Tornatore’nin “Stanno Tutti Bene (Herkesin Keyfi Yerinde)” filminde, yaşlılık döneminde başarılı bir oyun çıkaran Marcello Mastroianni’ye bayılmıştım. Bugüne kadar ülkemizde DVD’si çıkmadığı için tekrar izleyemedim. (Tornatore’nin “Cennet Sineması” ve “1900 Efsanesi” filmlerin de çok sevmiştim.)

Aynı filmin tekrar çevrimine biraz şüpheyle gittim. Ama, korktuğum olmadı. ”Herkesin Keyfi Yerinde” filmini sonuna kadar zevkle izledim. Robert de Niro çok başarılıydı. Film, kendisini çocuklarından uzak tutmuş ve aileyi bir arada tutma görevini tamamen karısına bırakmış bir babanın, karısının ölümünden sonra, çocuklarıyla bağlantı kurmaya çalışmasını anlatıyor. Ailecek izlenmesi gereken bir film.

TV DİZİLERİ

Dizi filmleri seyretmek, Türk seyircisinin en önemli alışkanlığı oldu. Ancak, her kanalda aynı saatlerde dizi film rekabeti başlayınca reyting canavarı devreye girmekte. TV seyircisi, her gün bir veya iki dizi dışında hepsini takip edemeyeceği için bazı dizilere haksızlık yapılıyor. Yapımcı insaflıysa, hikaye sonlandırılıp konu havada bırakılmıyor. Ama, çoğu kez yarım bırakılarak yayından kaldırılan diziler çok nadiren tekrar ekrana getirilerek sonlandırılıyor.

Bu konuda,TRT’nin geleneksel tavrı 13 garanti bölüm çekmek, hikayeyi yol ayrımına getirip bitirmektir. Örneğin; ”Hisarbuselik” dizisi 13 bölümde bitirildi. Konu devamına imkan veriyordu. ”Ayışığı Neredesin” dizisinde 13 bölümde hikaye sonlandırıldı. Ama, geçen yılın dizileri olan “Ayrılık”, “Aynadaki Düşman”, ”Cam Kırıkları” dizileri, aynı oyuncularla aynı hikayeye devam edilemediği için ya her şeyi değişti, ya da hiç başlanamadı.

Beğenerek izlediğim “Canım Ailem” dizisi tam kıvamında bitirildi.”İkinci Bahar” dizisi gibi,”Canım Ailem” dizisi de klasikler arasına girerek her zaman ekranlarda tekrarlanacaktır.

“Gönülçelen” dizisi, 16. Bölümün ardından sezon tatiline girdi. Dizide Cansel Elçin, köklü bir aileden gelen piyanist bir akademisyen olan Murat rolünde. Tuba Büyüküstün, Çingene kızı Hasret rolünde. Uzun yıllar yurt dışında kalmış ve Türkiye üzerine tezler hazırlamış olan genç ama parlak akademisyen Murat, Türkiye’ye döner, kenar mahallelerden birinde gördüğü güzel Çingene kız üzerine arkadaşıyla (Onur Saylak) bahse girer ve bu kızdan bir hanımefendi yaratmaya çalışır. Kız parlak bir yıldıza dönüşürken, akademisyen genç de aşkı ve yurdunu keşfedecektir.

Yeni sezonda yeni bölümlerini merakla bekleyeceğim bu diziyi çok beğendim. Bütün oyuncular karaktere uygun seçilmiş ve hepsi de başarılılar.

Yılın dizisi hiç şüphesiz “Ezel” oldu. İlginç konusu, incelikli senaryosu, başarılı oyuncuları ile gelecek bölümlerini merakla bekletiyor. Kenan İmirzalıoğlu, Cansu Dere, Tuncel Kurtiz, Barış Falay, Yiğit Özşener, Sedef Avcı, Salih Kalyon, Bade İşçil, Sarp Akkaya… Hepsi de sanki oynadıkları karakterleri yaşatıyorlar.

Dizinin aynı başarıyla önümüzdeki sezonda da devam etmesini dilerim.

“Kapalıçarşı” dizisi sıcak,samimi,duygusal bir dizi. Bazen komik, bazen dramatik olarak bir aşk ve dostluk hikayesi anlatılıyor. Olgun Şimşek, Mert Fırat, Aslı Tandoğan, Erkan Can, Tülin Özen, başlangıçta Nejat İşler, sonra o diziden ayrılınca Engin Altan Düzyatan dizinin baş oyuncuları. Yeni sezonda aynı başarıyla devam etmesini istediğim, merakla bekleyeceğim bir dizi.

“Yeditepe İstanbul”

İşte klasikleşen ve her gösteriminde keyifle izlediğim başarılı bir dizi. 2001 ve 2003 yılları arasında TRT’de yayınlandı. Yeni baştan TRT 1’de hafta içi her gün izlemekten memnunum.

Dizide kocası iflas ettikten sonra kızı ile dar gelirlilerin yaşadığı bir semtte ev tutan bir kadının alışık olmadığı çevrede yaşadıkları anlatılıyor. Şimdi her biri yıldız olan kalabalık bir oyuncu kadrosu var. Ali Ulvi Hünkar’ın harika senaryosu ve Türkan Derya’nın başarılı yönetimi ile herkesin beğendiği mükemmel bir dizi.

Son olarak, yarıda kalmasına, çekimlerine devam edilmemesine üzüldüğüm ve gerçekten beğendiğim dizilerden ikisinden söz edeceğim.

“Bu Kalp Seni Unutur mu?”, 12 Eylül sonrasını bir aile çevresinde anlatan gerçek olayları fon olarak kullanan önemli bir dönem dizisiydi. Melis Birkan, Bülent İnal, Okan Yalabık, Berrak Tüzünataç, Saygın Soysal, Gülümsün Koray, Tuba Ünsal, Engin Hepileri, Hale Soygazi ve Salih Güney’in oynadıkları bu başarılı dizi ne yazık ki yayından kaldırıldı.

“Kardelen” dizisi, sadece 6 bölüm çekilerek yarıda bırakılan başarılı bir diziydi. Kadir İnanır, Zeynep Tokuş, Özgür Özbek, Mesut Çakarlı, Mehmet Çepiç, Selin Dilmen gerçekten çok iyi oynamışlardı.

Asaf yıllar önce karısı ve kızından gizli görevleri nedeniyle ayrılmak zorunda kalmıştır. Kızı Meltem, kocası Tarık ve kızları Kardelen, yıllar sonra yaşadıkları Kanada’dan İstanbul’a gelirler. Meltem, kocası ve kızının içinde bulundukları takside talihsiz bir kurşuna kurban gider, hastaneye yetişmek isterlerken trafik kazası olur ve sadece kızları Kardelen sağ kurtulur. Meltem ve Tarık’ın cenaze töreninde hayatta kimsesi olmadığına inanılan Kardelen ve dedesi Asaf karşılaşırlar. Bu karşılaşma, bir çok zorluğun yaşanacağı uzun bir yolculuğun başlangıcı olur. Bu yolculukta onlara eşlik edecek bir diğer kişi ise, kocası tarafından aldatılmanın üzüntüsü içinde, yıllarca önce öldüğünü zannettiği kızının yaşadığını öğrenen kadın olacaktır.

Ne yazık ki bu hikaye ve bu güzel dizi de yarım kaldı.

SABAHATTİN ÖZTÜRK

Son Güncelleme: Pazar, 15 Mart 2015 23:20