Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

08.Haziran.2010

e-Posta Yazdır PDF

08 Haziran 2010, Salı  - İZMİR

Lisenin ikinci sınıfında, arkadaşlarımdan ayrılmayayım diye fen şubesine gitmiştim. Edebiyat şubesine giden arkadaşım yoktu. Yıl sonunda fen derslerinden ikmale kaldım. O zamana kadar tek dersten borçlu olsan da bir üst sınıfa devam edebiliyordun. Borçlu geçmek kaldırıldı. İlk girdiğim geometri sınavından zayıf aldım. Nasılsa sınıfta kaldım diye diğer sınavlara girmedim. Halbuki sonradan tek dersten kalanlara sınav hakkı tanındı. Diğer sınavlara girip başarsaydım bir sınav hakkım daha olacaktı. Demek ki kaderde ayrılmak varmış. Edebiyat şubesinde okusaydım, arkadaşlarımla aynı sınıfta olmayacaktım ama aynı okulda olacaktım. Sınıfta kalınca parasız yatılı hakkımı da kaybettim. Moralim bozuldu. Artık, aynı yerde okuyamazdım.

Eylül 1964 tarihinde tekrar İstanbul’a, Haydarpaşa Lisesine döndüm. Akıllanmadığım için, ikinci sene yapabilirim diye gene fen şubesine gittim.

Fotoğraf 8 Kasım 1964 tarihli. Haydarpaşa Lisesi, yarı açık cezaevi gibiydi. Dört tarafı birbirine bağlı bina, ortasında geniş bir avlusu vardı. Yatılı öğrenciler sadece Çarşamba günleri öğleden sonra ve hafta sonunda dışarı çıkabiliyorlardı.

Cumartesi sabahı vapurla Kadıköy’den Eminönü’ne geçerdim. Trenle Zeytinburnu’na gider, İzzet amcamdan haftalığımı alıp geri dönerdim. Günün yarısı bitmiş olurdu. Ama, sinemalardan birine yetişirdim. Pazar gününün tamamı sinemalara ayrılırdı.

Artık 5-Fen/C sınıfındayım. Numaram 373. Edebiyat ve kompozisyon derslerim çok iyi, Psikolojiye de ilgi duyuyorum, ama fen derslerini bir türlü sevemiyorum. Hafta sonları sinemaları geziyorum. Hem param bitiyor, hem kafam şişiyor. (İçki, sigara, kumar, çapkınlık alışkanlıkları yoktu, hayalperest bir çocuğun sinema aşkı vardı sadece).

Haydarpaşa Lisesi’nin avlusunda, 1964 yılında, Mehmet Ali Kaya ile birlikteyiz. Okulda en iyi arkadaşım o. Okuldan ayrılınca bağımız koptu. Sonradan Hazine Kontrolörlüğünü kazanınca, birlikte mesleğe başladığımız Hüseyin Cevat Tozlu sayesinde yeniden buluştuk. İkisi de Giresun’luydu. İzmir’e yerleştikten sonra birkaç kez görüştük. Sonra izini kaybettim.

Sürekli sinemalarda zaman geçirince gözlerim bozuldu, gözlüklerimle poz verdiğim fotoğrafın tarihi 7 Nisan 1965. Kadıköy-Üsküdar arasındaki ana cadde ile okul binası arasındaki ön bahçedeyim.

Bu fotoğraf 20 Mayıs 1965 tarihli. Derslerim felaket durumda, ben artistik pozlar veriyorum.

Fen şubesini seçmiştim ama evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Cebir, geometri, fizik, kimya, biyoloji gibi beş fen dersi ve bir de tarih dersinden (toplam altı ders) sınıfta kalıp belge aldım. Bir yıl sonra bu derslerden sınava girecektim.

1965-1966 öğrenim yılında ben Ayancık’ta hayat bilgisi dersleri alıyordum. Orman İşletmesinin fidanlığında, tomrukların ölçülerini boya ile üzerlerine yazma işine atanmıştım. Önceki günlüklerimden birinde anlattığım gibi belgeyi kurtarıp tekrar İstanbul’a liseye devam etmek için geldim. Bu sefer okulum Bakırköy Lisesiydi.

Eylül 1966 tarihinde Bakırköy Lisesi’ne kayıt yaptırdım. Bu sefer artık edebiyat şubesini seçtim. Okul numaram: 3607. (Belge kurtarıp geldiğim için çok azılı bir öğrenci olduğum sanılmış, sabıkalı biri geliyormuş gibi benden şüphe duymuşlardı.)

Lise son sınıfta 1966-1967 ders yılında yaşadıklarımı, 1967 yılında üniversiteyi kazandığım halde Liseden çıkamadığımı, 1 Ekim 1968 tarihinde üniversite sınavını yine başarmış olarak Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne ön kayıt yaptırdığımı, ama 7 Ekim 1968 de lise edebiyat şubesi kimya dersinden tek ders sınavında geçerli not alarak ancak liseden mezun olabildiğimi daha önce anlatmıştım. Bakırköy Lisesindeki en iyi arkadaşım Kenan Yurdakul ile dostluğumuz hala devam ediyor.(Aynı lisenin fen şubesinden mezun olan Mete Gönenç ile Mülkiye öğrencisi iken (SBF’de) arkadaşlığımız başlamıştı).

Liseyi altı yılda bitirmek öylesine bir travma yaratmıştı ki, üniversite yılları boyunca, hatta fakülteyi bitirdikten sonra bile rüyalarımda kabuslar görüyordum. Liseyi bitiremediğim için üniversite diplomamın geçersiz olduğunu söylüyorlardı ve ben soğuk terler dökerek uyanıyordum. Neyse ki, birbiri ardına sınavları kazanıp kariyerimi sağlamlaştırınca kabuslar sona erdi.

1966 yılında, Ayancık Çamurca arası sahilde, deniz suyunun kalkerli kayalara verdiği şekilleri gösteren bu fotoğrafı çekmiştim.

Aradan kırk yıl geçtikten sonra 2006 yılında aynı yerde yine aynı pozu verdim. Şekilde görüldüğü gibi bazı şeyler değişmiş.

SABAHATTİN ÖZTÜRK

Son Güncelleme: Cumartesi, 14 Mart 2015 22:41