Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Avrupa'ya yön veren Müslümanlar
e-Posta Yazdır PDF

Avrupa'ya yön veren Müslümanlar

Yazarı: Ziya Paşa

Timaş Yayınları , 2012, 528 sayfa, Tarih

Sayfa: 17) Endülüs'te ortaya çıkan İslamî birikim 700 yıldan fazla bir zaman içinde oluşturulmuştu. Bu uzun süre içinde meydana gelen olaylar; özellikle Arapların bu kıtaya sahip olma şekilleri, sınırı aşınca gördükleri, orada meydana getirdikleri medeniyet eserleri, mağluplar hakkında gösterdikleri adalet ve merhamete karşın gördükleri muameleler ve diğer hadiseler son derece itina ve iltifata layık meselelerden olduğu halde şimdiye kadar bu konuda bir eser ortaya çıkarılmamıştır.

Sayfa: 44) İslam dininin irfan sancağı altında ayrıcalıklı bir yere sahip olan ilim ve kemal sahipleri, âdil ve faziletli hâkimler, hiçbir zaman ve asırda görülmemiştir. Önceki nesillerin kaydettikleri ilimler içinde yok olup gidenlerden başka kalanlar da silinmeye yüz tutmuşken, İslam âlimlerinin korumacılığı ve kadirşinaslığı sayesinde adeta bir hazine gibi saklanmışlardır. Buna nazaran eğer bütün âlem Müslüman olsaydı, âlemi dalaletin kaplayacağı zannının ne derece boş ve esassız olduğu apaçıktır. Dünya tarihi mütaalaa edildiğinde genellikle medeniyyet ve mamuriyet sebebi zannedilen Hristiyanlık mensuplarının kendi aralarında ve gerekse de ötekiler hakkında uyguladıkları zulüm ve haksızlıkların, Müslümanlar tarafından hiçbir zaman yapılmadığı açıkça ortaya çıkacağından başka delil getirmeye gerek kalmaz.

Sayfa: 44) Hristiyanlar mukaddes toprakları ele geçirmek için sayısız askerle doğu topraklarına döküldüklerinde, her nereye varmışlarsa İslam Hükümeti ve halkını kendilerinden daha medeni, meslek ve sanat sahibi bulmuşlardır. Doğuda, batıda ve Amerika'da yaptıkları barbarlıklar ve Hristiyan dini yüzünden haksız yere mazlum kaç milyon kişiyi katlettikleri ve bu tarih kitabımızın sonlarında Endülüs Hükümeti'nin çöküşü anlatılırken, medeniyetin hazırlayıcısı oldukları söylenen Hristiyanların kaydedilen muameleleri gözler önüne serilmiştir. Bütün dünya İslam gölgesinde ve az zamanda birçok ilim ve fenle gelişmişti.

Sayfa: 45) Avrupa soyluları terbiye sahibi olmak, hüner ve marifet öğrenmek, idare usulü ve yönetim tahsil etmek niyetiyle Bağdat ve Endülüs'e gelmişler ve sonra ülkelerine dönüp gördükleri şeyleri uygulamış ve öğretmişlerdi. Kütüphane ve okullar tesis ettirmişlerdi. Bunlardan birçoğu halkı arasında şan ve ayrıcalık kazanmış ve biri de papalık koltuğuna oturmuştu. İşte Müslümanların bu şekilde şan ve kuvvetlerinin yüceliğine sebeb ancak Muhammedî dinin şerefidir. Yoksa gerek Endülüs Hükümeti'nin bir zaman sonra zayıflayıp, çökmesine ve gerek Avrupa devletlerinin asrımızda görülen kuvvet ve medeni intizamına din meselesi sebep değildir. Her birinin harici ve dâhili birçok sebebe bağlı olduğunu olayların gidişatı isbat etmektedir.

Sayfa: 109) Melik Abdurrahman en Nasır'ın vefatının ardından veliaht tayin edilen oğlu Hakem ilim ve fenlerin yayılmasına olan hevesi sebebiyle ara sıra Mısır, Şam, Irak ve başka yerlerden nadir kitaplar getirtirdi. Bir taraftan da yeni yazılmış eserleri -her bölgeden gönderilen kitap ve nüshalar yardımıyla- sahih nüshalarından çoğaltarak bulunduğu Mervan Sarayı'nda inşa ettirdiği özel kütüphanesinde bir araya getirirdi. Bazı güvenilir tarihçilerin naklettiğine göre kütüphanesinde dolap şeklinde birçok yer bulunur ve mevcut kitaplar da sınıf sınıf tertip edilerek kendine ayrılan yerlerinde düzenli bir şekilde dururdu. Her dolabın içerdiği ciltlerin isimlerini bulunduran ayrı defterler bulunurdu ve yalnız bu şekilde kitapların isimlerini toplayan defterlerin her cildi 50 varak olarak kırk dört ciltti. Kütüphanenin içerdiği bütün kitapların sayısı ise altı yüz bin cildi bulmaktaydı.

Sayfa: 239) Melik Ebu Muhammed'in müttefik olup memleketi kurtaracağını zannettiği Kral Ferdinando'nun hamuru cehalet ve taassup ile mayalanmıştı. Hele ki İslam milleti hakkındaki kin ve düşmanlığı haddinden fazla, gaddar ve hilekâr bir kimseydi. Hırs ve emeli için her türlü rezilliği yapardı. Mesela kendinden yardım isteyenleri başlangıçta himaye eder sonunda anlaşmasını bozarak verdiği bir lokma ekmek yerine bir avuç pişmanlık yedirtir, içirdiği bir damla suya karşılık leğen leğen ciğer kanı içirirdi. Gariptir ki bu tarz ne kadar vahşi davranışları varsa o asrın mutaasıpları gözünde hep makbul görülmekteydi. Onu kahramanlar arasında görmeleri yetmezmiş gibi dinlerine göre velilik mertebesine kadar çıkarmış ve Saint Ferdinando unvanı vermişlerdi.

Sayfa: 493) Şeyhületıbba Ebulvelid Muhammed bin Rüşd, Kurtuba'da 520 tarihinde doğmuş 595'te bir rivayete göre 598'de Merakeş'de vefat etmiştir. Bu faziletli kimsenin kayıp olanlardan başka bilinen ve meşhur olan eserleri birkaç kitaptan ibarettir. İçlerinden Halîce isminde olan kitap yabancı dillere tercüme edilmiş ve sonraki Avrupa tabipleri tarafından da kabul görmüştür. Bazı rivayetlere göre İbn Rüşd hikmet ilminde zamanının tek ismiydi. Naklî ilimlerde de uzman olduğundan Malikî fıkhına, Kelam ilmine, tıb ilmine ve diğerlerine dair yetmişten fazla eseri vardır. Özellikle Fıkıh'taki derecesi itibariyle Kurtuba'da kadı da olmuştur. Hatta Endülüs'ün, İtalya'ya yakınlığı dolayısıyla hakîm İbn Rüşd'ün kelam ve hikmete dair bazı kitapları oralarda yayılmış herkesin ilgisini çekmişti. Saf Hristiyanların din değiştirmelerine sebep olacağı korkusuyla papa o kitapları toplattırıp yaktırmış, sonradan ilgilenmek isteyenleri de aforoz etmiştir.

Sayfa: 507) Çalar saat: Avrupa tarihlerinin hepsi, mekanik yani dönüş ve harekete dair zenberek ve aletler imali sanatında İslam milletinin zamanının çok ilerisinde olduğunu itiraf ederler. Çalar saat ve vakit tayiniyle alakalı diğer alet ve edevat İslam Hükümeti'nin ortaya çıkması ile birlikte meydana çıkmıştır. Saat ilk defa Avrupa'da Abbasî halifelerinden Harun er-Reşid'in, Kral Şarlman'a gönderdiği hediyenin arasında görülmüştür. Bu hediye bir çalar saat, gayet süslemeli bir satranç takımı ile birçok meyve ve sebze resimlerinden oluşmaktaydı. O vakte kadar Avrupalılar bu tür bir saat ve meyve sebze resimlerini bilmediklerinden hepsine garip gelmişti.

Sayfa: 513) Tarihçi Viyardo der ki; "Barudun ve topun mucidinin Araplar olduğunu on sekiz sene önce Fransa'da hiçbir yazar bu görüşte bulunmadan önce ben ilan etmiştim. Şimdi Rinold ve Fave gibi araştırmacılar incelemeleriyle beni teyit ettiğinden kendimi bahtiyar addederim".

 

Son Güncelleme: Perşembe, 29 Kasım 2012 11:07