Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Orijinal Tespitler, notlar
e-Posta Yazdır PDF

Orijinal Tespitler, notlar

---------------------------------

“Yaratılmış olan her varlık, yaratılışının gereği çalışacaktır. Ama, çalışmasının sonucu Allah’a aittir. Başarıya götürmek de O’nun, götürmemek de… İnsan uzun bir süre başarıya yürürken ansızın zafere ulaşacağından yüzde yüz bir güvene geçip de gurura kapıldı mı, Allah, o gelişmeye öyle bir kıvrım katar ki mağrur insan, gurur körlüğüyle önünü göremez olur ve o kıvrımın eğiliminde kaya kaya uçuruma düşer. Bir de bunun tersi de vardır; İnsan bütün bir iyi niyetle çalışır da belli başlı bir sonuç göremez, buna rağmen Allah’a olan inanç ve güveni sarsılmazsa, Allah, o gelişmeye de öyle bir kıvrım katar ki insan o kıvrımda yüksele yüksele zafere de varır.”

Sezai Karakoç

(18.Nisan.1968, B.Sabah, “Sütun”-“Tehlikeli Dönemeç” yazısından)

“Kur'an, öyle bir merhemdir ki, sesi ayrı derde, sözü ayrı derde, anlamı ayrı derde, te'vili ayrı derde, hikmeti ayrı derde, hükmü ayrı derde, kıssası ayrı derde çaredir. Kur'andır bütün dertlere çare olan. Kur'andan mahrum, vahyden ırak insanlık ne yapsa eksiktir, bir eksiklik duyacaktır.”

Sezai Karakoç

(1968 – B.Sabah “Sütun”-“Şifa” yazısından)

“Mesele, önce katil yetiştirip, üretip, sonra onu gangster filmlerine yaraşır bir tarz ve üslûp içinde öldürmeğe mecbur olmak değil, bir insanın bu hale gelemeyeceği manevî, ahlâkî, dînî ve kültürel atmosferi hazırlamak ve böylece hiç olmazsa bu acı hâdiseleri asgariye indirmektir.”

Sezai Karakoç

(1968 – B.Sabah “Sütun”-“Yolcu” yazısından)

“İslâmi edepte, "ben" demek fevkalâde yakışıksız telâkki edilir. Ben yaptım, ben ettim benim eserim gibi sözler, o kişinin cahilliğine bağışla-namıyorsa, en hafifinden gafletine, sonra da derece derece küstahlığına ve müşrikliğine atfedilir.”

“Materyalist telâkkide ise "ben" büsbütün çığırından çıkartılmıştır. Herbiri küçük dağları ben yarattım diyecek biçimde yerleştirilen insan, en başta kendini put olarak görüyor, her şeyin kendi mihveri etrafında döndüğünü sanıyor.”

A.Gaffar Taşkın

(25 Ekim 1980 “YeniDevir” Gazetesi, “Notlar” - “İnsanlar” yazısı)

“Maymun avını şöyle yaparlarmış. Hindistan'da bir ormana gidiyorlar. Ellerinde birkaç tane küp, ağzı gayet dar, boğaz noktası, gövdesi geniş küpler. Bunları gömüyorlar toprağa, ve içerisine fındık dolduruyorlar. Doldururken gösteriyorlar elleriyle. Böyle, fındık iniyor, maymunlar çıpıl çıpıl bakıyorlar ağaçlardan. Fındığın içeri gittiğini görüyorlar. Sonra ellerini uzatıyor, fındığı atıyor çıkarıyorlar. Maymun bakıyor, nasıl el girer, nasıl alınır. Tamam.. ve gidiyorlar, saklanıyorlar. Maymunlar iniyor ağaçtan, ellerini küpe sokuyorlar. Avuçlarını fındıkla dolduruyorlar. Fakat çıkamayınca avucu dar boğazdan, avucunu çözüp fındığı içine bırakmayı akıl etmediği için, orada öyle yakalanıveriyorlar. Avrupalı bizi fındık maymunları gibi yakalamıştır.”

Necip Fazıl Kısakürek

(13 Nisan 1976 “MilliGazete”, “Kürsüden seslenişler” yazısı)

“Bunlar zamanı, sipsivri övendere gibi bir şey zannediyorlar. Arka tarafı geri ön tarafı ileri... O sivri yeri onlara saplayarak anlatmak lâzım ki, zaman bir dairedir. Aynstein'e kadar bu böyledir. Ve kimin kimin önünde ve kimin kimin arkasında olduğu belli değildir. Ama bunlar, gerilerine meraklı öyle insanlar ki, fikri fahişeleştiriyorlar ve insan tefekkürünü sıfıra indiriyorlar... Hakiki geri varsa onlardır. Çünkü onları dairenin neresine koysanız, kendilerini önde kabul ediyorlar. Bu bir yobazlık. Kafalarındaki unsur taşlarla ezilmez, hiçbir havan kabul etmez. Bu kadar sert yobazlık, kurumuş insan; ne kafası, ne beyni, ne heyecanı, ne şüphesi, ne tezi, ne antitezi kalmış, yalnız harhara halinde iki kelime. Geri, ileri... İnsan değil bunlar, insan kusnukları... ”

Necip Fazıl Kısakürek

(16 Nisan 1976 “MilliGazete”, “Kürsüden seslenişler” yazısı)

“İşte İslâmın kaidesi: "Benimki benim, seninki senin." Bu şeriattır, dış ölçüdür. Bu bozulmaz... "Seninki senin, benimki de senin." Bu tasavvuftur. Ama mecburen değil, ahlâken, takva olarak senin... Sonra hakikat geliyor. "Ne benimki benim, ne seninki senin. Hepsi Allah'ın..”

Necip Fazıl Kısakürek

(18 Nisan 1976 “MilliGazete”, “Kürsüden seslenişler” yazısı)

“Acem Padişahı, satrancı icad edene; "benden ne istersin?" demiş. O da demiş ki; "Satrancın her hanesine, her karesine birden başlayarak, 1,2,4,8,16 buğday koyun." Padişah gülmüş; verin şuna bir çuval buğday, gitsin. "Yok,demiş, hesabımı isterim." Hesabı yapılmış ve İran'ın 10 senelik buğday mahsulünden fazla buğdaya ihtiyaç olduğu görülmüş. Çünkü, başta ortalara kadar kolay. 1,2,4,8,16 derken, hep çift gittiği için öyle bir yer geliyor ki, 1 milyon 2 milyon, 2,4,8, milyon hesabıyla gidiyor.. İşte yanlış böyle terakki etmiştir.”

Necip Fazıl Kısakürek

(21 Nisan 1976 “MilliGazete”, “İslâm ve İdeolocyalar Muhasebesi” yazısı)

“Yunan'ın bütün harikası dış dünya üzerinde düşünmektir. Ve asla içe giremeden, maveraî idrake girememiştir. Meselâ bugün mekteplerde okutulan hendese, geometri, bir Yunan ilmidir. Çünkü, geometri eşyanın dış şekilleri üzerindeki nispetlerin ilmi.. Buna mukabil adetlerin ilmi cebir İslâmındır. Çünkü adetler mücerrettir, mücerredin nispetleridir. Binaenaleyh kıymet olarak Cebir iç âleme doğrudur, hendese dış âleme doğrudur. Bakın biri İslâmi ilim, biri Yunani ilim...”

Necip Fazıl Kısakürek

(25 Nisan 1976 “MilliGazete”, “İslâm ve İdeolocyalar Muhasebesi” yazısı)

“Tasavvufta hürriyetin izahı şudur: "BAĞLAN ve HÜR OL!" Avrupalılar bunu akılla gördüğü için bağlanıp hür olmayı anlamaz. Evet, hürriyet hakikatte esarettir. Bir hastahanede hastaya hangi ilâcı sevdiği sorulamaz. Reisicumhur olsa, hastayı ameliyat masasına yatırırlar, biçerler,i keserler, iyi oldun kalk, derler. Orada demokrasi yoktur. Çünkü hakikat vardır, tıpkı akılda olduğu gibi... İslâmda akıl kilisenin idam ettiği akıl değildir. İslâmda akıl teslim olur, sonra onu ona iade ederler, akl-ı selim olur, akıl hududunu tanır, hududunu bilir... Ve aklın en büyük hamlesi aklı akılla yıkmaktır...”

Necip Fazıl Kısakürek

(8 Mayıs 1976 “MilliGazete”, “İslâm ve İdeolocyalar Muhasebesi” yazısı)

“Hz. Ebu Bekir'de rikkat, incelik, hassasiyet, derinlik... Hz. Ömer'de şiddet, disiplin, adalet... Hz. Osman'da ahlâk, edep, hayâ... Hz. Ali'de akıl, hikmet... Galip cepheleri... Bütün bunlarda tecelli eden O'dur. O, Kâinatın Efendisi...”

Necip Fazıl Kısakürek

(10 Mayıs 1976 “MilliGazete”, “İslâm ve İdeolocyalar Muhasebesi” yazısı)

“İslâmın ilk zuhurunda, Mekke'de münafık yoktur. İslâmı ilk kabul eden Müslümanlar, ivazsız maddi karşılık beklemeden, sadece Allah!ın (CC) rızasını tahsil etmek, yasaklarına boyun eğmek için Müslüman oluyordular... Müslümanların maddi bir çıkarları olmadıkları gibi üstelik kendi maddi imkânlarını İslâmiyetin yayılması için sarf ediyorlardı... Medine devrinde İslâmiyet şevket ve kuvvet kazanmaya başlayınca münafıklar hal ve hareketleriyle, düşünce ve fikirleriyle meydanda görünmeye başladı... Sahabilerden Huzeyfe (RA), Peygamberimizin (SAV) kendisine tanıttırmasıyla münafıkları tek tek biliyordu. Huzeyfe (RA) münafıklardan biri ölse idi cenazelerine gitmezdi..”

İdris Mirvelioğlu

(6.Nisan.1981- YeniDevir gazetesi syf:2 -“ Münafık” isimli yazı)

“Münkirin aczini göstermek amacına dayanan harikalara mucize denir. Peygamberlik davası gütmeden evliyadan zuhur eden harikalara da keramet adı verilir. Fakat Peygamberlik "Hak"tan halka geldiği için açıklamakla mükelleftir. Velilik ise halktan "Hak"ka doğru gittiği için gizlemekle yükümlüdür..”

Yusuf Gök

(24 Ağustos 1976 “MilliGazete”, “Mucize” yazısından)

“Dünyanın en güzel Kur’anları ve el yazmaları Türk hattatlarının usta kaleminden çıkmıştır. Bunun içindir ki: “Kur’an Mekke’ye indi, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı” denilmiştir. Bu hattatlarımızın en ünlülerinden biri de Hafız Osman’dır.”

Dursun Gürler

(14.Nisan.1981- YeniDevir- “Sanatkâr” adlı yazısı)

* İslâm âlimlerinden El-Battanî, “Batlamyus, iyi niyetli bir takım çalışmalar yapmış da, bir seneyi 260 gün zannetmiş” diyor kendi kitabında. Halbuki diyor «Ben hesapladım bir sene 365 gün 5 saat 48 dakika 22 saniyedir.» El-Battanî’nin kitabında bu…

* İbrahim Hakkı Hazretleri Erzurum’dan kalktı, Harran ovasında Tillo’da, Siirt’te bir Astronomi yeri kurdu. Hem hocası orada idi, hen de orası Astronomi ilmi için senenin en fazla gökyüzüne açık olduğu bir yerdi.

* Hicrî ikinci asırda Halife Me’mun zamanında topoğrafya haritasının çıkartılması emri verildiği zaman İslâm âlimleri Sinüsü, Kosinüsü buldular. Bu mefhumları orta yere koydular ve Trigonometri cetveli yaptılar. Sinüsün manası cep demektir. Nereden gelmiş bu? Bu araştırmaları yapanların yanında kalemlerini filan koydukları cep vardı. Üçgen şeklindeki bu cepten kalemlerini çıkarıyorlar, güneşin nerede battığını tespit ediyor , İslâm âlimleri…

* Kristof Kolomb denizde, gemide çıkan isyanı bastırmak için diyor ki: «Ey tayfalar merak etmeyin, eninde sonunda bu istikamette gide gide bir karaya varacağız. Çünkü, şimdi size açıklıyorum ki, ben bunu İslâm âlimlerinin kitaplarında gördüm. Onlar yalan söylemezler, sükûnet bulunuz. Mutlaka bu istikamette gidip karaya erişeceksiniz.» diyerek gemideki isyanı bastırıyor.

* Bir defa batılılarda tefekkür, belli bir seviyenin üzerine çıkamamıştır, neden? Batılılarda bir defa Lâfza-i Celâl yok. Allah ismi şerifini daha Avrupalılar ne tanıyorlar ne idrak ediyorlar. Neden? Onlarda Dieu, God var. Bunlar Lâfza-i Celâle tekabül etmezler. Bunlar ilâh sözüne tekabül eder. İlâh başka şeydir, Lâfza-i Celâl, Cenâb-ı Hakkın zâtı başka şeydir. Avrupalı daha Lâfza-i Celâl mefhumuna erememiştir.”

Prof.Dr. Necmettin Erbakan

(20.Ağustos.1976- MilliGazete- “Maarif ne haldedir ne olmalıdır”)

“Günde beş vakit namazı dosdoğru kılmak, bir vakit namazı geçirmektense tüm dünya nimetlerini feda etmeyi göze alabilecek bir şuura ermek gerek.. Özellikle sabah ve yatsı namazlarımızı cemaatle kılma durumuna gelmeden, değil toplumu, nefsimizi bile kurtaracağımızın çok şüpheli olduğunu bilmemiz gerek.”

Erdem Bayazıt

(26.Şubat.1981- YeniDevir- DünBugünYarın-“Müslüman ne yapmalı”)

Son Güncelleme: Pazar, 25 Kasım 2012 19:43