Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
Mir'at al'Memalik
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

MİR'AT AL' MEMALİK

Yazarı: Seydi Ali Reis

(www.sinop gov.tr’den)

Aslen Sinoplu olan Seydi Ali Reis, büyük bir Türk amirali, coğrafya ve matematik bilginidir.

Barboros'un yanında yetişmiş, Preveze'de Osmanlı donanmasının sol kanadını komuta etmiştir. Sonra Murat Reis'in yerine "Hint Kaptanı", yani Hint Okyanusu, Umman Denizi, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ne memur amiral oldu. Bu amiralliğin merkezi Süveyş limanıydı.

Seydi Ali Reis 1554'te, Maskat açıklarında Hint yolunu Türk gemilerine kapamak isteyen 34 parçalık Portekiz donanmasını dağıttı, Hindistan'a ayak bastı, leventleriyle birlikte Delhi'ye gitti. Orada Timuroğlu imparatoru Hümayun Şah'ın veziri oldu. Hümayun Şah'ın bir kazada ansızın ölmesi üzerine Delhi'den ayrıldı. Afganistan, İran yolu ile, 1557'de İstanbul'a döndü. Böylece bu gezisi üç yıl sürmüştür. Kanuni, bahriye sancakbeyi (tümamiral) rütbesinde bulunan Seydi Ali Reis'e armağanlar verdikten sonra emekliye ayırdı.

Seydi Ali Reis'in "Seydi" takma adı ile yazılmış Türkçe güzel şiirleri vardır; bunlarda epik-lirik hava bulunur. Denizciliğinin yanında coğrafya ve matematik bilgini olarak da ünlüdür. XVI . yüzyılda bu konularda yetişen dünyadaki en ünlü birkaç bilim adamından biridir. "Muhit" adlı eserinde zamanındaki matematik, astronomi, coğrafya, denizcilik konularını en kusursuz şekilde ele almıştır. "Mir'at-ül Memalik" (Ülkelerin Aynası) adlı seyahatnamesi de coğrafya ve tarih bakımından son derece değerlidir. Her iki eser de başlıca batı dillerine çevrilmiştir.

SEYDİ ALİ REİS'İN ESERLERİ

MİRAT'I KAİNAT : Güneşin hareketinden, yıldızların uzaklığından; kıblenin ve öğle vaktinin tayininden, nehirlerin genişliğinin tespitinden ve rub'u meceyyibden bahseden bir eserdir.

HULASET'EL- HAY'A : Halep' te bulunurken hey'et ve matematik dersleri alan Seydi Ali Reis, Ali Kuşçu'nun Fethiye isimli eserini tercüme etmiş ancak bununla yetinmeyerek Mahmud b. Omar al Çağmini'den ve Kadızade-i Rûmî Musa Paşa'nın eserlerinden de faydalanarak tercümesine bir çok ilaveler yapmıştır.

KİTAB AL-MUHİT Fİ İLM'AL-EFLAK VA'L ABHUR : Seydi Ali Reis kısaca Muhit adı ile tanınmış olan meşhur eserini 1554'te Haydarabad'da bulunurken kaleme almıştır. Geçirdiği tecrübelerden sonra kaptanlara ve gemicilere kılavuz olmadan Hint denizlerinde kolaylıkla dolaşım imkanını verecek bir kitap hazırlamak isteyen Seydi Ali Reis bu eserinde; yer tayini, zaman hesabı, takvimler, pusula taksimatı, denizcilikte önemli bazı yıldızlar ve yıldız grupları; meşhur limanlar, Hindistan'ın rüzgar- altı ve rüzgar-üstü sahilleri ile Hint denizindeki adalar, rüzgarlar, tayfunlar, sefer yolları hakkında mühim bilgi ihtiva etmekte; kitabın dördüncü bölümünde Yeni Dünya ( Amerika) ya ait bir bölüm de bulunmaktadır. Katip Çelebi, Cihannüma' sında Seylan, Cava, Sumatra ve diğer adalar hakkında verdiği bilgiyi aynen Muhit' ten nakletmiştir.

MİR'AT AL' MEMALİK : Seydi Ali Reis'in Hindistan'dan Bağdad'a dönüşünde yol arkadaşlarının, görülen şehirleri, karşılaşılan değişik ve ilginç olayları, ziyaret edilen türbeleri ve çekilen zorlukları anlatan bir kitap yazmasını istemeleri üzerine kaleme almaya başladığı bu eseri 1557' de İstanbul'da tamamlamıştır. Süveyş kaptanlığına tayininden sonra yaşadıklarının bir hikayesi olan bu eserde Seydi Ali Reis, geçtiği memleketler, tanıştığı hükümdarlar ve şahit olduğu olaylar hakkında bilgi vermektedir. Aynı zamanda şair olan Seydi Ali Reis' in Mir'at al-Memalik' te şiirlerinden örnekler mevcuttur.

MİR'AT-ÜL MEMALİK (ÜLKELERİN AYNASI) DESTANINA GİRİŞ

Yine deryayi mihnet eyledi cûş

Mevc-i gam başdan aşup etdi huruş

Dehr idüp aşikâre kînesini

Garka kasd etti ten sefinesini (5)

Padişah-ı Alem-penah Hazretleri 1553 senesi Ramazanın ortalarında büyük ve muazzam bir ordu ile Doğu seferine çıktılar, kışlamak için Halep istikametine yöneldiler. Bu acize de Sefer-i Humayun'da hizmet görevi verilmişti. Padişahımızla mübarek Ramazan bayramını Yenişehir'de (Bursa) geçirdik. Oradan Seydi Gazi'ye geçip türbeyi ziyaret ettik. Halep'e vardık. Hz. Davud, Zekeriyya ve Belkıya peygamberler ile ashabdan Sa'd Ensari; Sa'id Ensari ve diğer salihlerin kabirlerini ziyaret ettik. Mübarek Kurban bayramını orada geçirdik.

Önceden Mısır kaptanı Piri Bey (Piri Reis), Süveyş iskelesinden otuz kadarbaştarda; kalite ve kalyon ile Kızıldeniz yoluyla Cidde'ye uğrar. Oradan Yemen'e varır ve Bab'ul Mendep boğazından çıkar.

Aden önünde Şıhr ve Zafar yoluyla Re's-ul Hud'u geçer. Yolda fazla sis ve bulut olduğundan gemiler birbirinden ayrı düşer. Şıhr yakınında bir kısmı parçalanır. Bir kısmı kurtulur. Umman'ın güneyindeki Maskat kalesini fetheder. Basra limanına gelince düşmanın donanmasının geldiğini haber alırlar.

Maskat kalesinden esir alınan düşman kaptanı da:

"- Donanmanın gelmesi muhakkaktır. Burada durmayın yoksa çıkamazsınız!" deyince donanmanın hepsini çıkarmaya muktedir olamayıp, kendisine ait üç parça kadırga ile düşman gelmeden evvel limandan çıkar. Bir kadıga da Bahreyn yakınında parçalanır. Piri Reis Mısıra varır. Diğer gemiler Basra'da kalır.

Kubad Paşa , Mısır sancak beylerinden Ali Bey'e kaptanlığı teklif eder. Fakat o razı olmayınca karadan Mısır'a geçer. Gemileri bozulur. Bu durum İstanbul'da duyulunca kaptanlık, Basra şehrinde Katiyf sancağından azledilen Murad Bey'e verilir. Onbeş kadırga ve iki barça ile Murad Bey, Mısır'a gitmek ümidiyle Basra'dan ayrılır. Hürmüz önlerine geldikleri zaman düşman donanması ile karşılaşırlar. Büyük bir savaş olur. Süleyman Reis, Recep Reis ve bir çok asker şehit olur. Tekrar Basra'ya kalan gemilerin yanına gidip, memlekete dönmeye imkan olmadığı padişaha arz edilince kaptanlık görevi bu aciz kula (Seydi Ali Reis) verildi.

Deniz ilmini hakkı ile bilen bir adam olmam nedeni ile 960 H. (1552 M.) Zilhicce'sinin sonlarında Mısır kaptanlığı hizmeti bu fakire hediye edilip, Basra limanında bulunan gemilerin tekrar Mısır tarafına getirilmesi emredildi. Bu ferman üzerine 961 H. (1553 M.) Muharrem' inin birinci günü Halep'den Basra'ya doğru yola çıkıp, Birecik önünden Fırat köprüsü ile geçilip Urfa'ya varıldı. Nusaybin'den Musul'a geçildi, Bağdat'a yönelindi. Şehr-i Aşık ve Ma'şuk'dan Harbi kasabası ve Semike kasrı yolu ile Bağdat'a varıldı. Burada gemilere girilerek Basra'ya doğru yola çıkıldı.

Yolda Medayin şehri seyredilip, Kisra'nın takı ve şah-ı Zenan'ın kasrı temaşa olunduktan sonra Selman-ı Farişi de ziyaret edildi. Ammare boğazı geçilip, Vasıt yolu ile Zekiye'ye varıldı. Içıl kalesi ile Mezraa kalesi önünde Sadr-ı Süveybe kalesine varıldı. Daha sonra Basra nehrine gelinip Safer ayının sonunda şehre girildi.

BASRA VİLAYETİNDEKİ DURUMU BEYAN EDER

Ertesi gün Mustafa Paşa ile konuştuk. Elimizde olan Ferman-ı Şerifleri görünce, mevcut olan onbeş parça kadırgayı teslim etti. Tamire muhtaç yerler gözden geçirilip kalafatlandı. Hürmüz ganimetlerinden yararlanarak her gemiye su ihtiyacını karşılamak için, yeter derecede kıntas işlettik. Mustafa Paşa Hazretleriyle anlaşıp o kal'ayı Hüveyz fethine gösterişli tayfalarla gitti. Bu acîzi de beş kadırga ile Alyancoğlu tarafından şehre bir zarar gelmesin diye Cezayir'e gönderdi. Gemilerde olan Mısır askeri Mustafa Paşa ile beraber gitti. Kale fethedilemedi. Yüzden fazla tüfekçi askerim şehit oldu.

Mevsim sonu yaklaşınca Paşa Hazretleri denizcilikte mahir Şerif diye bir şahsı, bir fırkata ile inceden inceye araştırma yapması için Hürmüz tarafına gönderdi. Dört parça düşman gemisinden başka gemi olmadığını, oraların da mevsim itibariyle her zamanki gemiler olduğunu bildirince gemilere binip Mısır'a doğru yola çıktık. (1 Şaban 961/ 2 Temmuz 1554)

HÜRMÜZ DENİZİNDE MEYDANA GELEN OLAYLARI ANLATIR

Bu senenin Şabanın birinci günü, Basra limanından yola çıktık. Paşa Hazretleri yukarıda ismi geçen Şerif'i yol arkadaşı olması için, Fırkatası ile Hürmüz'e varınca bize gönderdi. Şattul-Arab'dan Mahzeri yolu ile Abâdan ve Hızır Aleyhisselam' ın makamını ziyaret ettikten sonra Hürmüz denizine açıldık. Dospol ve Şuster kıyılarından Cezire-i Muhtereme yani Harek'e geldik. Şiraz'ın limanlarından olan Rışher'e vardık. Fars topraklarını, yani, Şiraz'ın etrafını gezdik. Arabistan'ın güneyinde, Hıcr, yani, Lahsa yakınındaki Katif şehrine vardık. Bir kılavuz bulup haber sorduk. Düşmandan bir haber alamadık. Buradan Bahreyn'e geçtik. Oranın hakimi olan Reis Murad ile görüştük. Ondan da düşmandan haber sorduk. O da denizde düşman yoktur dedi. Hürmüz Denizi'nin bir çok adalarına uğradık ama düşmana ait hiçbir bilgi alamadık.

Hürmüz'ü geçince, Basra'dan yol arkadaşı olan Şerif' i, Mustafa Paşa Hazretlerini, "Hürmüz geçildi." diye bir mektupla gönderdik.

Cilgar ve Cadı sahillerinden Kimzar ve Lime adıyla bilinen kasabayı geçtik. Horfekan şehri yakınlarına geldiğimiz zaman, yolculuğumuzun kırkıncı, mübarek Ramazan'ın da onuncu günü, ikinci zamanıydı (10 Ramazan/ 9 Ağustos). Ansızın, yirmibeş Portekiz

gemisiyle karşılaştık. Üzerimize doğru geldiler. Hemen demir alıp, silahlarımızı hazırladık. Hazırlıklar tamamlanınca, savaşa başladık. Öyle bir top ve tüfek savaşı oldu ki dille anlatılamaz. Sonunda Allah'ın yardımı ile Portekizlilerin bir kalyonu topla vurulup kendisini Fekkulerdad adasına baştankara etti, fakat, kurtulamadı. Yatsı zamanına kadar şiddetle çarpıştık. En sonunda düşman kaptanın ümidi kırılıp korktu ve gemilerine savaş kes işareti verdi.

Saadetlû padişah efendimizin emrindeki kullar olarak, Allah'ın yardımıyla, düşmanı yendik. Gece deniz süt limandı. Aniden şiddetli bir fırtına çıktı. Kıyı yakın olduğu için sabaha kadar hafiften yol aldık. Ertesi gün Horfegan'a vardık. Umman'dan, Amman kasabasına geldik. Böylece onyedi gün tekrar denizde yolculuk yaptık. Mübarek Ramazan'ın yirmialtıncı günü-ki Kadir Gecesiydi- Maskat kalesi ve Kalahan önlerine geldik (25 Ağustos).

Sabahleyin, aniden, limandan, askerle dolu otuzdört gemi üzerimize hücum ettiler. Biz kıyıda onların gelmesini bekledik. Şiddetli top, tüfek ve kılıç mücadelesi yapılıp öyle bir savaş oldu ki anlatılamaz. Bir kadırgamızı yaktılar. İki tarafın askeri de kuvvetten kesildi. Zaruri olarak demir atıldı. Bu halde yine savaş devam etti. Denize sandallar indirilip batan kadırgaların reislerinden Alemşah reis, Kara Mustafa, Kalafat memi, gönüllü kumandan Dürzî Mustafa Bey ve diğer Mısırlı asker aletçilerden iki yüz kadar insan toplandı.
Allah şahidimdir ki, merhum Hayrettin Paşa ile beraber bulundum. Andrea Doria ve Cend Dal'la yapılan savaşlarda böyle bir gemi savaşı olmamıştır.

Arap topraklarından ayrılıp, Kirman vilayetinden Jask topraklarına vardık. Buranın kıyılarında bir liman yoktu, uygun bir yere demir atıp bir iki gün öylece yürüdük. Sonra, Mekran vilayetinden Kiçi Mekran'a vardık.

Gvadar isimli iskeleye vardık. Oranın halkı Bulucistanlı idi. Padişahları, Melik Dinar oğlu Melik Celâlü'd-Din'di. Gvadar hakimi gemiye gelerek Saadetlû padişah efendimize bağlılıklarını bildirdi.

HİNT OKYANUSUNDA MEYDANA GELEN OLAYLARI BİLDİRİR

Rüzgardan biraz aman alınca, Allah'ın yardımına sığınarak, Hint okyanusuna açıldık ve Yemen tarafına doğrulduk. Tahminen Re's-ul Hat'ı geçmiş, Zafer ve Şihr kıyıları yakınlarına gelmiştik ki, gün batısından, fil tufanı adıyla meşhur bir fırtına koptu. Rüzgar hiç göz açtırmıyordu. Gemilerde olan ağırlıkların hepsini denize döktük. Bu fırtına on gün kadar sürdü. Denizde, iki kadırga uzunluğunda; hattâ daha büyük balıklar gördük. Kılavuzlar: Dokunmaz; korkmayın dediler.

Med-cezir olayı meydana geldi. Bulunduğumuz yerde med olayı daha fazla olduğundan Çekid körfezi yakınlarına düştük. Karaya yakın olduğumuza işaret olmak üzere deniz atları, kocaman yılanlar, harman büyüklüğünde kaplumbağalar ve rişte-i bahr gördük.

Denizin rengi beyazlaşmaya başladı. Bu bir girdabın meydana geleceğine işarettir. Denizdeki bu durum iki yerde meydana gelir birisi Habeşistan sahillerinde Guardaful ve diğeri de Sind yakınlarında Çekid körfezidir. Bunlara tutulanların kurtulma imkanı olmadığı deniz kitaplarında yazılıdır. Hemen bulunduğumuz yerin derinliğini ölçtük, orta yelkenleri bağlayıp sereni yisa ettik ve devriye koyduk. Sonunda Hakk'ın yardımıyla cezir zamanı geldi. Rüzgar da ters esmeye başladı. Yani hafiften çapazlama hatta pupa-pruva esmeye başladı.

Yelkenleri takıp Formiyan ve Mangalur'un önünden geçtik. Diu'ya vardık. Diu düşman elindeydi, oraya gitmeye çekindik. O gün yelken açmadık, serdümen ile yol aldık. Gittikçe rüzgar hızını arttırdı. Gemilerin dümenleri zaptedilemeyecek hal aldı. Deniz gemilerin üzerindeki ağaçları alıp gitti.

Velhasıl o gün bir kıyamet günü idi. Sonunda Hindistan'ın Gücerat eyaletine vardık. Fakat bulunduğumuz yerin neresi olduğunu bilmiyorduk.

Ansızın kılavuzlar: "Dikkat edin! Önümüzde girdapvârî çatlak." var diye bağırınca demirleri funda ettik. Fakat gemiyi harpuşte muhkem çiğneyip batırmalı eyledik. Sonunda demirlerin biri küpe, biri de paçoz dibinden kırıldı. Tekrar iki demiri sağlamca döşeyip bağladık. Böylece fırtınadan kurtulduk. Fakat kılavuzlar, "Burası Diu ile Daman arasıdır, gemi batsa hiç kimsenin kurtulma ümidi yoktur. Hemen yelkenleri açıp, düşmanın yakınında bir yere varmak gerekir." deyince, bulunduğumuz yerin git-gelini, yani akıntısını hesap ettim. Haritadan pusulaya bakarak yerimizi buldum. Kıyıya yakın olup olmadığımızı hesapladım. Gemilerin sularına baktım. Hemen hemen döşemeler sularla örtülmüştü. Suları boşaltmaya başladık. İkindi zamanı hava biraz açıldı. Hindistan'ın Gücerat eyaletinin Daman isimli vilayeti önündeydik. Kıyıdan uzaklığımız iki mil kadardı. Bütün gemiler oradaydı. Beş gün beş gece kasırga ve yağmuru demir üzerinde geçirdik. Çünkü, mevsim, Hindistan'ın yağmur mevsimi idi. Gece gündüz elimizden pusula ve saat düşmedi. Herkes şaşkınlık içinde, sıkıntıya batmış olarak, dünyadan ümidini kesti.

GÜCERAT'TAKİ DURUMU BEYAN EDER

Hazret'i Allah'ın inayeti ile, beş gün sonra rüzgar hızını kesti, ortalık süt liman oldu. Parçalanan gemilerin top ve diğer kısımlarını Gücerat padişahı Sultan Ahmed'in amirlerinden Daman hakimi Melik Esed'e emanet bıraktık. Orada, Kalküta'dan gelmiş olan birkaç savaş gemisi vardı. Kotuvalları gemiye gelerek, Kalküta padişahı Samirî'nin, saadetlû padişah hazretlerine bağlılık ve hürmetlerini bildirdi.

Şehrin valisi Melik Esed bu acize haber göndererek, düşman donanmasının gelmek üzere olduğunu, tedbirli olmamızı, Kal'ayı Surat'a varmaya çalışmamızı bildirdi. Haberin gemilerdeki tayfa arasında yayılması üzerine, bazıları orada kalıp Melik Esed'e tabi oldu. Bazıları da sandallara atladılar ve Yetim Surat'a gitmeye karar verdiler. Bu acize ( Seydî Ali Reis) uyan bir miktar gemici ile elbirliği edip çalışarak, her gemiye kılavuz aldık, Sırat isimli limana doğru yola çıktık. Denize açılıp yelken-kürek giderken Sultan Ahmed'in vezir-i azamı İmad-ül-Melik'den bir gurab ile Surat beyi Ağa Hamza geldiler. Mektup getirip düşmanın toplantısı olduğunu, Daman' ın açık bir yer olduğunu, tedbirli olmamız gerektiğini bildirdiler. Kal'ayı Surat'a geldiğimizde oranın tehlikede olduğunu haber verdiler. Beş gün Horkari'de suların çekildiği zaman yol aldık, suların kabardığı zaman demir attık. Her türlü zorlukla ve çile çekerek, Basra limanından Gücerat'a Kal'ayı Surat'a üç ayda vardık. Oradaki müslüman halk bizim gelişimize sevindiler. " Umudumuz Gücerat vilayeti Osmanlı ülkesine katılsın ve Hint limanları düşmanın elinden alınmaya çalışılsın." dediler.

Meğer Gürecat padişahı Sultan Bahadır, akrabasından 12 yaşında Sultan Ahmed'i padişah yapmıştı. Nasrul-Melik isimli büyük bir han onun padişahlığını kabul etmedi. Çetr kaldırıp, padişahlık iddia eder. Adamlarıyla Buruç kalesini alır. Sultan Ahmed de, ordusuyla Buruç üzerine yürür. Harp başlamak üzere iken bizim geldiğimizi işitirler. Tüfekçi ve diğer askerlerden iki yüz kadar arkadaşımızı alarak Buruç üzerine yürüdüler. Düşmanın beş kaptanı, yedi büyük kalyo ve seksen grap ile geldi. Bizim burada bulunduğumuzdan haberdar olunca, bizimle savaşa başladı. Siperler yaptık iki ay kadar gece gündüz harbe hazır olduk. Bu acizin ortadan kaldırılması için Nasır-ül Melik, düşmanlarla ittifak edip bazı fedailere birlik akçe vererek gece çadırlarımıza gönderdiler. İkinci defa yemekte zehirlemek yoluna gittiler. Bu sefer de Surat kalesinde Kutuval bulunan Hüseyin Ağa, beni tertipten haberdar etti.

Sultn Ahmed Buruç kalesini fethedip Hüdavent Han ve Cihangir Han'ı bir miktar fil ve askerle Surat'a gönderdi. Kendisi de Ahmedabad'a doğru yürüdü. Ahmedabad'da da Sultan Ahmed isimli bir genç, çetr kaldırıp, padişah olmuş ve tahta geçmişti.

Sultan Ahmed oraya varınca, ona karşı çıktı, savaş başladı. Kendisi yarlandı, hanlarından Hasan Han da düşünce savaş bitti ve oradan kaçtı. Önceden padişah olan Sultan Ahmed tahta geçti. Nasır-ül Melik kederinden ölünce, Gücerat'da hava düzeldi.


Son Güncelleme: Pazar, 25 Kasım 2012 19:01