Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar İslamda Şehid ve Şehidlik
e-Posta Yazdır PDF

İslamda Şehid ve Şehidlik

M. Emin PARLAKTÜRK

(İslamın İlk Emri OKU mecmuası, Şubat-Mart.1979, Sayı: 201-202 Syf: 10-13) )

TAKDİM

Günümüzde artan şiddet hareketleri, anarşik hâdiseler ve ideo-lojik olaylar sebebiyle sık sık vukûbulan ölüm vak'aları, İslâm Dîni'nin nebilerden sonra verdiği en yüce makam Şehidlik müessesesini yeniden gündeme getirmiş bulunmaktadır.

Ancak inananlara -o da muayyen şartlar mucibince- verilen şehidlik makamına, bugün İslâm düşmanlarının sahip çıkması bu konunun ehemmiyetini daha da artırmış ve şehid diye ilân edilen kişiler hakkında müslümanların zihinlerinde bile tereddütler meydana gelecek kadar konunun istismarı yapılmış bulunmaktadır.

İşte günümüzün en çok tartışılan ve hakkında ileri-geri yorum yapılan şehidlik konusunda, İslâm'ın hükümlerini, kimlerin şehid sayılabileceklerini, şehid olabilmek için hangi şartların bulunması gerektiğini Kitap ve Sünnet ışığı altında İslâm müctehidlerinin ve fakihlerinin de görüşleri istikametinde inceleyen ve gözler önüne seren bu yazı serimizi, okuyucularımızın istifâdelerine ve konuyla ilgilenecek araştırmacılarımızın dikkatlerine sunmakla bahtiyarlık duyuyoruz.

Sık sık meydana gelen ideolojik ölüm hâdiseleri sebebiyle, günümüzde en çok tartışılan ve üzerinde ileri - geri yorum yapılan şehîdlik ve yüce şehâdet makamı üzerine, İslâmiyetin görüşlerini Kur'ân-ı Kerîm ve Hadîs-i Şeriflerin ışığı altında, ana kaynaklarımızdan da faydalanarak îzâha çalışacağız.

Bilindiği üzere, dünya'nın belli başlı diğer devletleri'nde olduğu gibi, Ülkemizde de çeşitli grup ve zihniyetlere mensub kişiler, meydan ve sokaklarda kıyasıya çarpışmaktadırlar. Bunun neticesinde de, pek çok gencimiz ve bu arada vatandaşlarımız, maalesef hayatlarını kaybetmektedirler. Hemen arkasından çeşitli grup ve kişiler cenazeye sahip çıkmakta ve onun hangi uğurda, nasıl ve ne şekilde öldüğüne veya öldürüldüğüne bakmadan birden bire şehîd (!) ilân edivermektedirler. Üstelik bu şehîd'lerine de çeşitli sıfatlar takarak, bu yüce makamın istismarını ve kendi dâvalarının da propagandasını yapmaktadırlar: Devrim şehidi, İlerici şehîd, Milliyetçi şehîd, Basın şehidi., gibi.

Halbuki, Şehîdlik makamı, öyle herkesin kolayca sahip çıkabileceği bir makam değildir. Kimsenin söylemesiyle de bir kimse şehîd sayılamaz. Şehîdlik makamını insana veren Allah (c.c.) dır. Bunu tâyin ve tesbit eden de İslâmiyettir. Şehîd olan kişiye bir tek sıfat takılabilir. O da İslâm şehîdliği'dir.

Yüce dinimiz, kişilerin dünya'da iken verdikleri İslâmî mücâdele veya belirli gayeler uğrunda ölmelerine göre şehîdlik makamını ayrı ayrı değerlendirmeye tabî tutmuş ve kimlerin bu ulvî makama erişebileceklerini vasıflarına göre tâyin ve tesbit etmiştir.

Bu tesbit ve tâyin ile ilgili tafsilâta geçmeden önce, şehîd kelimesinin nereden geldiğini ve hangi mânâları ifâde ettiğini lügat ve ıstılah yönünden îzâh etmeye çalışalım.

ŞEHÎD NE DEMEKTiR?

Şehîd'in lügat mânâsı :

(Fâîl) vezninde olan şehîd, şehâdet hususunda emîn ve tevsîk olunan kimseye denir. (1)

Başka bir ifâdeyle, (Fâîl) vezninde ŞEHÎD, (Mef'ûl) vezninde MEŞHÛD, (Fail) vezninde ŞÂHİD mânâsında olup, ona şehîd ıtlâkı, gasline yahut nakline rahmet melekleri'nin hazır olduklarına mebnîdir. Veyahut, Cenâb-ı Hak ve Melâikeleri, onun Cennet ile mun'im olması hususunda şâhid olduklarına mebnîdir. Yahutta, vefat etmeyip huzûru İlâhî'de hazır olduğu içindir. Cem'i ŞÜHEDÂ'dır. (2)

Demek ki; ŞEHÎD, lügat olarak bir kaç mânâyı ifâde etmektedir:

1- Şehâdet yönünden çok emîn ve tevsîk olunan kimse.

2- Gaslinde ve naklinde rahmet melekleri'nin hazır olduğu kimse.

3- Cennetle nimetlendirilmesine Allah ve Melâike'nin şâhid olduğu kimse..

4- Ölü sayılmayıp huzûr-u İlâhî'de hazır bulunan kimse.

Şehîd'in ıstılah mânâsı: Istılahta şehîd, Allah yolunda veya öldürülen kimsedir. Ancak, gerçek mânâda Allah yolunda ölen veya öldürülen kimseyi en iyi bilen de, şüphesiz yine Allah (c.c.) dır. (3)

Fakat, «Bir işten maksat ne ise, hüküm de ona göredir.» (4) kaide-sine göre, İslâm Hukûku'nda hüküm zahire itibâr edilerek verilmektedir. Binâenaleyh, her ne kadar gerçek mânâda şehîdi ancak Allah'ın bileceği hakikat ise de, dinimizce, kimlerin hangi hallerde şehîd olabilecekleri, zahirî sebeplere göre tesbit ve tâyin edilmiş bulunmaktadır. Zîrâ, şehidi ve şehîdlik makamını bize haber veren Din'dir. Bunun tesbît ve tâyini de elbette yine DİN tarafından yapılacaktır. Nitekim de öyle olmuştur.

Halbuki, ömürlerini dînî hayata tamamen yabancı kalarak tüketenlere bakıyoruz ki, koskoca hayatları boyunca, Din, îman, Ahlâk, Âhiret gibi mefhumları tanımaz veya hatırlamaz iken, herhangi bir sebeple öl-dükleri veya öldürüldükleri anda birden şehîd oluveriyorlar. O kadar ki, bu alanda en ufak bir gayret ve emekleri olmadığı halde, dînin kendi çilekeşlerine vaîd ettiği bu yüce makama sahip çıkmakta dindarları bile geride bırakıyorlar.

O halde, İslâm'a göre, kimlere şehîd denilebileceğini ve kaç çeşit şehidlik olduğunu tam manâsıyla inceleyip ortaya koymak gerekiyor. Bu-nu gerçek yönüyle gözler önüne serdiğimiz takdirde, sanıyoruz önüne gelen bu yüce makamı istismar edip bâtıl emeline âlet edemeyecek. özellikle anarşi kurbanları, ideolojik cenazeler, siyâsî ölüler ve benzeri mevtalar, kendi taraftarlarınca kolay kolay şehid olarak îlân edilemeye-cektir.

KİMLERE ŞEHİD DENİR ?

Şehîd'in kısımları :

Ölüm anındaki durumları ile, dünya ve âhiret'te tabî olacakları hükümler itibariyle şehidler üç kısma ayrılmaktadır :

1- Hem dünya hem âhiret şehidi.

2- Yalnız âhiret şehidi.

3- Yalnız dünya şehidi. (5)

Şimdi bunları tafsîlâtlı olarak inceleyelim.

HEM DÜNYA HEM ÂHİRET ŞEHİDİ

Bunlar, hem dünya hem de âhiret ahkâmı îtibâriyle şehîddirler. Bunlara kâmil şehîd veya tam şehîd de denir.

Aşağıdaki sıralamaya giren bir müslüman vefat ettiği zaman bu unvanı kazanır:

1- Ehl-i harb tarafından öldürülen. (Ehl-i harb : Kâfirler, aramızda ahid ve eman olmayan İslâm düşmanları.)

2- Ehl-i bâğîlerce öldürülen. (Ehl-i bâğî : Müslümanların başkanı'nın idaresinden ve itâatından çıkanlar.)

3- Yol kesiciler tarafından öldürülen.

4- Hırsızlarca kendi evinde öldürülen.

5- Savaş meydanında yaralanma izi taşıdığı halde ölü bulunan.

6- Bir müslüman tarafından zulmedilerek öldürülen kimseler.

Bu şartları hâiz olan müslümanlar Yâni Allah'a teslim olmuş îman sahibi insanlar, İslâm inancına göre kâmil mânâda şehîd addedilirler. Bir başka deyişle, hem dünya hem âhiret şehîdi sayılırlar. (6)

Cenâb-ı Hak (azze ve çel), bu yüce makama erişen mü'minlere ölü gözüyle bakılamıyacağını, bilâkis onların diri olduklarını şu âyet-i kerîme ile beyan buyuruyorlar :

«Allah yolunda öldürülmüş kimseler için ölüler demeyiniz. Hakikatte onlar diridirler. Fakat siz anlamazsınız.» (7)

Şehîdler, Allah'ın buyurduğu gibi, mutlak mânâda diridirler. Buradaki mânâ, onların diriltileceklerine dâir değildir. Eğer böyle olsaydı, şehîd olanlarla olmayanlar arasında hiçbir fark olmazdı. (8)

Nitekim, Câbir b. Abdullah'ın Uhud harbinde şehîd düşen babası hakkındaki Rasûlullah (s.a.v.) in şu Hadîs-i Şerifi bunu teyid etmektedir :

«Câbir b. Abdullah diyor ki; Rasûlullah bana rast geldi : «Ya Câbir, seni üzgün görüyorum, neden ?» dedi. «Ya Rasûlallah dedim, babam şehîd oldu, iyâl ve borç bıraktı.» Buyurdu ki; «Allah babanı ne şekilde kabul buyurdu, sana haber vereyim mi?» «Evet» dedim. Buyurdu ki; «Allah, hiç kimseyi perde arkasından başka bir veçhile kelâm söylemedi. Baban ise ihya etti de ona vicahen söyledi : «Ey kulum, dile benden vereyim sana!» O da «Yâ Rab, bana hayat ver de, senin yolunda ikinci defa öldürüleyim.» dedi. Allah Teâla : «Artık Onlar bir daha döndürülmezler, dedi» O da, «Yâ Rab, (öyleyse bunu) arkamdan tebliğ et!..» dedi. Allah (c.c.) da, Âl-i İmran sûresinin 169. âyet-i kerîmesini inzal buyurdu (9)

Adı geçen Âyet-i Kerîme'nin meali şöyledir :

«Allah yolunda öldürüllenleri sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar, Rableri katında diridirler. Rızıklanırlar.»

İbn-i Abbas (r.a.) dan nakledilen aşağıdaki Hadîs-i Şerîf'de geçen şu olay da, bu Âyet-i Kerîme'nin nüzul sebebi olarak gösterilmektedir :

«Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: «Uhud'da ihvanınız şehîd oldukta, Allah onların ruhlarını yeşil kuşların cevflerine koydu ki, cennetin ırmaklarından sulanırlar. Meyvelerinden yerler. Ve arşın gölgesinde muallâk altın kandillerine giderler. İstirahat ederler. Vaktâ ki, yeme ve içmelerinin lezzetini ve istirahat yerlerinin hüsn-ü letafetini tattılar. «N’olaydı. Allah'ın bize neler yaptığını ihvanımız bilselerdi de, cihâd'dan çekinmeselerdi. Harbden kaçınmasalardı.» dediler. Allah Teâlâ da «Tarafınızdan ben onlara bunu tebliğ ederim» buyurdu. Ve bu âyetleri inzal etti.» (10)

Aynı mânâda, başka bir rivayetle nakledilen diğer bir Hadîs-i Şerif de şu şekildedir :

«Şehidlerin ruhları, yeşil bir kuş halinde Cennette diledikleri gibi gezerler. Sonra, arşın altında asılmış olan kandillere yaklaşırlar. Cenâb-ı Hak (c.c.) onlara muttali olur ve buyurur: «Ne istiyorsunuz?» Onlar derler ki: «Ey Rabbimiz, Ne isteyelim ? Sen bize, hiçbir kuluna nasib olmayan şeyler bahşettin» Sonra, Hak Teâlâ onlara yine aynı suâli tekrarlar. Onlar da, isteksiz bırakılmayacaklarını görünce derler ki: «Ey Rabbimiz, bizi tekrar dünya'ya döndürüp, ölünceye kadar Senin yolunda cihâd ettirmeni istiyoruz.» Bu istek üzerine Yüce Allah (c.c.) şöyle buyurur : «Ben onların bir daha dünya'ya döndürülmeyeceklerini yazdım.» (11)

Zikredilen bu âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerden de açıkça anlaşıl-dığına göre, kanlarını Allah yolunda aktıtarak canlarını feda eden şehîdlerin, Cenâb-ı Hak katında dereceleri ne kadar yüksek, mertebeleri ne kadar ulvîdir!.. Bu mertebeye yükselen şehîdler, bulundukları makamın eşsiz nimetlerini ve o hallerinin doyumsuz zevk ve neş'elerini taddıkları için, tekrar tekrar şehid olmayı arzulayarak, geride kalanlara bir ibret ve nümûne-i imtisal olmak istiyorlar.

Bu emsalsiz vefa örneğini, bu büyük aşkı, Peygamber (s.a.v.) şu ifâdelerle dile getiriyorlar :

«... Cennete giren hiç kimse, yeryüzünde bazı şeyleri de olsa, tek-rar dünya'ya dönmek istemez. Fakat şehîdler müstesna. Onlar, tekrar dünya'ya döndürülüp, on defa öldürülmelerini isterler. Zira, şehâdetin yüceliğini görmüşlerdir.» (12)

ŞEHÎD OLMA ARZUSU

Şehîdlik mertebesinin yüceliğini bilen ve Allah yolunda verilen ca-nın, dökülen kanın karşılıksız kalmayacağına inanan pek çok İslâm Mücâhidi, harb meydanlarında bu aşkla çarpışmış, kanını ve canını bu uğurda feda ederek arzuladığı yüce mertebeye ulaşmasını bilmiştir. Tarih sayfaları, bunun eşsiz örnekleriyle doludur. İşte sahabe devrinden canlı bir örnek :

«Câbir (r.a.) anlatıyor : «Uhud Gazası günü, Rasûlullah (s.a.v.) a bir kimse gelip; «Ya Rasûlallah, ben bugün maktul ve şehîd olursam ne yerdeyim?» dîye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de cevaben : «Cennettesin» buyurdular. O kimse, hemen yemekte olduğu elindeki hurmaları yere atarak düşman içine daldı ve çarpışmaya başladı. Nihayet şehâdet mertebesine ulaştı.» (13)

Bu yüce mertebeye, çok arzu ettikleri halde ulaşamayanlar da ol-muştur. Bu, bir nasîb mes'elesidir. Nitekim, ömrünü harb meydanlarında tüketmiş, vücûdunda yara izi almadık bir tek yer kalmayan, kahramanlığı dillere destan olan büyük kumandan Hz. Hâlid İbn Velîd (r.a.), katıldığı her savaşta şehîd olma arzusuyla çarpıştığı halde, bu makama kavuşmaya muvaffak olamamıştır. Böylelerine, Peygamber efendimiz (s.a.v.) şu müjdeleriyle tesellî vermektedirler :

«Kim, Yüce Allah'dan doğrulukla şehîdlik dilerse, Allah onu, yata-ğında ölse bile şehîdlerin makamına ulaştırır.» (14)

----------------------------------------

(1) Kamus el-Muhît, şehîd maddesi, cilt l, sahife 630

(2) İbn-i Âbidîn, 1/848 ; Nîmet-i İslâm, 2/622.

(3) Haleb-i Sağîr, 260.

(4) Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Şerhi, Madde 2, Sahife 19.

(5) Kitab el-Fıkh ale'l-Mezâhib el-Erbaa, 1/527.

(6) El-Miftâh, Şerh-i Nûrü'I-îzâh, s. 122; Kitab el-Fıkıh ale'l-Mezahib el-Erbaa 1/527.

(7) Kur'ân-ı Kerîm, El-Bakara / 154.

(8) Kurtubî Tefsiri, 2/173.

(9) İbnî Mâce, 2/936 Hadis no : 2800 :

(10) Hak Dîni Kur'ân Dili, 2/1229.

(11) İbn Mâce, 2/937, Hadis no : 2801 ; Fî zılâ-li'1-Kur'ân, 1/298.

(12) Riyâzü's-Sâlihîn, Kitab el-Cihad, sn. 775, Hadis no : 1307.

(13) Zübdetü'l-Buhârî /792, Hadis no : 1056.

(14) Riyâzü's-Sâlihin, Kita'b el-Cihad sh. 782, Hadis no : 1318.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Kasım 2012 22:42