Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
e-Posta Yazdır PDF

Son nefes

Sami Özey - 6 Nisan 2004 -vakit

İbret vesikası yazılarımız devam ediyor.. Bugün de duygulanarak okuyacağınızı umduğum bir yazıyla karşınızdayım. Ünü ülke sınırlarım aşmış meşhur bir kanser hekimi olan Dr. Haluk Nurbaki’nin hatıralarından birini aktaracağım sizlere..

Bakın ne anlatıyor rahmetli Haluk Nurbaki Hoca!. "40 yıllık bir kanser uzmanı olarak sayısız olayla karşılaştım ve bunları belgeleyerek özel bir arşiv yaptım.. Fakat, bunlardan biri var ki, beni fevkalade müteessir etmişti.. 1976 yılında yaşanmış bir olay idi bu" diyor, ve devam ediyor!.

Kanser hastanesinde başhekimken, Serap adında genç bir hanım hastam vardı.. Serap, göğüs kanserine yakalanmıştı.. Onu özel bir ilgiyle tedavi altına aldım.. Ve kısa bir süre sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm.. Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık zamanı çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi.. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.. Fakat duydum ki Serap, bilet bulamamış ve otobüsle gitmiş!. Ve bindiği otobüsün kaza geçirmesi sebebiyle de, 6 saat kadar mahsur kalmış!. Dönüşünden kısa bir süre sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap, bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü yüzünden de devamlı olarak -oksijen cihazı kullanıyordu ve söylediği her kelimeden sonra ağzını cihaza yapıştırarak nefes almak durumunda kalıyordu.. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak; "Doktor Bey, ben size dargınım" dedi. Ve devam etti; "Siz dindar bir insanmışsınız, niçin bana Allah'ı, ölümü, ahireti anlatmıyorsunuz?. "

Serap'ta dini inançların zayıf olduğunu bildiğim için bu tek-lifi karşısında doğrusu şaşırmıştım.. Ve onu üzmemeye de çalışarak; "Doktora ulaşmak kolaydır, parayı verdin mi istediğine tedavi olursun, ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın" dedim!. Konuşmaya mecali olmadığından "ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı!. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatın reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yaşayan Serap için bu dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü.. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu,. Vefatına bir hafta kala; "Doktor Bey, ben ölürken ne söylemeliyim?." dedi!.

Senin durumun çok özel, Kelime-i Şehadet sana uzun gelir, o anı fark ettiğinde MUHAMMED (sav) de, o sana yeter, dedim!, O haliyle tebessüm ederek yine başını salladı.. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve onu uyutmaya çalışıyordum!. O arada, bir seyahat sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim... Dönüşümde annesi telefon ederek; "Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor, sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor" dedi!. Hemen eve gittim ve Serap'a, iğne yaptırmamasının sebebini sordum.. Aldığım cevabı hâlâ unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum!. Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanırsam ve son nefesimde MUHAMMED(sav) diyemezsem!.

Serap, bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer birkaç gün daha ömrü varsa, son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti.. Hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine olacak ki salı gününe kadar yaşayacağına dair bir işaret sezdim!. Ertesi gün ona; hiç korkma, iğneyi vurdurabilirsin" dedim!. Serap, bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu; "Doktor Bey; Azrail bana nasıl görünecek?." Kızım dedim, o bir melek değil mi?. "Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir!. "

Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.. Ancak vefatına yetişememiştim!. Ailesi perişandı.. Sadece, kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek; "Doktor Bey, biliyor musunuz, evde biraz önce bir mucize yaşandı" dedi!. Ve devam etti; "Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve yataktan kalkması imkansız denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekat namaz kıldı.. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık!. Vefat etmeden önce de; söyleyin doktor beye, Azrail onun söylediğinden de güzelmiş, dedi!. Ve yatağında kelime-i şahadet getirerek vefat etti!."

İşte değerli okuyucularım, Serap'ın hikayesi böyle!. Bu anektod, ömrünü, hastalarına şifa vermek için adamış, imanlı bir hekimin başından geçenlerin sadece bir tanesi!. Ne mutlu böyle hekimlere!. Ve ne mutlu, böyle hekimlere hasta olarak teslim olanlara!. Şu anda aramızda bulunmayan Haluk Nurbâki Hocaya rahmetler diliyoruz!. Tabii ki, son demlerinde Hakk'ı ve Hakikati bulan kanser hastası Serap'a da aynı dileklerimizi yolluyoruz..

Allah (cc), tüm hastalarımıza şifalar ihsan eylesin, ölen ya-kınlarımıza da rahmetler versin!. Amin!.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Kasım 2012 15:24