Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Kalbimizi Kaydırma
e-Posta Yazdır PDF

Kalbimizi Kaydırma

İsmail Lütfi Çakan

(Hadislerle Gercekler2, 112)

Ümmü Seleme radıyallahu anha validemizden nakledildiğine göre Peygamber sallellahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle dua ederdi:

“Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!”

Hz. Peygamberin en çok yaptığı bir dua olarak hadisimiz, en temel meselede hem bilgi, hem de Allah Tealadan ne isteneceğine dair misal vermektedir. Sehr b. Havseb (r.a.)’in rivayetinde:

- “Ya Resulellah, bu duayı ne çok yapıyorsunuz?” sorusuna Peygamber Efendimiz:

- “Kalbi Allah Tealanın kudret ve tasarrufunda olmayan hiç kimse yoktur. O, dilerse doğruda sabit kılar, isterse kaydırır” cevabını vermiştir.

Allah Teala’nin irade ve hükmüne karşı çıkacak hiç bir varlık söz konusu olamaz. İman ise, insan kalbinin en temel işi ve sahibinin bütün hareketlerini etkileyen gücüdür. Böyle olunca kalbin hak din üzere sabit olması, mü’minin iman çizgisinde devamının yegane şartı ve imkânıdır. Her türlü olumsuzluk kalpteki yanlış kabuller ya da inkârın sonucudur. Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, kalp kaymasına ya da yamukluğuna zeyg tabir edilmektedir. Haktan, gerçekten, dinden başka yöne meyletmek, yönelmek, bozukluk anlamlarına gelen zeyg’in, insanı sevkedeceği bazı tavırlara da işaret edilmektedir. “Kalplerinde yamukluk bulunanlar, (manası kolay anlaşılamayan) müteşabih ayetlerin peşine takılırlar...”

“Ümmü’l-kitab” niteliğindeki anlamı açık muhkem ayetleri bırakıp anlaşılması, yorumu güç müteşabih ayetler üzerinde ısrarla durmayı bile belli bir haktan yan çizme duygusunun göstergesi sayan ve ilan eden Yüce Rabbimiz, iman çizgisinin nezaketini idrak edenlerin kendisine “Rabbimiz, hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma! Bize katından rahmet ihsan eyle. Şüphesiz sen bol bol ihsan edersin!” diye yakardıklarını haber vermekte, Müslümanları bu çok önemli konuda hem uyarmakta hem de eğitmektedir. Hadisimiz ile bu âyet-i kerime arasındaki uyum ise, açıkça görülmektedir.

Peygamberler için imansızlık söz konusu olmamasına rağmen, daha açık bir ifade ile, onların imanları garantili olmasına, hiç bir peygamberin imansız vefat etmemiş olmasına rağmen sevgili Peygamberimizin en çok “ey kalpleri halden hale dönüştüren, benim kalbimi dinin üzere sabit ve daim kıl” duasını yapmış olması, konunun ciddiyetini biz ümmetine anlatmak içindir. Ümmet-i Muhammed arasında ilk kez ortaya çıkan, dinden yan çizme olayı (“ridde”) günlerinde Hz. Ebu Bekr’in, özellikle akşam namazlarında “rabbimiz, hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma” mealindeki ayeti okuduğuna dair rivayet de halife’nin o günkü olaylara hangi noktadan baktığının ve nasıl değerlendirdiğinin işaretidir.

Maddi Çıkar ve Yorum

Hz. Ebu Bekr’in şiddetle bastırdığı ridde olaylarının zekat vermemek şeklinde başlamış olması, kalb yamukluğunda iki şeyin etkisinin büyük olduğunu göstermektedir. Maddi çıkar (ekonomi) ve yorum... Kalp kayması, yorum ve te’villerle başlamaktadır. Zaten âyette de bu gerçeğe işaret edilmiştir. “Kalplerinde yamukluk bulunanlar, manası açık olmayan, yorumu güç ayetlerin üzerine düşerler...” Irtidad olayı da Hz. Peygamber’e verdikleri zekat’ı halifelerine vermelerinin gerekmeyeceği, zira âyette sadece Hz. Peygamberin duasının huzur ve bereket vesilesi olduğunun bildirildiği şeklindeki bir yoruma dayandırılmıştır. Gerek âyetteki ilahi tesbit, gerekse ridde olaylarındaki bu durum, kalb kaymasında yorumun yerini belirlemiş bulunmaktadır. O halde bilir bilmez yorumlara karışmamak, konuları mümkün olduğunca bütün nasslar çerçevesinde anlamaya çalışmak gerekmektedir. Özellikle de ekonomik yönü bulunan meselelere ayrıca dikkat etmek lazımdır. Günümüzde zekat ve faiz konusundaki keyfi durum ve uygulamalar,Müslümanların en yoğun şekilde tehlike ile burun buruna geldikleri noktaları oluşturmaktadır.

Din ve iman hayatının her şeyden önce bir teslimiyet ve amelden ibaret olduğu hatırlanacak olursa, fedakarlıkta bulunmadan, günün şartlarına göre bazı zararları göze almadan ciddi bir adımın atılamayacağı kendiliğinden ortaya çıkar. Mesela şehidlik yüce bir mertebedir, fakat bedeli halis bir niyetle can vermektir. O halde sahip olduğu dini değerleri korumanın da elbette bir bedeli vardır. Bu bedeli ödemekten kaçınmak için yollar aramaya kalkışmak kalp kaymasının başlangıcıdır. Yüce kitabımız Musa (a.s.)’ın kavminden bahsederken “....onlar (hak) yoldan sapınca Allah da onların kalplerini (hidayetten) kaydırdı. Zaten Allah, yoldan çıkan milleti doğru yola eriştirmez...” buyurmaktadır.

İslam tarihinde “gazvetu’l-usre” (güçlükler savası) diye bilinen Tebuk Seferine katılmakta mütereddid davranıp kendilerine göre mazeretler ileri sürerek orduya iştirak etmeyenler yani itaatsizlik edenler ve fakat sonunda ciddi pişmanlık duyanlar hakkında da, ayni ifade kullanılmakta ve şöyle buyurulmaktadır: “And olsun ki Allah sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken Peygambere uyan muhacirlerle ensarın ve Peygamber’in tevbelerini kabul etti. Bu, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğundandır.”

“Kalb kayması”, sevgi-nefret, özenti, çıkar ve şöhret duyguları, daha çok kazanma kaygıları gibi insanı yakından kuşatmış, onu uzun vadede kazanacaklarını düşünmekten alıkoyan peşinci düşünceler sonucu ve hemen daima itaatsizlik şeklinde görülür. Şu ayet, konuya ait temel prensibi ortaya koymaktadır: Allah bir milleti doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça sapıklığa düşürmez. Allah her şeyi bilir.” O halde her şey açık seçikken, itaatsizliğe gerekçeler üreterek yamukluklara kılıf hazırlamaya kalkışmak, sonuçta kalb kayması haline dönüşmektedir. Bundan kurtulabilmek için, sakınılacak konulara son derece dikkat etmek sevgili Peygamberimizin örneklendirdiği gibi “ey kalpleri halden hale değiştiren Allah’ım, benim kalbimi dinin üzere sabit kıl” niyazında bulunup yenilenmek her Müslüman için fevkalade önem taşımaktadır.

“Kalbin Nasıl?”

Anne ve babasını müşriklerin işkenceleri altında kaybeden büyük sahabi Ammar, müşriklerin istedikleri sözleri söyleyerek tabi tutulduğu dayanılması güç işkencelerden kurtulma yolunu seçmişti. Hz. Peygamber’e gelip durumu anlattı ve “ben senden vazgeçirildim. Lat ve Uzza’nın, senin dininden hayırlı olduğu bana söylettirildi” dedi. Hz. Peygamber ona sordu:

“- Bunları söylerken kalbini nasıl buldun, kalbin nasıldı?”

Ammar (r.a.):

“- İmanla dopdolu dinime bağlılıkta sapasağlamdı,” cevabını verdi. Bu cevap üzerine Hz. Peygamber:

“- O halde mesele yok. Sana yine aynı şeyi söyletmek isterlerse, söyle kurtul!” buyurdu.

Allah Teâlâ da Ammar ve onun gibi kalbi İslam imanı üzere sabit olduğu halde işkence ve ikrah altında farklı davrananlar hakkında şu âyet-i kerimeyi indirdi: “Kalbi imanla mutmain ve müsterih olduğu halde cebir ve ikraha uğratılanlar hariç, kim imandan sonra Allah’ı tanımaz, küfre kucak açarsa, işte Allah’ın azabı o gibilerin başınadır. Onların hakkı en büyük bir azabtır”

Bütün bunlar ümmete, kalbi istikamet ve tatminin, Müslümanlığın esası ve vazgeçilmez rüknü olduğunu öğretmektedir. Çok karmaşık dünyamızda Müslümanlığımız ve tabii ahirette mutluluğumuz buna bağlıdır. O halde duamız da hep aynı olmalıdır: “Ey kalpleri halden hale, (renkten renge, şekilden şekile) çeviren Allahım, benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!”

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Kasım 2012 11:40