Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Duânın manyetik gücü ve tedâvi
e-Posta Yazdır PDF

Duânın manyetik gücü ve tedâvi

Ali Ferşadoğlu - (06.06.2002 Yeniasya)

Eğilimin iki katı arzu; arzunun iştiyak (şiddetli arzu, şevk); iştiyakın İlahî aşktır. Duâ ile yoğrulan düşünce, eğilim, arzu, istek dalgaları; şiddet, kalite-ihlâs, samimiyet derecesinde rûh, beden, fizik ve ötesi âlemlere yayılır. Bu fıtrî kanunlarla da rahmet-merhamet ve enerjiyi cezbedilir. Müspet-menfilik (olumlu-olumsuz), sayı ve kalite de, rahmetin celbi veya reddine sebeptir.

Toplu duâlar da bu çerçevede makbul ve verimli olur. Cemaatle kılınan namaz ve sâir toplu ibadetlerde herbir fert, kendi ibâdetinden kazandığı miktardan pek fazla bir sevap (ve enerjiyi) cemaatten kazanıyor. Ve her bir fert ötekilere duâcı, şefaatçi, tezkiyeci olur. Ve keza, her bir fert, arkadaşlarının saadetinden zevk alır. Mü’minler arasında, cemaatler sayesinde husûle gelen şu ulvi, manevi (enerjiyle) biri birleriyle yardımlaşırlar.(1) Kezâ, Peygamberimize (asm) getirilen hadsiz salavat-selâm ve duâ; onun şahsında; Makam-ı Mahmûd’da toplanan mânevî birikimin, enerjinin ümmetinin ferdlerine dağıtılmasıdır.

Şiddetli kuraklık gibi muztar kalındığında meyil, istek ve arzular şiddetlenir. Çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, hattâ hayvanların toplanıp; yağmur duâsına çıkmaları topluca yaydıkları bio-manyetik enerjiyle rahmeti mıknatıs gibi çekmesiyle de ilgili olmalı.

Bu hususun menfi durumlar için de sözkonusu olduğuna işâret eden Bediüzzaman; bir zaman, bir kısım ehl-i dalâlete mühim bir vakitte kahr ile duâ ettiğini; bedduasına karşı, müthiş bir mânevi kuvvetin hem duâsını geri çevirdiğini, hem men ettiğini, söyler: Sonra gördüm ki, o kısım ehl-i dalâlet, haksız icraatında bir mânevi kuvvetin kolaylaştırmasıyla arkasına aldığı halkı sürükleyip gidiyor, muvaffak oluyor.

Yalnız cebirle değil, belki “velâyet kuvvetinden gelen bir arzuyla” birleştiği için, ehl-i imânın bir kısmı o arzuya kapılıp hoş görüyorlar, çok fena telâkki etmiyorlar. (2)

Tedâvide de, öncelikle şifâcının, bedenî ve rûhî duyarlık, duygu yoğunluğu; moral yüksekliği; bilgisi; tedâvî hususundaki yüksek inancı; alıcı ve vericilerinin sağlamlığı ve aynı şekilde hastanın durumu önemli rol oynar.

Hasta duâyla iyileştiği gibi, kendisi de başkalarını iyileştirir! “Hastanın duâsının makbûl” (3) sayılmasının sebebini hiç düşündünüz mü? Dikkat edilirse, “evliya, mütedeyyin, sâlih hastanın duâsı” kaydı konmuyor. Çünkü, hasta, kim olursa olsun riyasız, ivazsız arzusuyla dilekte bulunur, müspet enerji yayar ve karşılığını muhabbet, şefkat ve yardım olarak alır. Sıla-i rahîmle, akraba, hasta ziyaretiyle duâlarının alınmasının teşvik edilmesinin hikmetlerden biri de bu değil mi? Karşılıklı sevgi, şefkat gibi empatik alışveriş sağlanır.

Eğer üzüntü, stres, sıkıntı, öfke ve sâir menfi duygular; ülser, kanser, verem gibi maddî hastalıklara sebep oluyorlarsa; duâ şefkat, sevgi, merhamet gibi duygular da tedâvî edebilir. Zaten, müspet duygularla yaklaştığımızda muhataplarımız rahatlama; menfi yaklaştığımızda sıkıntı hissetmiyor muyuz?

İbâdet ve Sünnet-i Seniyye’deki hiçbir hareket rastgele değildir. Duâdan sonra ellerin alından başlanarak yüze sürülmesinin hikmetlerinden birisi; parmak uçları ve ellerden yayılan bio-manyetik (mıknatısî) enerjinin başımızdan yayılan enerjiyle buluşup dengelenmesi meselesi yatıyor olmalıdır.

-------------------

1- Mesnevi-i Nûriye, s. 201;

2- Mektûbât, s. 328;

3- Lem’alar, s. 216

 

Son Güncelleme: Salı, 20 Kasım 2012 22:23