Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
e-Posta Yazdır PDF

Sakarya Destanı

 

İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya;

Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

 

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;

Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

 

Her şey akar; su, tarih, yıldız, insan ve fikir;

Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.

 

Akışta demetlenmiş, büyük küçük kâinat,

Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!

 

Fakat Sakarya başka yokuş mu çıkıyor ne,

Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

 

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için

Hey Sakarya kim demiş; suya vurulmaz perçin?

 

Rabbim isterse sular büklüm büklüm burulur,

Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

 

Eyvah,eyvah Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?

Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..

 

Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya!

Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

 

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.

Hamallık ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,

 

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;

Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

 

Şimdi dövün Sakarya dövünmek vakti bu an;

Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

 

Hani Yunus Emre ki; kıyında geziyordu;

Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

 

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;

Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?

 

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?.

Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

 

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;.

Sakarya, kandillere katran döktü geceler

 

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya

Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

 

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;

Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

 

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek.

Siz; hayat süren leşler sizi kim diriltecek?

 

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!

Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

 

Sakarya saf çocuğu masum Anadolu’nun,

Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

 

Sen ve ben, gözyaşıyla yoğrulmuş hamurdanız;

Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

 

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader,

Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider’

 

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz,

Sen kıvrıl ben gideyim, Son Peygamber kılavuz!

 

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;

Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

 

Necip Fazıl KISAKÜREK

 

 

Son Güncelleme: Salı, 20 Kasım 2012 21:18