Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
e-Posta Yazdır PDF

Geçti artık!

Küçüklüğümden beri dar yerlerden sıkılır ve buralardan adeta feryat ederek kaçardım. Daha sonra bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten kurtulamamıştım. Halbuki o dar mekânlara simdi ister istemez girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen her nasılsa onları görüyordum.

"Genç yaşta öldü zavallı diyorlardı." Halbuki yapacak ne çok işim vardı. Gerçekten de birçok işim yarım kalmıştı. Mesela oğluma iyi bir iş kuramamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup dostlarımı o firmada toplamak da hayal olmuştu. Önümüzdeki kış için irkildim, "Geçti artık geçti" diyordu, içimden: "Keşke geçmemiş olsaydı!" diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.

Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve üzerimi örtmek için tabutun kapağını kaldırdıklarını farkettim. Avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyorum, ne de bir ses çıkarabiliyorum. Biraz sonra koyu bir karanlık içinde kalmış ve gözlerimi tabut tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde: "Aman Allah'ım dedim, ne olacak şimdi halim?" dedim. Hiçbir şey düşünemiyordum. Biraz sonra omuzlara kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye başlamıştım. Dışardaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi tabutumun gıcırtısına karışıyordu. Cenaze namazı için Cami'ye gidiyor olmalıydık. Cami deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına rağmen nedense bir türlü elim değip gidememiştim. Ama 50 yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikâyet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Ah şu kaza olmasaydı! İleride ne iyi bir insan olacaktım. Daha önce duyduğum ses: "Geçti artık geçti" diye tekrarlandı.

Biraz sonra namazım kılınmış ve imam cemaate nasıl bir insan olarak bilindiğimi sormuştu. Ben cemaatın arasındaki 8-10 kişinin soruya cevap vermediğini gayet iyi biliyorum. Evet bu insanların haklarını yediğimi biliyorum. Fakat şu kaza olmasaydı, onların gönlünü alacak ve yaptığım hataları telafi etmeyecekmiydim?

Camideki işimiz bittikten sonra tekrar omuzlara kaldırılmıştım; Tabutumun eğik bir şekilde taşınmasından mezarlığa giden yokuşu tırmandığınızı anlıyordum. Şiddetle yağan yağmurun, çatlaklardan içeri girerek kefenimi yer yer ıslattığının farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı ise geçen gece akşam televizyonda oynayan kovboy filmini methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise, yanındakinin kulağına fısıldayarak, "tam ölecek günü buldu rahmetli" diyordu. Bir diğeri ise "sırılsıklam olduk birader" diye homurdanıyordu. Duyduklarım yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi?

Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve güçsüz vücudumu kucaklayan birkaç kol beni dibinde su toplanmış olan bir çukura doğru indirdi. Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Aman Allah'ım bu kabir değil miydi? O zamana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim? Sessiz feryatlarımı kimse duymuyor ve dostlarım kalın tahtalarla üzerimi kapatmak için adeta birbirleriyle yarışıyordu.

Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün zerrelerimle dua etmeye başlamıştım. "Yâ Rabbi diyordum bir fırsat daha yok mu? Senin istediğin gibi bir kul olayım. Daha önce duyduğum ses aynı şeyleri tekrarlayarak: "Geçti artık, geçti" dedi. Vücudumu örten tahtaların üzerine kürekle atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarıyordu. Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım.

Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kabus görüyordum. Bitişik dairedeki doktor arkadaşım başucumda duruyor ve, "Geçti artık geçti" diye tekrarlıyordu. Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki 20 kg. birden vermiştim. Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyor ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu. Çevremdekilerin şaşkın bakışları arasın-da kendimi toparlamaya çalışırken "Yâ Rabbî sana bütün zerrelerimce şükürler olsun, diyordum, iyi bir kul olmak için ya bir fırsat daha vermeseydin?.

(23.02.2004 - Vakit - Sultan Çelik/Adıyaman)

 

Son Güncelleme: Perşembe, 15 Kasım 2012 19:16