Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Ayancık – Sinop Anılarım
e-Posta Yazdır PDF

AYANCIK – SİNOP ANILARIM

Turan Gökmenoğlu

http://www.burctaslari.com/

1957 yılının yoğun karlı 27 Mart günü, Sinop Ayancık’ta doğmuşum. Şimdilerde doğum günümü Dünya Tiyatrolar Günü ile birlikte kutlarım.

İki yıl öncesine kadar, doğduğum günün ‘’çok kar vardı!’’ diye anlatılmasına şüphe ile bakardım. Acaba annem kardeşlerimden birinin doğumu ile mi karıştırıyor diye. Kendimi bildim bileli, ‘’mart kapıdan baktırıyor, hatta kazma-kürek yaktırıyor’’du ama, öyle anlatıldığı gibi yoğun karlı –hatta normal karlı bile- geçmiyordu! Fakat, 2004-2005 martları, doğduğum karlı günü aratmaz oldu.

Annem, yatsı namazını kılıp, sedirin bir köşesinde dinlenmeye çalışırken doğum sancıları tutuyor. Hemen üst katımızdaki ev sahibemiz Şefika teyzeye haber veriliyor. Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Yerde yarım metreden fazla kar var.

Annemin doğum sancıları artınca ebeye haber vermek gerekiyor. Şefika teyzenin ortanca oğlu bu iş için seçiliyor. O kış kıyamette Aşağı Erkengünez mahallesindeki ebeyi çağırmak için Turan abi şartlı gidiyor. ‘’Çocuk erkek olursa benim adımı koyarsanız!’’ diye. Yarı şaka, yarı zorunlu kabul edip ebeye haber salınıyor.

Saat 20.00 civarı doğuyorum, adımı 10-12 yaşlarında bir çocuktan alıyorum. Burcum Koç, inatçı-hareketli-mücadeleci, yükselenim Terazi, hassas-duygulu-sanatçı ruhlu.

Köprübaşı’ndan Mezarlık yoluna hafif bir yokuştan çıkılır. Maltepe’den Ayancık çayına ince bir dere akar. Üstündeki 8-10 metrelik küçük bir köprüyü geçince, sağda büyük bir bahçe içinde Bekçi Ahmet’in evi var. Yol burada hafif bir kaş yaparak ikiye ayrılır. Aşağısı, Aşağı Erkengünez’e, yukarısı tuğla harmanına, oradan mezarlığa ve daha yukarıda Hasan dağına kadar gider.

Yukarı yolda, Bekçi Ahmet’in bahçesinin yanında bizim de oturduğumuz Tahsin amcaların (Çelik) üç katlı evi var. Doğduğum bu ev de bahçe içinde. Daha sonraları kahve telvesi rengindeki bu eski ahşap ev yıkılıp, yerine iki yeni ev yapıldı. Biri Yaşar, diğeri Turan Ağan’ın evleri. Benim doğduğum ev, Turan Ağan’ın evinin yirmi adım daha arkasında kalıyor.

Babamın ailesi evliliklerini onaylamadığı için, sırtladıkları yatak-yorgan ve çok az eşya ile Ayancık’a gelip yerleşirler. Babam önce hat çavuşluğu yapmış. Kendi ailesinin şikayeti ile, bu işini kaybedince, kereste fabrikasında çalışmaya başlamış.

1961 kışında annem, hamileliğinin son anlarında büyük bir kanama geçiriyor. Ayancık’taki hastahane yetersiz kaldığı için Sinop Devlet Hastahanesine kaldırılıyor. Babam annemle birlikte gidince biz dört kardeşi komşular sahipleniyor. Ben o zamanlar 4 yaşındayım.

1962 Kışı çok karlı geçti. 1963 İlkbaharında dağlardaki karlar erimeye başlayınca, Ayancık çayının doğduğu yerlerde sular yükselmeye başlar. Su sele dönüşünce ilçe merkezine telefonla haber verilir. İlçe yöneticileri acil toplanırlar. Belediye’nin hoparlöründen anonslar yapılır. Fabrikanın borusu öterek tehlikeyi haber verir. Polis ve bekçiler kasaba halkını Maltepe’nin yükseklerine çıkmaları için uyarır.

Ayancık, çay yatağının batısına, Maltepe eteklerine; fabrika, Ayancık köyü ve Girmahal mahalleleri de çay yatağının doğusuna, Fatsa Tepesi eteklerine kurulmuş. Çay yatağının iki yanını da büyük köprü birleştirir.

Sel suyu köprüyü aşarsa yatağından taşacak, hem kasabayı, hem de fabrikayı denize doğru silip süpürecektir. Selin yatağından akıp, kasabaya daha az zarar vermesi için, köprü dinamitle havaya uçurulur.

Sel haberi bütün kasabada çabucak duyulur. Okullar, resmi daireler ve fabrika tatil edilir. Dükkan sahipleri, işyerlerini kapayıp evlerine koşarlar. Çay yatağına yakın yerde oturanlar –kasabanın yüzde doksanı buralarda oturur- taşıyabildikleri kıymetli eşyalarını aceleyle toplayıp, Maltepe’nin yukarılarında oturan hısım, akraba veya komşularının evlerine sığınırlar.

Gidecek yeri olmayanlar, ya da gittikleri yere sığamayanlar Kurtuluş okuluna, hatta tepedeki Eski hastaneye yerleştirilir. Bir yandan sel beklentisi, diğer yandan sağnak yağmur sürer. Bizim iki odalı evimiz de tanıdığım-tanımadığım pek çok hısım-akraba ile doldu.

Biz mahallenin çocukları, kardeşlerim, komşulardan birkaçı, Aşağı Erkengünez yol ayrımının üstündeki kaşta toplandık. Çay yüz metre kadar dik bir yarın aşağısından kükreyerek akıyordu. Rengi maviden toprak rengine ve balçığa dönmüştü.

Eskiden su, çay yatağının ortasında yer yer beş yada sekiz-on metrelik cılız bir yatakta, iri taşlar ve kayaların arasından süzülerek akardı. Akşama doğru çay yatağı iki yana, tepelerin eteklerine katar silme genişlemiş, taş ve kayaların üstünü aşmıştı. Sesi iliklerimize korku salacak kadar gürleşmiş, adeta homurdamaya başlamıştı.

Hava kararırken su biraz daha yükseliyor, söktüğü ağaçları, yıktığı damları, evlerin duvar ve çatılarını yüzdürerek, son sürat denize ulaşmaya çalışıyordu. Bu ağaç dalları ve yıkıntının arasında, bazen bir sığır, bazen koyun-keçi, ara sıra da yabani hayvanları tepe taklak yuvarlıyordu. Hava kararıp, her şey görünmez olmaya başlayınca, birer ikeşer evlerimize dağıldık. Sonradan öğrendim ki, mahalleli sabaha kadar nöbetleşe sel suyunun yükselişini izlemişler. Şükür ki, sel suyu gece boyunca evlerimizin bulunduğu kaşa kadar yükselmemiş,

Gece yükselen sular kasabadaki evlerin çoğunu basıyor. Her taraf çamura bürünüyor. Sanayinin köprü tarafında her şeyden habersiz kulübesinde uyumakta olan Topal İsmail’i, sel suları uyandırmadan sessizce kaldırıp, yüzdürerek Koloniler’in önündeki lojmanın ikinci kat penceresinden içeri sokup, karyolanın üstüne, yine aynı sessizlikle bırakıveriyor.

Sel suları çekilip her kes evine dönünce –daha sonra komşu olduğumuz- Kerim amca, önce evinin penreresini kırıp içeri giren sele üzülüyor, yatak odasına girip karyolasında Topal İsmail’i yatarken bulunca şaşkına dönüyor.

Kasaba halkı evlerini temizleyip acılarını sardıktan sonra uzun zaman bu mucize hikayeyi konuştular. Hatta bazıları da bu mucize masalına hiç inanmadı. Olsa olsa ‘’bu iki ayağı da sakat, sevimli insanın, sel suyu ile birlikte yüzerek bu lojmana kadar geldiği, çevik bir hareketle binaya tutunup, merdivenlerden yukarı tırmandığı ve evin en rahat yeri olduğu için, karyolaya tırmanıp, yapacak başka bir şeyi olmadığı için, bu maceranın keyfini çıkardığı’’ yorumuna vardılar.

Belediye daha sonra bu şanslı insana, sel suyunun yıktığı kulübesinden çok daha güzelini yapıp, içini de donatıverdi.

 

Son Güncelleme: Salı, 13 Kasım 2012 22:04