Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
e-Posta Yazdır PDF

AYDINLAR KENTİ

Sabahattin Öztürk

17 Ağustos 1967 – Ayancık Sesi Gazetesi

Bugün bambaşka bir dünyaya gelmiş gibiyim. Bütün yorgunluğumu atmış olarak doğruluyorum yataktan. Pencereyi açıyorum. Serin bir sabah rüzgârı ile çiçek kokuları ve kuş sesleri doluyor içeri. Erken açılan kepenklerin gürültüsüyle açık radyolardan gelen neşeli türküler birbirine karışıyor. Giyinip sofraya oturuyorum. Yediklerimde tükenmez bir lezzet... Annemle babam gençlik günlerindeki gibi yanyana oturmuşlar, tatlı tatlı kardeşlerime, bana bakıyorlar. Kardeşlerim sükûnetle yeni oyunlarını oynuyorlar. Alâattin eskisi gibi sert davranmıyor artık. Bir efendilik var üzerinde. Hem seviniyorum, hem şaşıyorum.

Sonra, sokağa çıkıyorum ki her taraf cıvıl cıvıl. Herkes güleryüzlü, herkes mutlu. Sokaklar tertemiz. İnsanlar günlük alışverişlerini yapıyolar kahveler tenhalaşmış. Birkaç yaşlı adam kahvelerini içiyorlar. Ve... Ve kumar yerine kahvehanenin bir köşesindeki kitaplıktan aldıkları kitaplarıyla meşguller. Sokaktan geçenlere de öyle garip garip bakmıyorlar. Bir turist çift elele geçiyorlar, ilerden. Ne kızın eteği, ne adamın sakalı rahatsız etmiyor kimseyi.

Sahile iniyorum: Kızlı erkekli bir gurup kıyıda şakalaşıyorlar. İskeleye yanaşan gemilerin motor sesleri, dalgaların çakılları sürüklerken çıkardığı hışırtılar. Çocukların çığlıkları. Parktaki banklardan birine oturuyorum. Bir başka alemde yaşar gibiyim adeta. Dalıyorum, Anılarımı bir bir yeniden yaşıyorum. Burtu’daki, İkisu’daki çocukluk yıllarımı. Aynı çocuksu sevinci duyuyorum. İçime sığmayan bir heyecanla titriyorum. Sonra okul hayatım, öğretmenlerim arkadaşlarım.

Birden unutuyorum hepsini. İş vakitlerini bildiren fabrikanın borusu kulaklarımda yankılıyor. Kalkınma savaşımızın emekçileri yarınlarından emin olarak çıkıyorlar. Hayatlarını, çocuklarının istikbalini güven altına almanın mutluluğu okunuyor gözlerinde. Mühendisler, işçisi-ustası tüm emekçilerle omuz omuza alınteri döküyorlar. Devlet malı olmadık işlere harcanmıyor. Lüküs hayat için düşler kurulmuyor. Orman İşleri iskân yeri olarak kullanılmıyor. Bölgelere gidenler ülkenin padişahı imiş gibi davranmıyorlar. Tefrik edilmeksizin her vatandaşa ihtiyacı veriliyor.

Yanık bir ezan sesiyle kahve önlerinde bir kıpırtı oluyor. Ağır ağır camiye yollanıyorlar. Arkadaşlarından ayrılan bir genç bir ihtiyarın peşisıra camiye giriyor. Ne o arkadaşlarına çıkışıyor, ne de arkadaşları ona sitem ediyorlar. Öylesine bir dostluk, tolerans var ki iftihar ediyorum kentimin insanlarıyla.

Akşamın serinliğini hissettiğim an parklara göz gezdiriyorum. Mutluluğun en canlı delillerini görüyorum. Parklarda plâklar çalıyor, iskeleden çayağızına kadar set çekilerek asfaltlanmış sahil yolunda meltemin denizden getirdiği yosun kokusunu ciğerlerine çekenler, gezenler.. Her biri ayrı bir dünya kurmuşlar kendilerince. Derin bir nefes alıyorum, bende. Yukarı dönüyorum. Sinemaya giriyorum dostlarımla. Kapının önünde Mustafa Ercan ile Neşet Övet neşeli sohbet ediyor. Yazlık sinemanın, ilkokulun bahçesinden alınan kısımla genişlemiş olduğunu görüyorum. Etrafıma bakmıyorum. Kız erkek karışık herkeste bir efendilik. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Tertemiz, yumuşacık koltuklar numaralı olarak sıralanmış, her filmden önce eğitici özel proğramlara da yer veriliyor. Biraz ilerde Ökten Özdemir’le Bahattin Karakaş birlikte film seyrediyorlar. Ayancık Gazetesi de Ayancık Sesi Gazetesi de halkımızın mutluluğu içindir diyorlar.

Bir ağrı giriyor başıma bunca şaşkınlığa dayanamıyorum. Herhalde daha çok şeyler görmek duymak için zorluyorum kendimi ama, her şeyin yavaşça silinip gitmesini önleyemiyorum. Kendimi başladığım yerde buluyorum. Sabah vakti yatağımda tekrar muhakeme ediyorum. Ve gerçekle düş arası bu hikâyenin gerçek olması için dua ediyorum. Hiçbir değişim olmadığını bile bile tatlı yalana kendimi inandırmak güzel. Ayancık'ı bir aydın insanlar kasabası olarak görmek istiyorum.

 

Son Güncelleme: Salı, 13 Kasım 2012 15:26