Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Sabahı Bekleyen Gözler
e-Posta Yazdır PDF

Sabahı Bekleyen Gözler

S. Sinan ÖZTÜRK  - 15.10.1979 – Türkelinin Sesi

Gökyüzü kapkaranlık. Solgun, titrek ışıkların aydınlatmağa çalıştığı sokaklar ise sessiz. Hava da epeyce soğuk. Nefesler buhar şeklinde uçuşuyor, ciğerlerden çıkarak. Soğuk olmasına rağmen havanın bir temiz görüşünü, bir temiz kokusu var. Ağaçlar nemli, yerler ıslak, yollar yeryer çamur. Yanyana dizili olan evlerin perdeleri sımsıkı kapalı. Camlar buğulanmış, içerde insanların uyudukları belli oluyor.

Ama o genç uyumuyor. Tenha sokaklardan yürürken bile yüzünde en ufak bir uyku belirtisi yok, yorgunluk izi seçilmiyor. Görünüşte durgun olmasına rağmen içinde binbir düşüncenin fırtınası esiyor adeta.

Teheccüd namazından sonra paltosunu sırtına almış çıkmıştı. Memleketin içinde bulunduğu keşmekeş, müslümanların düştükleri çaresizlik onu tedirgin ediyordu. Sanki bütün yük onun sırtındaydı. Müslümanın derdiyle dertlenmiyeni kendilerinden saymıyordu Allahın Rasûlü. Uyunur muydu hiç bu ortamda.

Şu küçük kasaba bile ne hale gelmiş, zavallı müslümanlar diye düşünüyordu. “Şu zavallı hale nasıl da düştünüz. Kendi isteğinizle değil elbette. Hiç beklemediğiniz bir anda, yuvarlanır gibi. Çıkmak için de çabalamıyorsunuz, ne biçim insansınız. El ele tutuşsanız kurtulacaksınız bu badireden, ama el ele vermeyi de beceremiyorsunuz. Tut ki karşında seni yutmaya hazırlanmış canavar sürüsü var. Ne yapacaksın. Korkudan tir tir titrerken gel beni ye de kurtulayım mı diyeceksin, yoksa tetikte hazır mı bekleyeceksin.”

“Korkunun ecele faydası olur mu hiç. Ne adamlar var ya Rabbi diye düşündü, genç adam. Solcu geçinen bir takım eşkıyalar çıka geliyorlar da: “Derneğimize her ay bin lira yardım edeceksin, yoksa dükkânını havaya uçururuz, seni de mahvederiz.” diye tehditle para alıyorlar. Sonra da dükkân sahibi dert yapıyor arkadaşlarına: “Alçak komünistler, namussuzlar!” diye. Ne adamlar var ya Rabbi. Hem onları besliyor, hem de şikâyet ediyor. Mal kaygusuyla can korkusuyla verilen o paraların vebali ne olacak acaba. Bilmiyor ki o paralar birgün mermi olarak iade edilecek kendisine. Zavallı müslüman. Ne hallere düşmüşsün. Gaflet zamanı geçmedi mi hâlâ. Ne zaman uyanacaksın?”

Düşünceler içinde deniz kıyısına doğru yürüyen delikanlı kulaklarının uğuldadığını, beyninin zonkladığını hissediyordu sanki.

İskelenin ucuna geldi ve durdu. Ohh… Rüzgar iliklere işlercesine soğukça esiyordu. Açılmıştı biraz. Gözleri daldı birden uzaklara. Ufukta tan yeri ağarmaya başlamıştı. “İnşallah, diye mırıldandı. İnşaallah bu zulmet karanlığı da aydınlığa kavuşacak bir gün çok geç sandığımız bir zamanda bir de bakacağız ki çok erken olan sabah doğacak. Gece yerini mutlaka gündüze terkedecek çünkü. Öyle yaratmış mevlâm. Sabretmek lâzım. Ya Sabûr. Ya Allah.”

Bilmediği göremediği bir noktayı görmek istercesine ısrarlı bakışlarını ufukta gezdiriyor, tekbir getirerek Rabbını zikrediyordu. Dalgalar da ona uydurmuşlardı kendilerini sanki. Sular kabarıyor, köpürüyor. iskelenin altına girince homurtulara bulanmak, gürültülerle kıyıya, yarı kum yarı çakıl olan sahile hücum ediyordu. Sanki genç adamın hislerine ortak olmak istiyordular.

Ufuktaki ağarışla birlikte ezan sesleri de ortalığı doldurmağa başladı. Yanık sesli müezzinin okuduğu sabah ezanı dalga dalga etrafa yayılıyor, “Namaz uykudan hayırlıdır, Haydin namaza, haydin felaha” müjdesini, davetini mü'minlere ulaştırıyordu. Fakat bu davete cevap veren hep te bir iki kişi oluyordu, o kadar. Leşler gibi yatıp sabah namazına kalkamayan kimselerden nasıl bir uyanıklık bekleyebilirsiniz? Onlar uykuyu herşeyden tatlı bilmişler demek ki. Öyle olmasaydı şimdi, ağyar uyurken gürül gürül camiye akmaları gerekirdi.

Alemlerin Rabbi Kur'an-ı Hakiminde: “Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah'dan yardım dileyin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.” buyuruyor. Hani bu emre itaat edenler, nerede.

Genç adam böyle, yanında birisi varmış gibi kendi kendine söylenerek camiye doğru yürüdü. Birkaçyüz metre gitmişti ki aniden karşısına birilerinin dikildiğini farketti. Üç-dört kişi kadardılar. İki kişi de ellerinde boya kutularıyla duvar dibine çökmüş duruyorlardı. Niyetlerinin bozuk olduğunu anlamıştı ama yine de yanlarından geçip gitmeyi düşündü. “Ecelim gelmemişse Allah beni korur. Eğer ecelim gelmişse zaten kaçmak gereksiz. Hasbünallahi ve ni'mel Vekil” diyerek yaklaştı. Aynı anda avını bekleyen kediler gibi üstüne çullandılar. Vur ha vur. Sopa, tekme, kabza, küfür ve bıçak. Üç tanesini birer yumrukta yere serdi. Güçlüydü kendisi de. Ama kafasına yediği bir darbe ile yüzüstü yuvarlandı. Kendinden geçerken hâlâ sopa ve tekmelerin inip kalktığını hissediyordu.

İncecikten bir yağmur çıkmıştı. Soğuk hava ve hafiften başlayan yağmur genç adamın çabucak ayılmasına sebep oldu. Her tarafı sızlıyordu. Yeni can veren bir ölü gibi vücudu sopsoğuk olmuştu. Gözlerini açınca etrafına bakınarak nerede ve ne halde olduğunu anladı. Demek eceli gelmemişti daha. Görecek günler vardı daha...

Duvarlar yaz-boz tahtasına dönmüştü. “Tüh, Allah kahretsin, diye söylendi. Ne yaptığının, nereye doğru yol aldığının farkında olmayan gafiller. Sizin devrim anlayışınız bu mu? Kan ve kin üzerine kurulu bir devrim. Devrilenlerin kanı size de sıçramaz mı sanıyorsunuz.

Ağzını yüzünü sildi mendiliyle. Yağmur yüzünü ıslatmıştı. Namaz vakti geçmeden camiye yetişeyim bari diye hızlandı. “İyi yapıyorsunuz ama, diye düşündü. İyi yapıyorsunuz? Her geçen gün size karşı nefretimiz artıyor. Kendi kendinizin kuyusunu kazıyorsunuz.” Ceketini çıkardı, üstünü başını temizledi, abdest alıp ağır adımlarla camiye girdi. İmam, arkasındaki iki kişiyle sabah namazının farzını kılıyordu.

Allahü Ekber!.. Evet Allah büyüktür ve herşeye Kadirdir. Asrı saadette de müslümanlar bugünküne benzer bir haldeydiler. Önce alay ediyorlardı müşrikler. Baktılar ki müslümanlar güçleniyorlar, hakaret ve saldırılara başladılar o zaman. İnanan insanlara işkence yapmak, kafir toplulukların bunalan, intikamcı ruh hallerini dile getiriyordu. Fakat o ki Allah (CC) vardı, zalimler mutlaka mağlûp ve perişan olacaklardı.

Zalimler istedikleri kadar gizli hesap yapa dursunlar, “Allahın da bir hesabı vardır” sırrının tecellisi bütün maddi hesapları altüst etmeğe kâfi gelecekti çünkü.

Rahatlamış bir halde namaza durdu. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” diyerek secdeye kapandı.

Son Güncelleme: Salı, 05 Şubat 2013 11:14