Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Nuri Öztürk

e-Posta Yazdır PDF

Nuri Öztürk

1335 (1919) Yılında Sinop’un Ayancık ilçesi Armutluyazı Köyünde doğdu. Babası Mustafa (Tüke Hamey), annesi Fatma (Zaliha), dedesi Mehmet (Tüke Limaf). 105 yaşında ölen babası, daha 16 yaşındayken dedesiyle birlikte 1860 lı yıllarda Kafkasyadan Türkiye'ye göçetmiş, önce Bafra civarında biraz kalmışlar, sonra Kastamonu Belovacık tarafında biraz kalmışlar, en nihayet amcası Tüke Zepaç'ın Armutluyazı'yı beğenerek yerleşmesi üzerine sülalece Armutluyazı köyüne yerleşmişlerdir.

Gençliğinde ve askerliğinin bir kısmında güreşle meşgul oldu. Askerde ölçme askeri olarak görev yaptı.

Ayancık Devlet Orman İşletmesinde, uzun yıllar kendisine tahsis edilmiş bir vagonetle, tren yollarında Dekovil Hat tamiri ustabaşısı olarak çalıştı.

Zeki ve ileri görüşlü kişiliğiyle temayüz etti. Köyüne kalkındırma derneği kurulmasına önayak oldu. Tren yollarının 1963'teki selde yıkılmasından sonra Zindan orman yolu açılması gündeme gelince, at sırtında Büyükdüz'den itibaren mühendislerle birlikte Söküçayırı, Armutluyazı, Hacılı, Tavaca güzergahında keşif için dolaştı. Kalkınma için yolun önemini çok iyi bilen biri olarak yolu köyün içinden geçirmek istediyse de onu anlayamayan kişiler tarafından engellenmek istenince yol köyün dışından dolaştırıldı. Binaenaleyh Köyün kalkınması için çok uğraştı.

Son olarak Armutluyazı Camiinin temelini atarak pencere hizasına gelinceye kadar yükseltti. Ömrü tamam oldu. Bunun üzerine köyün ileri gelenleri, bilhassa Sabri Çelik, Bekir Çetinkaya ve Salim Acar gibi şahsiyetler camiyi tamamlayarak hizmete açtılar.

15.Ocak 1976 da vefat etmiştir.

**  **  **

İsa Ak hoca, hacı Nuri Öztürk ile ilgili hatıralarını anlatıyor;

Allah rahmet eylesin, o bizi çok korurdu. Çok iyi bir adamdı. Ben onun evinde 13 seneye yakın kiracı olarak, kiracı da denmez ama öyle diyelim gene, kiracı olarak oturduk. Bize öyle kiracı olarak falan bakmıyordu. Zaten rahmetli teyzemdi hanımı, Nesibe teyzem.. Orda otururken, ben üst katta otururdum, çatı katında. Sesi gelirdi aşağıdan. O cuma geceleri yani perşembe günü akşamları mütemadiyen Yasin, Fetih, Rahman, Vakıa, Tebareke ve Amme surelerini, daha aşağıdaki sûreleri, hepsini okur, çocuklar varsa evde, çocuklara küçük sureleri okutur, Kulhüvallahdan aşağısını okutur, dualarını yapar, ondan sonra yatsı namazına giderdi. Ben onun sesini yukarıda duyuyordum. Ben çoğu zaman ikindi namazlarından sonra gelirdim eve, yemek yerdim. Aşağıdan da onun sesi gelirdi böyle, hem böyle bağıra bağıra okurdu. Allah rahmet eylesin.

Onun çok hatıraları var da, bir tanesi mesela, bizim Kadir doğduğu sene. 1975 senesinde Samsun'da Kadir doğdu. Ben bir araba tuttum Samsun'dan, doğumevinin önünden. Bir hafta olduktan sonra doğumevinden çıkardılar. Çocuk kucağımda, hanım yanımda, hanım ameliyatlı. Geldik, Samsun'dan geldik. Merdivenin dibinde bizi karşıladı. Hemen çocuğu aldı. Çocuğu doğru, bebeği kucağında, Kadiri eve çıkardı; "Hanım bak bir torun geldi" dedi böyle bu şekilde. O zaman da çocuklar da, hepimiz de çok severdik onu. O da bizimle çok ilgilenirdi.

Bir de hiç unutamadığım, zaten Selim hoca da o zaman askerdeydi. Ben onun evindeydim gene. Bir akşam, bir perşembe günüydü, sahil camiine geldi ikindi namazına.. İkindi namazında beraber namazı kıldık, geldik eve beraber. Ben üst kata çıktım kendi evime, o da alt katta kendi evine gitti. Orada yine demin söylediğim gibi aynı şekilde Yasin, Fetih, Rahman, Tebareke, Amme gibi sureleri okuyarak, o şekilde yine sesli sesli dua yaptı. Ben yemeğimi yedim, tekrar camiye gittim. O, akşam namazını evde mi kıldı bilmiyorum. Yatsı namazına Köprübaşı camiine gitmiş. Orda namazdan çıkınca rahatsızlanıyor. 1976 senesinin birinci ayının 15'iydi, hiç unutmuyorum. Ben sahil camiinde yatsı namazını kıldırdım. Şahap abi, Şahap Gelişli abi geldi; "Yahu Hacı Nuri'ye birşey oldu, hemen hastaneye kaldırdık ama ne oldu bilemiyorum." Hemen arabaya bindik gittik. Hastaneye varınca öldüğünü öğrendik.

Camiden çıkınca rahmetli, karşıda kahve vardı, Velioğlu'nun dükkânı kahveydi o zaman, kahveye giriyor. Orda kahve önünde düşüyor. Düşmüş dediler, o şekilde hemen kaldırıyorlar hastaneye. Hastaneye varınca kapının önünde hastanede ruhunu teslim ediyor. O günü hiç unutamıyorum. O şekilde söylediler. Biz hastaneye varana kadar vefat etmiş. Çocuklar da, Selim hoca askerdeydi, diğerleri de İbrahim'le Mustafa Bursa'da okuyorlardı. Sabahattin Ankara'da, Alâattin Avusturya'da çalışıyordu, işleri vardı. Yani çocuklarından kimse yoktu o anda. Ben orada işte yapmam gereken neyse yaptım. Orda işte beraber duruyorduk, ilgileniyorduk, o bizimle, biz onunla, o şekilde... Zaten ben askerden gelince; "Teyzen yalnız kalıyor, ben Armutluyazı'ya gidecem. Armutluyazı camisini yeniden yıkıp yapacağız. Ben onun derneğini kurdum. Hepsinin parasını falan hazırlamaya çalışıyoruz. Teyzen yalnız kalmasın. Bir de nasip olursa bir daha hacca gitmek istiyorum. Onun için sen buraya gel. Teyzenin yanında gene eskisi gibi dur" dedi. Ben de o şekilde geldim ve o şekilde onüç sene orda kirada oturdum.

1970’li yıllarda İsa Ak, Ali Muslu ve Cemil Can hocalar birlikte Velioğlu Kahvesinin önünde…

Son Güncelleme: Çarşamba, 24 Ekim 2012 21:14