Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Z - (ZA-ZÜREFA)

e-Posta Yazdır PDF

 

ZA: Cezayir’de ve Fas’ta bir ırmak.

ZA: Güney Afrika Cumhuriyetinin plakası.

ZA: Japonya’da 1100’lerde ortaya çıkan tüccar ya da zanaatçı loncalarına verilen ad.

ZAAF: İstenç zayıflığı.

ZAAR: Herhalde.

ZABITA:Kanunlarla belediyeye verilmiş emir ve yasakları belediye sınırları içerisinde takip etmekle görevli kolluk kuvveti.

ZABİTAN: Eski dilde subaylar.

ZABOK: Mardin sokaklarındaki,abbara da denilen kemerli geçitlere verilen bir başka ad.

ZAÇ:Kükürtle demir birleşimlerinden biri.

ZAÇYAĞI: Kara boya.

ZADE:Erkek evlat,oğul.

ZADEGAN:Eski dilde soylular,aristokrasi.

ZADRUGA: Güney Slavlarında,özellikle ortaçağ ve yeniçağda gelişen ataerkil ve ortakçı kuruluşlara verilen ad.

ZAFER:Biralık bir arpa cinsi.

ZAFERANİ:Safrana benzeyen,safran renginde.

ZAFİYET: Dermansızlık,güçsüzlük.

ZAFRA:Küba’da şeker kamışı hasadı.

ZAGON: Argo’da yasa,yol,yöntem anlamında sözcük.

ZAĞ:Taş üzerinde bilenen bir kesici aracın keskin yüzüne yapışan ve aracın iyi kesebilmesi için yağlanmış yumuşak taşla kaldırılması gereken çok ince çelik parçaları,kılağı.

ZAĞANOS:Bir cins doğan kuşu.

ZAĞAR :Bir av köpeği cinsi.

ZAĞARA:Yaka kürkü.

ZAĞCI:Bileyici.

ZAHİR:Dış yüz,görünüş.Açık,belli.

ZAHİRE : Gerektiği zaman kullanılmak için saklanan tahıl.

ZAHİRİYE:Kuran ve hadislerin açık anlamlarından başka hiçbir yorum kabul etmeyen,kıyasa yer vermeyen Sünni mezhep.

ZAHİT:Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp buyurduklarını yerine getiren kimse. Kaba sofu.

ZAHM:Eski dilde yara.

ZAHR:Eski dilde arka,sırt.

ZAHTER :Bir çeşit kekik.Dağ kekiği.

ZAİ:Eski dilde,herkesçe bilinen şey anlamında sözcük.

ZAİDE:Mozart’ın Türk müziğinden esinlenerek bestelediği ilk operası.

ZAİM: Eski dilde prens.

ZAİRE:Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nin eski adı.

ZAİT: Gereksiz,fazla.

ZAİT:Çoğaltan,artıran. Matematikte artı işareti.

ZAKİR: Zikreden,anan. Tekkelerde ayinde ilahi okumakla görevli hanende.

ZAKKUM :Pembe veya beyaz çiçek açan, kışın yaprak dökmeyen, zehirli bir ağaççık.

ZAKUSKİ: Rus mutfağına özgü,yemekten önce bir arada sunulan çeşitli sıcak ya da soğuk yiyecekler, meze tabağı.

ZALEME:Eski dilde zalimler, zulmedenler.

ZAMAK:Alüminyum,bakır ve magnezyum katılmış çinko alaşımlarının adı.

ZAMALAK:Kahramanmaraş yöresinde bulutların bıraktığı çiğe verilen ad.

ZAMANTI :Seyhan ırmağının en uzun ve en önemli kolu.

ZAMAZİNGO : Adı hemen akla gelmeyen ufak ve değersiz bir şeyi anlatmakta kullanılan sözcük.

ZAMBAK :Güzel ve iri çiçekli,çok yıllık bir süs bitkisi.

ZAMBEZİ: Afrika’da bir ırmak.

ZAMBO:Amerika sömürge bölgelerinde bir zenciyle bir Hintliden doğanlara verilen ad.

ZAMBUK: Sazdan örülmüş,ağzı geniş sele.Üzüm ya da gübre taşımak için tahtadan yapılmış çuval kapaklı küfe.

ZAMBUK:Basra Körfezi’nde ve Kızıldeniz’de kullanılan bir çeşit yelkenli tekne.

ZAMENHOF:Esperanto dilini bulan Polonyalı doktor.

ZAMİN: Kefil.

ZAMİNDAR(ZAMİNDARİ): Hindistan’da büyük toprak ağalığına verilen ad.

ZAMİR :İçyüz,iç.Bir şeyin içyüzü.

ZAMİR:Varlıkların yerini tutan kelime,adıl.

ZAMK :Eriyiği yapıştırıcı olarak kullanılan akasya,kitre,sütleğen gibi bazı ağaçların kabuklarından sızarak donan,renksiz veya sarı kırmızımtırak renkte amorf madde.

ZAMKİNOS:Argo’da dost,metres anlamında sözcük.

ZAMPARA:Sürekli kadın peşinde koşan erkek,çapkın erkek.

ZAMPONA: Peru’ya özgü,çift kamışlı üflemeli bir çalgı.

ZAN:Sanı.

ZANAAT:Eski dilde el ustalığı.

ZANBUR: Tefe gerilen deriye verilen ad.

ZANGOÇ:Kilisede çan çalan kimse.

ZANİ:Eski dilde zina işleyen.

ZANİYE:Zina eden kadın,fahişe.

ZANKA:İki atlı kızak.

ZANZİBAR: Üç zar ve iki ya da daha çok oyuncuyla oynanan şans oyunu.

ZAP: Doğu Anadolu’da bir ırmak.

ZAPOTE:Vatanı orta Amerika olan bir meyve ağacı.

ZAPPİNG: Geçgeç.TV kanallarını tarama.

ZAPTİYE:Osmanlı İmparatorluğunda toplum güvenliğini sağlamakla görevli askeri polis kuruluşu.

ZAPTURAPT:Sıkı düzen,disiplin.

ZAR: Ağlayan,inleyen.

ZAR:Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde görülen,gövdeye cin girmesiyle ortaya çıktığına inanılan ruhsal hastalık.

ZARANGELER:Eskiden İran’ın kuzeydoğusunda yaşamış bir halk.

ZARATUŞTRA:Zerdüşt’e verilen bir başka ad.

ZARB:Hint müziğine özgü vurmalı bir çalgı.

ZARBEZEN:Osmanlı ordusunda kullanılmış küçük çaplı bir top.

ZARF: Belirteç.

ZARGANA :Uskumrugillerden,40-60 cm boyunda,vücudu silindir biçiminde,gaga gibi ince,uzun,sivri ağızlı bir balık.

ZARİBE: Bir kölenin efendisine sağladığı kazanç.

ZARİH: İran ve Hindistan’da,aşure günlerinde gezdirilen İmam Hüseyin’in Kerbela’daki mezarının gümüş maketine verilen ad.

ZARİZARİ:Hüngür hüngür anlamında bir söz.

ZARP: Güçlü, şiddetli etki.

ZARTA :Yellenme.

ZARZUELA: Şarkı ve sözün birbirini izlediği,İspanya’ya özgü müzik ve tiyatro gösterisi. İspanya kökenli müzikli kısa oyun.

ZATİ: Asya’nın güneyinde yaşayan bir maymun cinsi.

ZATİ: Kişiye ait,özel.

ZATÜLCENP:Akciğer zarının iltihabı,satlıcan.

ZATÜRREE:Sancı,ateş ve öksürükle beliren,tehlikeli bir akciğer iltihabı.

ZAVA :Bakırcı örsü.

ZAVİL: Türk müziğinde bir makam adı.

ZAVİL:Soymuk.

ZAVİYE :Bir tarikatın müritlerinin yolculukları sırasında konakladıkları , ibadet ve ayin yaptıkları tekkelere verilen ad. Küçük tekke. Arapça kökenli bir kelimedir.Bucak anlamına gelir.

ZAVİYE: Köşe.

ZAVOD: Doğu Anadolu kırmızısı da denilen bir sığır cinsi.

ZAY: Bilenmiş kesici bir aracın yüzünde kalan ve bileği taşıyla giderilen metal çapağı.

ZAYİÇE:Eskiden yıldızların belli bir zamandaki yerlerini,durumlarını gösteren çizelge.

ZAZADİN:Anadolu Selçukluları döneminde Konya-Aksaray yolu üzerinde yapılan ünlü kervansaray.

ZEAMET:Anadolu Selçukluları ve Osmanlılarda belirli görev ve hizmet karşılığında kişilere verilen toprak,tımar. Osmanlı toprak düzeninde yıllık geliri yirmi bin ile yüz bin akçe arasında olan dirlik.Osmanlı toprak düzeninde sipahilerin aldığı en büyük tımar.

ZEBAN:Konuşulan dil,lisan.

ZEBANİ:Cehennem bekçisi.

ZEBELLA:İri ve korkunç görünümlü insan. Çok iri yarı kimse.

ZEBERCET :Zümrüde benzer sarımtırak yeşil renkte billurlaşmış değerli bir taş.Tespih ve mühür yapımında kullanılan ham zümrüt.

ZEBHİYE:Eskiden kasapların kestikleri hayvanlar için ödedikleri vergi.

ZEBRA: Tek parmaklılardan,ata benzeyen,derisi çizgili,Afrika’da yaşayan memeli hayvan.

ZEBRİNA:Kırmızı renkli bir muz cinsi.

ZEBU:Asya’nın tropikal bölgelerinde yaşayan Hindistan kökenli hörgüçlü evcil bir sığır türü.

ZEBUN:Güçsüz,zayıf,aciz.

ZEBUR: Davut peygambere gönderildiğine inanılan kutsal kitap.

ZECİR: Zorlama,bir işi zorla yaptırma.

ZECRİ:Zorlayıcı,zorlayan,yasaklayan.

ZEFİR: Soluk verme.

ZEFİR:Genellikle gömlek yapmakta kullanılan,çizgili ve ince bir pamuklu kumaş.

ZEFİRAN:Özellikle diş hekimliğinde dezenfektan olarak kullanılan benzelyum klorüre verilen ad.

ZEHAP:Sanma,zannetme.

ZEHRA:Yüzü çok parlak olan.

ZEJEL: İspanyol ortaçağ edebiyatına özgü bir şiir türü.

ZEK: Sovyetlerde Gulag kamplarındaki tutuklulara verilen ad.

ZEKA: İnsanın düşünme ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümü.Zeka katsayısı (IQ) ile ölçülen,entelektüel yetenek düzeyi.

ZEKAT: Müslümanlara farz olan vergi.

ZEKAVET:Çabuk anlama ve kavrama,zeyreklik.

ZEKER :Erkeklik organı.

ZEKERİYASOFRASI: Bir dileğin gerçekleşmesi için kırk çeşit yiyecekle hazırlanan sofra. Kırk çeşit yiyecekli sofra.

ZEKİBEY: Hasan Fehmi ve Ahmet Samim’den sonra 2. Meşrutiyet döneminde öldürülen üçüncü gazeteci.

ZEKİBEYNER: Yalnız ve yoksul insanları konu edindiği hüzünlü yapıtlarıyla tanınmış karikatür sanatçımız.

ZEL: Alevi-Bektaşi törenlerine verilen ad.

ZELEKİ: Rize’nin Çayeli ilçesinde,Bizans döneminden kalma bir kale.

ZELEM:Kastamonu yöresine özgü bir tür lokma tatlısı.

ZELENİKA: Istranca dağlarında yetişen mor renkli orman gülü.

ZELİL:Hor görülen,aşağılanan.

ZELKOVA: Yurdumuzun Muş ve Siirt yöresinde yetişen,çok dekoratif görünümlü bir ağaç.

ZELOFOBİ :Kıskançlık korkusu.

ZELVE: Ürgüp-Avanos arasında,peri bacaları ve kiliseleriyle ünlü bir vadi.

ZELVE:Çift öküzünün boyunduruktan çıkmaması için kullanılan çubuk.

ZEM :Boyanmamış seramik rengi.

ZEM:Kötüleme, yergi.

ZEMBEREK: Çelik ya da pirinçten yapılmış ok.

ZEMBEREK: Hayvan sırtında taşınabilen küçük top.

ZEMBEREK: Kapılara takılan yaylı kapama düzeneği.

ZEMBEREK:Saatleri çalıştıran yay.

ZEMBİL :Büyük hasır çanta. Hasırdan örülmüş saplı torba. İçine konulan öte beriyi taşımak için kullanılan kap.Kıldan dokunan sırt çantası,askı,zincir.

ZEMHERİ :Kışın en soğuk günleri .Karakış.Ocak ayı.

ZEMİSTANİYE: Padişahın her yıl yeniçeri ağası başta olmak üzere tüm ocak ağalarına ve yeniçeri katibine dağıttığı kışlık giysi ya da kumaş.

ZEMZEM:Kabe yakınında bulunan kuyu ve bu kuyunun Müslümanlarca kutsal sayılan suyu.

ZEMZEM:Yavaşça hafif sesle türkü söyleme.

ZEN :Budizm’in Buda’yla tek vücut olmayı amaçlayan en önemli bir kolu.

ZEN:Eski dilde kadın.

ZENANA :Ev giysileri ve sabahlık yapımında kullanılan, ipekli ya da pamuklu, dökümlü kumaş.

ZENANA: Hint saraylarında kadınlara ayrılan bölüm.

ZENANE:Eski dilde kadınca,kadın gibi.

ZENANİR:Papazların bellerine bağladıkları kuşak.

ZENANNAME:Divan edebiyatında,kadınlarla ilişkileri anlatan ya da kadınları konu alan yapıtlara verilen ad.

ZENBUREK: Orduda genellikle deve sırtında taşınan küçük top.

ZENCEFİL:Bir baharat türü.

ZENCEREK: Genellikle kaytan örtüsü biçiminde kenar suyu (bordür) motifidir.

ZENER:Parapsikoloji deneylerinde kullanılan,beş biçimi olan oyun kartları.

ZENGEN: Orta Torosların İç Anadolu’ya bakan yanında ünlü bir vadi.

ZENGERANİ: Siirt’e özgü,nohutla yapılan bir tür yahni.

ZENGİN: Varsıl.

ZENGULE: Türk müziğinde bir makam.

ZENİ :Eski dilde sıhhi.

ZENNE: Orta oyununda kadın rolüne çıkan erkek.

ZENNİK: Tekirdağ’a özgü,ıspanakla yapılan bir yemek.

ZENOFOBİ: Yabancı korkusu,yabancılardan nefret etme.

ZENON: Aristoteles tarafından diyalektiğin bulucusu olarak nitelenen filozof ve matematikçi. Hareketin gerçekliğini,daha doğrusu uzayın nesnel gerçekliğini yadsıyan uçak ok, Akhilleus ve Kaplumbağa adlı paradokslarıyla tanınmış eski Yunan filozofu.

ZEPLİN:Çoğunlukla hidrojen veya helyumla şişirilmiş güdümlü balon.

ZER :Eski dilde altın.

ZERAB:Eski dilde beyaz şaraba verilen ad.

ZERAVENT:Loğusa otu da denilen ve kökleri halk hekimliğinde kullanılan bir bitki,kabakulak otu.

ZERBAFT: Altın tellerle dokunan bir Türk kumaşı.

ZERD :Sararmış,solgun,sarı.

ZERDALİ:Kayısı ağacının Akdeniz ülkelerinde yetiştirilen küçük meyveli bir türü.

ZERDE:Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi.

ZERDEÇAL: Safranı andıran,boyalı bir madde çıkarılan zencefilgillerden bir bitki. Mutfakta kullanılan yiyecek boyası. Hint safranı.

ZERDEVA:Ağaç sansarı da denilen,postu değerli bir hayvan.

ZERDÜŞT:İran’da Mecusi dinini kuran kimse.

ZERDÜŞTİ: Mecusi.

ZEREFŞAN: Altın saçan anlamına gelen kitap ve cilt süsleme sanatında altın bezeme.

ZERENDERZER: Sarı altın üzerine yeşil altınla yapılan süsleme.

ZERENDÜST: Tezhip ve minyatür yapılacak kağıtlara sıvama olarak altın sürme.Nakış bunun üzerine yapılır.

ZERENİ: Van’ın Başkale ilçesinde bir kaplıca.

ZEREŞK: Yemeklere ekşimsi bir tat vermesi için kullanılan karamuk bitkisinin diğer adı.

ZERİN:Güzün ekilen kılçıksız buğday cinsi.

ZERİNE: Ekmek kırıntılarıyla yapılmış çorba.

ZERK:İçitim.

ZERKAR:Sırmayla işlenmiş,sırmalı.

ZERO: İkinci Dünya Savaşı yıllarında Japonlar tarafından kullanılan avcı uçağı tipi.

ZERRE :Küçük nesne. Çok küçük parçacık.

ZERZEVAT:Sebze.

ZEST:Bazı yiyecekleri kokulandırmakta kullanılan portakal,limon yada ağaç kavunu kabuğu.

ZETA: Macaristan’a özgü,şaraplık bir üzüm cinsi.

ZETA: Yunan abecesinde altıncı harf.

ZETETİK:Bir sorunun çözümünü bulmaya yönelik felsefe yöntemi.

ZETUT:Süsen bitkisinin,Cezayir’de yiyecek olarak kullanılan soğanına verilen ad.

ZEUGMA:Gaziantep’te,Nizip’in doğusunda Helenistik,Roma,Bizans dönemlerine ait bir antik kent kalıntısı.

ZEUS: Mitolojide tanrıların babası.Evrene ve dünyaya hükmettiğine inanılır.

ZEVAHİR:Bir şeyin dışarıdan görünüşü,dış yüz,görünüm.

ZEVAİD:Vakıflarda hizmet karşılığı olmaksızın bir kimseye herhangi bir nedenle karşılıksız verilen şey.

ZEVAL:Yok olma,yok edilme.

ZEVALİ: Öğle vakti 12.00’yi başlangıç olarak alan saat.

ZEVAT :Kişiler, zatlar.

ZEVCE:Ayal.Erkeğin eşi.

ZEVEBAN: Erime.

ZEVRAK:Kayık.

ZEVZEK:Tatsız ve çok konuşan,geveze.

ZEYBEK:Efe.

ZEYİL :Eski dilde bir yazıya eklenen parça.Bir yapıtı tamamlamak için sonradan yazılan ek yapıt.

ZEYİLNAME:Sigortada yapılan değişiklikleri gösteren ve poliçeye eklenen belge.

ZEYLEN:Ek olarak,altta.

ZEYNEPİNİ: Muğla’nın Dalaman ilçesinde bir mağara.

ZEYREK: Anlayışlı,uyanık,zeki.

ZEYREK: Keten tohumu.

ZEYTAN :Zeytinyağı çıkaran kimse.

ZEYTUNİ:Kahverengiye yakın yeşil renk.

ZIBBA: Mavi atlas üzerine sim ve pul işlemeli,kenarları saçaklı üçgen kuşak.

ZIBIK:Kamış yada benzeri nesneden yapılmış düdük.

ZIBIN :Bebeklere iç çamaşırı olarak giydirilen ince pamukludan kısa kollu giysi.

ZIH: Keman yayının kirişi.

ZIH: Sayfa çevresine çekilen çizgi.

ZIH:Giysilerin kol,yaka,etek kenarlarına dikilen şerit yada kaytan.

ZIH:Marangoz işlerinde ince kenar pervazı.

ZILAL :Gölgeler.

ZILBIT:Zonguldak yöresinde ekmeği yapılan bir kır bitkisi.

ZILGIT:Korkutma,çıkışma,gözdağı verme,azarlama.

ZIMNEN: Üstü kapalı olarak.

ZIMNİ:Kapalı olarak yapılan veya söylenen,dolayısıyla anlatılan,kapalı,gizli.

ZIPÇIKTI: Görgüsüz,fırsatçı kimse.

ZIPIR:Delişmen.

ZIPKA:Karadeniz kıyısı halkının giydiği dar paçalı potur.İç donu üzerine giyilir ve kalçaya sıkıca yapışır.Körüklü ağı bacaklara serbestlik sağlar.Genellikle şayak adlı dokumadan dikilir.

ZIPKIN: Delici ve yırtıcı bir çeşit mızrak.

ZIRH: Savaşlarda ok,mızrak,kılıç darbelerinden korunmak için giyinilen demir ve tel levhalardan yapılmış gömlek,miğfer,kolçak,dizlik,boyun,pabuç ve kalkan takımı.

ZIRIKTA:Karadeniz yöresine özgü,balla yapılan bir hamur tatlısı.

ZIRK: Et kıymakta kullanılan büyük bıçak.

ZIRNIK: Deri işçiliğinde ve levha süslemesinde kullanılan toprak boya.Aslı arsenik sülfür.Zırnık zehirlidir,Arap zamkı ile karıştırılarak sürülür.

ZIRTAPOZ:Sözü dinlenmez.Delişmen,zıpır,hayta.

ZIRTLAK:Yavan,tatsız.

ZIRVA:Saçma sapan,boş,anlamsız söz.

ZIVANA:İki ucu açık küçük boru.

ZIVANA:Kilidin dilinin yerleşmesi için açılan delik.

ZIVARIK :Konya’nın Altınekin ilçesinin eski adı.

ZIYPAK: Kaygan.

ZİBA:Süslü,güzel.

ZİBEK:Pırasa,soğan,sarımsak gibi bitkilerde tohum aşamasında tam ortadan çıkan ve tohumları taşıyan kol,dal.

ZİBİDİ :Gülünç derecede dar ve kısa giyinmiş olan. Yersiz ve zamansız davranışları olan kimse.

ZİBİL: Pislik,çöp.

ZİBZİBİ:Bızbız’da denilen ve davula sol elle vurulan ince değnek.

ZİC: Yıldız hareketlerini ve yerlerini göstermek için düzenlenmiş cetvel.

ZİCAMENA: Çad Cumhuriyeti başkenti.

ZİDA:Pas açıcı.

ZİFİR:Koyu karanlık.

ZİFİR:Tütün dumanının bıraktığı yağlı kir.

ZİFİRİ: Çok kara.

ZİFONA: Doğu Karadeniz yöresinde denizde kopan fırtınaya verilen ad.Lazca fırtına,karabulut demektir.

ZİFOS: Yerden sıçrayan çamur.

ZİFT:Katran ve diğer organik maddelerin buharlaşmasından elde edilen,kolay kırılan,az ısı ile eriyen,katı siyah parlak madde.

ZİGA:Ihlara vadisinin girişinde bulunan bir kaplıca.

ZİGANA:Gümüşhane ilinde,kayak merkezi olan bir dağ.

ZİGGURAT:Eski Mezopotamya’da,bir çok kattan meydana gelen kule biçiminde tapınak.

ZİGON:Üçlü yada dörtlü gruplar halinde birbirinin içine geçebilecek biçimde yapılmış sehpa takımı.

ZİGOŞ:Trakya yöresine özgü bir halk oyunu.

ZİGOT: Erkek ve dişi gametin birleşmesiyle oluşan döllenmiş hücre.

ZİHAF:Aruz ölçüsünde,uzun okunması gereken bir hecenin kalıba uydurmak için kısa okunması.

ZİHNİDERİN: Türkiye’de çay tarımının başlamasına ve gelişmesine öncülük eden tarım mühendisimiz.

ZİK: Eski dilde darlık,sıkıntı.

ZİKRAL:Bazı spor malzemelerinin yapımında kullanılan alüminyum alaşımlarının genel adı.

ZİL: Argo’da karnı aç ya da parasız kimse.

ZİL: Vurmalı bir çalgı.Genellikle tunç ve pirinçten yapılır.

ZİLAN: Van Gölü’ne dökülen bir dere.

ZİLBİYE:İnce undan açılmış hamurun susam yağında kızartılmasıyla yapılan bir çeşit börek.

ZİLHİCCE: Kurban ayı olarak da bilinen,kameri takvimin on ikinci ayı.

ZİLİ (SİLİ):Kilime benzer, el tezgahlarında dokunan renkli ve motifli uzun yolluk. Renkli motiflerin içlerinin doldurularak desen oluşturulması.

ZİLKALE: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde ünlü bir kale.

ZİLLET:Hor görülme,alçalma.

ZİLLİMAŞA:Edepsiz,şirret.

ZİLLİMAŞA:İki ya da üç kollu maşaya benzer vurmalı bir halk çalgısı.Bir elle tutulur öteki elin baş parmağı ile diğer parmakları arasında vurularak çalınır.

ZİLYET: Elde bulunduran.Elde tutan.

ZİMA: Doğu Sibirya’da bir kent.

ZİMAM :İdare, yönetim.

ZİMAM: Hayvan yuları.

ZİMAMDAR:Eski dilde yönetici,iş başında bulunan kimse.

ZİMAR:İslam hukukunda elden çıkmış ve yeniden ele geçmesi beklenmeyen mal.

ZİMBİLOK:Siirt ve Diyarbakır yörelerinde düzenlenen “cigor” şenliği sırasında yapılması gelenekselleşmiş olan bumbar dolmasına verilen ad.

ZİMBU: Eskiden Kongo’da para yerine kullanılan yumuşakça kabuğu.

ZİMİRNİKA: Ege yöresine özgü,patlıcan ve kuşbaşı etle yapılan bir yemek.

ZİMMET: Bir ticari kuruluşun veya kişinin borçlarının tümü.

ZİMMET: Görevliye teslim edilen para.

ZİMMET: Sahip çıkma,koruma.

ZİMMİ:İslam devleti tebaasında olan ve haraç veren Hıristiyanlar,Yahudiler. Türk gölge oyununda Müslüman olmayan tiplemelere verilen ad.

ZİNAV:Tokat’ın Reşadiye ilçesinde bir göl.

ZİNCİRİYE:Mardin’de ünlü bir medrese.

ZİNDAN: Isparta’nın Aksu ilçesinde bir mağara.

ZİNDANDELEN :Palamut balığının iki kilodan büyük olanına verilen ad.

ZİNFANDEL:Kaliforniya’da yetişen ve kaliteli bir şarap veren üzüm cinsi.

ZİNHAR:Asla,hiçbir zaman.

ZİNNUR:Nurlu, ışıklı.

ZİNOBER: Cıva sülfür bileşimli bir mineral.

ZİP:Sıkı kapanan bir fermuar türü.

ZİR: Ankara’nın Sincan ilçesinde arkeolojik bir vadi.

ZİR:Alt,aşağı.

ZİR:Sazın en ince ses veren teli.

ZİRA: Yaklaşık 75-90 cm’lik Arşın’ın alt dalı eski bir uzunluk ölçüsü.

ZİRAM:Tarımda kullanılan bir mantar ilacı.

ZİREK: Açıkgöz,akıllı,çalışkan.

ZİRİTLA:Ordu ili yöresinde lokma tatlısına verilen ad.

ZİRKONYUM:Siyah toz biçiminde bir element.

ZİRZOP: Deli dolu,delişmen,aklına eseni yapan.

ZİŞU: Çin’de yetişen ve mutluluk ağacı,kanser ağacı gibi adlar da verilen şifalı bir bitki.

ZİTHER:Bazı telli çalgıları tanımlamada kullanılan ortak ad.Parmaklarla çekilerek çalınan telli bir çalgı.

ZİTİ: Bir tür makarna yemeği.

ZİTVATOROK:Osmanlılar ve Avusturya arasında 1563-1606 yılları arasında savaşlara son veren barış antlaşması.

ZİVANİYA:Kıbrıs’a özgü yüksek alkollü bir içki.

ZİVER:Eski dilde süs. Süs,ziynet.

ZİVİRCİK:Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişen,katır kuyruğu da denilen tohumları çok zehirli küçük bir ağaççık.

ZİVZİK:Siirt yöresine özgü bir nar cinsi.

ZİYA: Işık.

ZİZİM:Cem Sultan’a Avrupalılarca verilen ad.

ZLOTİ :Polonya para birimi.

ZN:Çinko’nun simgesi.

ZOBU:Eskiden vezir konaklarındaki bir bölüm müstahdeme (gedikli iç ağaların yardımcılarına) verilen ad.

ZODYAK:Gökküresinde üzerinde on iki burcun eşit olarak dağıldığı kuşak. Burçlar kuşağı.

ZOE: Birçok onayaklı kabukluda orta sularda yaşayan larva biçimi.

ZOHO: Ayvalık yöresine özgü,balıkla birlikte yenilen bir ot.

ZOKA:Büyük balıkları tutmakta kullanılan,küçük balık biçiminde,ucu iğneli kurşun parçası.

ZOKVAN : Japon imparatorlarının öldükten sonra memurlarına verdiği unvan ve görev.

ZOLOTA:Osmanlı devletinde kullanılmış bir tür gümüş para.

ZOMA :Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da konar-göçerlerin kıl çadırlarından oluşan yayla yerleşmesi.

ZOMBİ: Vudu dininde,bir büyücüye hizmet eden hortlak.

ZOMP: Taş kırmakta kullanılan büyük çekiç.

ZON:Briçte bir roberi oluşturan iki bölümden her biri.

ZON:Sepet örmede kullanılan yumuşak ağaç çubuk.

ZONA:Deride, sinirler boyunca,özellikle gövde, bacak ve yüzde bir takım ağrılı fiskelerin dökülmesiyle beliren mikroplu bir hastalık

ZONARO:İkinci Abdülhamit döneminde saray ressamlığı yapmış,Batı resim anlayışının Türkiye’de yaygınlaşmasına katkıda bulunmuş ünlü İtalyan ressam.

ZONTA:Argo’da görgüsüz, kaba saba kimse anlamında sözcük.

ZOO :Hayvanlar veya hayvan yaşamı ile ilgili Yunanca öntakı.

ZOOFİLİ: İnsanda hayvanlarla cinsel ilişki kurma isteğiyle ortaya çıkan cinsel davranış bozuklukları.

ZOOFOBİ:Hayvanlardan aşırı derecede korkma.Bazı hayvan hastalıklarından duyulan korku.

ZOOLOG :Hayvan bilimci.

ZOOTEKNİ:Evcil hayvanları üretme ve yetiştirme bilimi.

ZORALIM:İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malının bütünü veya bir bölümü üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin bir başka kuruluşa devredilmesi, müsadere.

ZORİLLA: Afrika kokarcası da denilen bir kürk hayvanı.

ZORKUN:Osmaniye ilinde ünlü bir yayla.

ZÖYNEK: Bağ kapılarında kullanılan tahta kilit.

ZR:Zirkonyum’un simgesi.

ZRAZY: Polonyalıların ulusal yemeği.

ZUDENDAZ: Akla geldiği gibi,düşünmeden söylenmiş söz.

ZUFAOTU: Akdeniz bölgesinde yetişen ve halk hekimliğinde kullanılan, yiyecek ve içeceklere koku vermek için katılan bir tür kokulu çalı,bahçe bitkisi.

ZUG:İsviçre’de bir kanton.

ZUHAF: Afrika’daki Fransız piyade birliğine bağlı asker.

ZUHURİ:Orta oyununda taklitçi.

ZUK:Halk dilinde ,kuşun kursağında biriktirerek yavrusuna verdiği yeme verilen ad.

ZULA: Argo’da kaçak ya da yasak şeylerin saklandığı gizli yer.

ZULMET:Eski dilde karanlık.

ZULUBYA : Balla hazırlanan bir hamur tatlısı.

ZULULAR:Bantu diliyle konuşan Güney Afrika zenci halkı.

ZUM :Optik kaydırma.

ZUNİLER:ABD de yaşayan Kızılderili bir halk.

ZUPA :Hırvatistan ve Slovakya’da bir kont tarafından yönetilen toprağa verilen ad.

ZUPAN: Ortaçağda Slav ülkelerinde,bugün Batı ülkelerindeki kontun karşılığı.

ZURNA: Keskin bir ses çıkaran ve çoğu zaman davulla veya dümbelekle birlikte çalınan nefesli çalgı. En eski üflemeli bir halk çalgısı.Gövde ve sipsi olarak iki parçadan oluşur.Erik ağacından yapılan gövdenin ayrıca bir de şimşirden başlık bölümü vardır.

ZURNAPA: Zürafa.

ZÜBDE: Özet,söz.

ZÜCCACİYE: Cam,porselen vs maddelerden yapılmış eşya.

ZÜHRE: Venüs gezegeni.

ZÜHT: Dinin yasak ettiği şeylerden sakınıp,buyurduklarını yerine getirme,takva.

ZÜKAM: Nezle.

ZÜLAL: İçimi hoş ve tatlı su. Saf su.

ZÜLALİ: Posoflu lakabıyla da anılan ve doğayı, özlemlerini, toplumsal bozuklukları konu alan şiirleriyle tanınan halk şairimiz.

ZÜLBİYE: Konya’nın Akşehir ilçesine özgü,kuşbaşı et,arpacık soğanı ve nohutla yapılan bir yemek.

ZÜLCELAL: Tanrı’nın ululuk sahibi anlamındaki adı.

ZÜLFİKAR: Hazreti Ali’ye izafe edilen ucu çatal kılıç.

ZÜLFÜ LİVANELİ: Dünyaca ünlü müzisyen,yönetmen ve yazarımız.

ZÜLÜF : Şakaklardan sarkan saç lülesi. Sevgilinin saçı.

ZÜMRE: Topluluk,camia.

ZÜMRÜT: Yeşil renkte saydam ve yarı saydam değerli taş.

ZÜRBİYE: Afyonkarahisar iline özgü bir tür soğan yemeği.

ZÜREFA:İğne oyasında,uzunca bir iplik bırakılarak yapılmış düğümlü ilmek.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 15:01