Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

S - (S-SYR)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
S - (S-SYR)
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

S :Kükürt elementinin simgesi.

SA :Nazi partisinin hücum kıtasını simgeleyen harfler.

SA: Eskiden İslam ülkelerinde kullanılan bir tahıl ölçeği. Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü.

SA:Suudi Arabistan’ın plaka işareti.

SAADETLU:Osmanlı döneminde korgeneral ile albay arasındaki rütbeli subaylara ve bu derecedeki vezirlere verilen unvan.

SABA : Türk müziğinde bir makam adı.

SABA :Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Sabah yeli.

SABABUSELİK: Türk müziğinde bir makam adı.

SABAHAT: Güzellik.

SABAL:Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen ve meyveleri hekimlikte kullanılan bir palmiye.

SABETAYSEVİ: Mesihliğini ilan ettikten sonra Dönmeler ya da Avdetiler adıyla bilinen mezhebin doğmasına neden olan 17. yüzyılda yaşayan Yahudi önder.

SABİ: Ergenlik çağına ulaşmamış küçük çocuk.

SABİH (SABİHA): Güzel,latif,şirin.

SABİHA : Eski dilde gemi.

SABİR:Yakındoğu’da ve özellikle Cezayir’de konuşulan Arapça , Fransızca , İtalyanca ve İspanyolca karması dil.

SABİT: Durağan,yeri değişmeyen.

SABİTE:Durağan yıldız.

SABO:Tahta ayakkabı.Tek bir tahta parçadan ya da tahta parça üzerine tutturulmuş kösele bir üstlükten oluşan ayakkabı.

SABOTAJ: Baltalamak.

SABOTE:Baltalama.

SABRA:İsrail’de doğmuş İsrailli .

SABUK :Doğu Karadeniz’in dağlık kesimlerinde yaşayanların giydiği,bacağı çorap gibi saran bir tür çizme.

SABUNİYE:Bir tür nişasta helvası.Yağ,şeker ve nişastayla yapılan pelte türü bir tatlı.

SABUR:Çok sabırlı.

SABURA:Gemi safrası.

SAC(SAÇ): Üzerinde ekmek pişirilen tandır.

SAC: Demir levha.

SACAYAĞI:Üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde sac altına konan demir destek.

SACİDE:Ülker Köksal’ın bir tiyatro yapıtı.

SACİT: Secde eden.

SACUR (BAĞIRSAK DERESİ):Güneydoğu Anadolu’da bir akarsu.

SAÇAK:Bazı giyim eşyalarında ya da döşemeliklerde kumaş kenarlarına dikilen süslü ipekten püskül. Havlu ya da halı kenarındaki püskül.

SAÇI :Düğün armağanı. Gelinin başından aşağı saçılan para,çiçek,arpa gibi şeyler.

SAÇKIRAN:Aziz Nesin’in bir romanı.

SAÇULA:Dökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.

SAD: Uğur.

SADABAD: İstanbul’da Kağıthane Deresi’nin Haliç’e doğru uzandığı düzlükteki eğlence yerine Lale Devri’nde verilen ad.

SADAK : Ok torbası, kılıfı.

SADAKOR:Düz dokunmuş,açık saman renginde bir ipek kumaş.

SADARET:Osmanlı imparatorluğunda baş vezirliğe,sadrazamlığa verilen ad.

SADEKAR : Eskiden kuyumculara taslak hazırlayan kimselere verilen ad.

SADEKARİ :Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan , altın yada gümüşten yapılmış kuyumculuk işleri.

SADET :Konuşulan asıl konu.

SADEYAĞ:Sütten elde edilen yemeklik yağ.

SADIR:Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.

SADİ: Osmanlı devletinde Acemi Ocağından olanlara verilen ad.

SADİD: Yaradan akan sıvı,irin.

SADİDİREN:Ayrıntıların ağır bastığı duvar panolarıyla tanınmış, 1927 de doğmuş seramik sanatçımız.

SADİYE: Yılanlı törenler yapmakla tanınmış bir İslam tarikatı.

SADME: Çarpışma,tokuşma.Ansızın gelen bela.

SADR:En iyi,en yüce yer.

SADRAZAM:Osmanlı İmparatorluğunda başbakan.

SAF: Sıra,dizi.

SAFA: Diyarbakır’da 15. asırdan kalma bir caminin adı.

SAFA:Eğlence,neşe,zevk.

SAFAHAT: Safhalar,evreler.

SAFAİN: Gemiler.

SAFARİ:Ketenden yapılan kısa pantolon,büyük cepli uzun ceket ve geniş mantar şapkadan oluşan av kılığı.

SAFEVİLER: İran’da 1501-1732 yılları arasında hüküm süren hanedan.

SAFFET:Temizlik,arılık.

SAFİN:Eski dilde iyi cins at.

SAFİR : Saydam,açık maviden koyuya renkleri değişen değerli bir taş.Gökyakut da denir.

SAFİR:Yolcu.

SAFRA:Deniz teknelerini dengede tutmak için,dip bölümlerine konulan ağırlık.

SAFRAN :Soğanlı bir süs bitkisi ve bu bitkiden elde edilerek bazı yiyecek ve içeceklere tat,koku ve sarı renk veren bir baharat çeşidi.

SAFSATA:Boş,temelsiz,asılsız söz.

SAFTİRİK:Argo’da saf,budala.

SAGA:Bir çok kuşağı kapsayan ve bir romanda,filmde yada televizyon dizisinde anlatılan bir tür aile destanı.

SAGALOSSOS:Burdur ilinin Ağlasun ilçesinde ünlü bir antik kent.

SAGAR :İçki bardağı.

SAGARMATHA:Nepal halkının Everest dağına verdikleri gökyüzünün tepesi anlamında ad.

SAGİR: Küçük,ufak.

SAGU (SAĞU): İslamlıktan önceki Türk edebiyatında ağıta verilen ad. Eski Türklerde ölen bir kişinin ardından yazılan şiir türü.

SAGU: Kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan ve pirinç gibi kullanılan nişastalı bir madde.

SAGU:Hint irmiği.

SAĞALTIM: Tedavi.

SAĞAN :Yelyutan da denilen,kırlangıca benzer bir kuş.

SAĞDIÇ: Düğünde gelin veya damada kılavuzluk yapan kimse.

SAĞGÖRÜ:Basiret.Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği.

SAĞMAL: Bol süt veren,sağılan.

SAĞRI (SAĞIR): Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm. Atın omuzları arasında kalan bölge.

SAH:Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için konulan işaret.

SAHABE :Sahip çıkanlar,tutanlar. Hz Muhammed’in meclisinde bulunan kimseler.

SAHABET : Koruma,esirgeme,gözetme.

SAHAF:Eski kitap alıp satan kimse. Kitapçı.

SAHALAR: Kuzeydoğu Sibirya’da yaşayan ve Yakutlar (Dolganlar) da denilen Türk soylu bir halk.

SAHALİN:Rusya’ya bağlı,Japonya sınırındaki ada.

SAHAN :İçinde yemek ısıtılan ya da yumurta gibi şeyler pişirilen,derinliği az , madeni, kapaklı yemek tabağı.

SAHANLIK: Binalarda kapı önünde,merdiven başlarında veya ortasında olan boşluk.

SAHARA:Artvin ilinde ulusal park kapsamına alınan bir yayla.

SAHAVET: El açıklığı,cömertlik.

SAHİR: Büyüleyici güzellikte olan.

SAHİRE: Yeryüzü,dünya.

SAHN: Eski dilde sıcaklık.

SAHN:Avlu.Cami ve medreselerde insanların toplanmasına özgü üstü kubbeli yer.

SAHNISEMAN:İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan dini bilimlere özgü medrese.

SAHRA: Çöl,kurak arazi.

SAHRE: Gaziantep yöresinde piknik,mesire anlamında kullanılan sözcük.

SAHTİYAN: Sepilenerek boyanmış ve cilalanmış deri. Özellikle ciltçilikte kullanılan bitkisel sepileme görmüş keçi derisi.

SAHUR:Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli saatte yedikleri yemek.

SAİ: Çalışan, gayret eden.

SAİ:Eski dilde haberci,ulak.

SAİ:Orta Amerika’da yaşayan ve başlıklı maymun da denilen maymun cinsi.

SAİD:Sevap kazanmış olan. Kutlu.

SAİK: İstekli,hevesli.

SAİKA:Yıldırım.

SAİL:Eski dilde dilenci.

SAİM :Oruçlu,oruç tutan.

SAİNETE:İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun.

SAİNTJEAN (SENJAN):Onuncu yüzyılda Kudüs’te kurulan şövalyelik tarikatının adı.

SAİRFİLMENAM:Eski dilde uyurgezer.

SAİTABAT:Bursa’nın Kestel ilçesinde bir şelale.

SAİTFAİKABASIYANIK:Ünlü hikayecimiz.

SAK :Uyanık, gözü açık.

SAKA: Sırtında veya hayvanla su taşıyan kimse.

SAKA:Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl.

SAKA:Serçegillerden,başında ve boynunda kırmızı sarı tüyler bulunan,güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş.

SAKAF: Çatı,dam.

SAKAĞI: Özellikle atlarda görülen ve insanlara da bulaşan hayvan hastalığı,ruam.

SAKAK:Çene altı.

SAKALAR: Güneybatı Asya tarihinde önemli bir rol oynamış Türk soylu bir halk.

SAKALÇARPAN:Mercimek ve hamurla yapılan bir yemek.

SAKALİBE:Ortaçağ Arap coğrafyacılarına göre Balkanlarda yaşayan çeşitli Slav kavimleri.

SAKALTUTAN:Antalya ilinde Türkiye’nin en derin mağaralarından biri.

SAKALTUTAN:Erzincan-Refahiye karayolunda bir dağ geçidi.

SAKALTUTAN:Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara.

SAKAMET:Bozukluk,yanlışlık,eksiklik.

SAKANDIRIK :Baş giysilerinde çene bağı.

SAKANGUR:Eski dilde dokumacılıkta,tüle benzer ince ve saydam bir kumaş.

SAKANGUR:Geko da denilen sürüngen,bir cins kertenkele.

SAKAR:Muğla Marmaris karayolunda çok güzel bir panoramaya sahip dağ geçidi.

SAKARCA: Karameke de denilen bir tür yaban ördeği.

SAKARCA:Ordu ve Giresun yöresinde,soğanları yemek yapımında kullanılan bir tür çiğdeme verilen ad.

SAKARILICA:Eskişehir’in Mihalgazi ilçesinde bir kaplıca.

SAKARİMETRE:Bir sıvıdaki çözelti durumunda bulunan şeker miktarını belirlemeye yarayan alet.

SAKARİN:Şeker hastalarının şeker yerine kullandığı,maden kömürü katranından elde edilen beyaz bir toz.

SAKARMEKE : Yaban kazı.

SAKAROZ:Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen bir tür şeker.

SAKÇAGÖZ: Gaziantep ilinde ünlü bir höyük.

SAKE:Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.

SAKINIM: İhtiyat.

SAKIP: Delen.

SAKIRGA :Kene.

SAKIT: Merih gezegenine verilen bir ad.

SAKIT:Düşen,düşmüş,düşük.

SAKİ : İçki sunanlara verilen ad.

SAKİ: Amazon ormanlarında yaşayan bir maymun.

SAKİL: Çirkin, kaba.

SAKİL: Türk müziğinde bir usul.

SAKİNAME:Divan şiirinde sakiye sesleniş biçiminde yazılmış,içkiyi,içkili eğlencenin türlü yönlerini gerçek ve tasavvuftaki anlamlarıyla konu edinen şiir.

SAKKARA:Eski krallık döneminde Mısır’ın başkenti olan Memphis’in nekropolünün bir bölümü.

SAKLIKENT:Antalya-Muğla il sınırında, Fethiye ilçesi yakınlarında doğal güzelliğinden dolayı ulusal park kapsamına alınmış kanyon.

SAKO :Paltoya benzer bir tür üstlük.

SAKOLETA (SAKULETE):Özellikle kaval toplarında kullanılan silindir biçiminde bir demirin içine çivi,cıvata vb demir parçaları doldurularak elde edilen bir mermi türü.

SAKS:Laciverde yakın koyu mavi renk.

SAKSAĞAN:Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri parlak,kara uzun kuyruklu kuş.

SAKSAK: Konya ilinde,Hitit dönemine ait bir höyük.

SAKURA :Japon kirazı.

SAKURA:Japonya’da çok sevilen kiraz ağacı çiçeği.

SAKYOL:Tunceli’nin Çemişkezek ilçesinde bir höyük.

SAL :Tabut.

SAL: Düz ve korkuluksuz ırmak taşıtı.

SAL: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

SALA:Cenaze namazı kılmak için veya bayram ve Cuma namazına cemaati çağırmak için minarelerde okunan dua,çağrı ezanı.

SALACAK :Teneşir. Hasta,yaralı yada ölü taşınan ağaç sedye.

SALAÇOR:Çoruh ırmağının kolu olan bir akarsu.

SALAH:Düzelme,iyileşme,iyilik.

SALAMANDRA: Üstten çok hızlı ısıtan kapaksız bir fırın çeşidi.

SALAMANDRA:Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası. Seyyar soba.

SALAMANJE:Yemek odası,salonu.

SALAMURA:Asma yaprağı,peynir,turşu,balık gibi yiyeceklerin bozulmaması için içinde tutuldukları tuzlu su.

SALAMURİ:Gürcistan müziğine özgü bir tür kaval.

SALANGAN:Hint ve Çin denizleri kıyılarında yaşayan,uzun kanatlı,dört köşe kısa kuyruklu,esmer küçük kuş. Yuvasından Çin mutfağının en seçkin yemeği yapılan bir deniz kırlangıcı.

SALAPURYA :Ticaret eşyası taşımakta kullanılan , 10-15 tonluk , üçgen biçiminde yelkeni olan ticaret gemisi.

SALAR:Kumandan.

SALAŞ:Sebze,meyve satmak için kurulmuş,derme çatma dükkan.

SALAŞPUR:Seyrek dokunmuş,astarlık ince bez.

SALAT: Namaz.

SALAT: Hazreti Muhammed için okunan dua.

SALAVAT:Hazreti Muhammed’e ve onun soyundan gelenlere saygı bildirmek için okunan dua.

SALAVAT:Namazlar.

SALAVAT:Yağlı güreşte, yarışmalardan önce cazgırın okuduğu dua.

SALÇA: Domates ve kırmızı biber gibi çeşitli sebzelerin ezilerek suları çıkarıldıktan sonra kurutulmaları sonucu elde edilen püre halindeki yiyecek maddesi.

SALDA:Yurdumuzun göller yöresinde ,Burdur’da bir göl.

SALDIRMA: Bir tür büyük bıçak.

SALENTO: İtalya’nın güneydoğusunda bir yarımada.

SALEP: Aynı adlı bitkiden elde edilen tozla yapılan sıcak bir içecek.

SALEPGİLLER:Güzel çiçekli vanilya,orkide,Venüs çarığı gibi bitkileri kapsayan bir familya.

SALHANE: Mezbaha,kesimevi.

SALIK: Haber.Bir olguya,bir olaya ilişkin olarak verilen bilgi.

SALINIM: Ay’ın yarım yüzeyinden biraz fazlasının yerden görülebilmesini sağlanan olay.

SALINIM: Bir noktanın ardışık ve eşit zaman aralıklarında hep aynı devinimi yinelemesi.

SALİERİ: Mozart’ı zehirlediğine inanılan ve operalarıyla tanınan İtalyan asıllı Avusturyalı besteci.

SALİH: Dinin buyruklarına uygun davranan.

SALİK: Bir yola giren,bir yolda giden.

SALİM: Esen,sağlam,sakin,huzur içinde.

SALİP: Haç.İstavroz.

SALİSE:Matematikte saniyenin altmışta biri.

SALİSİLAT:Salisilik asidin tuzu.

SALİYE: Divan edebiyatında hicri yılbaşını (1 Muharrem) kutlamak amacıyla devlet büyüklerine sunulan kaside.

SALKIMAK:Pörsümek.

SALLAMA:Börülce salatası.

SALLAPATİ: Düşünmeden ve saygısızca davranan.

SALMA :Pirinçle pişirilen bir yemek.

SALMA: Köy işlerinin görülmesi için,ihtiyar heyetinin kararıyla köylülerden toplanan para.

SALMA:Kuş üretme odası.

SALMA:Osmanlılarda kol gezen kolluk eri.

SALMASTRA: Halat tellerinden saç gibi örülmüş olan ip.

SALOZ:Argo’da salak,aptal,bön anlamında sözcük.

SALPA: Gemi demirinin deniz dibinden kurtulması,ağırlığın zincire binmesi.Demir alınırken halatın son bir çekilişle çapanın dipten tam kurtulduğu an.

SALPA:Gevşek,iş bilmez,tembel.

SALSA:Önceleri Latin Caz denilen canlı tempolu Latin müziğine 1960 sonlarında verilen ad.

SALT :Yalnız,tek,sırf. Mutlak.

SALTA :Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması.

SALTA: Yakasız ve iliksiz bir tür kısa ceket.

SALTO:Rakibin bedenini kollarıyla birlikte kavrayarak yana yada arkaya savurma,devirerek bastırma biçiminde uygulanan bir güreş oyunu.

SALUKİ: Çok çevik,çok zarif ve çok hızlı bir tazı ırkı.

SALUR:Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri.

SALVO :Genellikle topla yapılan yaylım ateş.

SALYA: Ağızdan sızan tükürük.

SAMA :Mantar enzim karışımı.

SAMA: Üstün nitelikli ,esnek ve yumuşak bir deri elde etmeye yönelik işleme banyosu.

SAMAN: Ekinlerin taneleri ayrıldıktan sonra kalan saplar.

SAMANDERE:Düzce ilinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir şelale.

SAMANKAPAN : Kehribara verilen ad.

SAMAR: Karaağaç ve dişbudakta olduğu gibi perikarpı (en dış örtüsü) zarsı kanat biçiminde uzayan ve tek tohum içeren kuru meyve.

SAMARYUM: Seyrek bulunan bir element.

SAMBA: Bir Brezilya dansı.

SAMBO: Rusya’da ortaya çıkan,judo ve serbest güreş arası bir güreş türü.

SAMED: Kimseye,hiçbir şeye ihtiyacı olmayan.

SAMEDBEHRENGİ:Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Kel Güvercinci, İnatçı Kediler gibi yapıtları dilimize de çevrilmiş, İran çocuk edebiyatının dünyaca ünlü yazarı.

SAMİ:Yüksek,yüce.

SAMİGÜNER:Ünlü bir fotoğraf sanatçımız.(1915-1991)

SAMİH: Cömert,eli açık.

SAMİM:Eski dilde iç,öz,asıl,merkez.

SAMİSEN :Üç telli ve perdesiz Japon lavtası.

SAMİSTAL:Rize ilinde bir yayla.

SAMİT (SAMUT):Sessiz,susan,konuşmayan.

SAMİT:Lal oyunları da denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı.

SAMOSATA: Güneydoğu Anadolu’nun Kommagene bölgesinde antik bir kent.

SAMOYEDLER:Sibirya’nın Kuzey Buz Denizi kıyısındaki steplerde yaşayan göçebe bir halk.

SAMPAN: Asya ülkelerinde kullanılan düz dipli tekne.

SAMSA:Baklavaya benzeyen bir tür hamur tatlısı.

SAMSAM:Konya’nın Kulu ilçesinde bir göl.

SAMSHEPARD : Yapıtlarında pop motiflerini, bilim kurgu ve popüler kültürle gençlik kültürünün öbür öğelerini ustaca birleştirmiş, “Aç Sınıfın Laneti”, “Vahşi Batı”, “Si Bemol İntihar” gibi tiyatro yapıtlarıyla tanınmış ABD’li yazar.

SAMSI:Kastamonu yöresine özgü,içine kıyma,patates,haşlanmış yumurta konularak yapılan bir börek.

SAMSUN (SANSUN)(SEKSON) : Savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SAMŞU:Pirinçten yapılan bir tür Çin birası.

SAMT:Susma,sessizlik.

SAMUR:Kuzey Avrupa’da yaşayan,çok yumuşak ve ince tüyleri olan,postu için avlanan küçük hayvan. Bir kürk hayvanı.

SAMURAİ (SAMURAY) : Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. Bir derebeyinin hizmetindeki savaşçı.

SAN: Unvan.

SANA: Yemen’in başkenti.

SANAKA:Boş inan,hurafe.

SANAL:Gerçekte olmayıp zihinde tasarlanan.

SANAT: Yaratıcı insan etkinliği.

SANATKAR: Bir işi ustalıkla yapan kimse.

SANATORYUM: Özellikle veremli hastaların iyileştirilmesi için kurulmuş sağlık kuruluşu.

SANCAK: Bayrak veya teknenin sağ tarafı.Kıçtan başa doğru bakıldığında geminin sağ tarafı.

SANDAL: Kerestesi sert ve kokulu bir ağaç.

SANDAL:Kayık.

SANDALET:Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı.

SANDALOS:Bazı ağaçların gövde ve dallarından sızan ve romatizma ağrılarına karşı ilaç olarak kullanılan bir tür sakız.

SANDALYE: Dört ayak üzerinde,arkalıklı,kolsuz,ağaç iskemle.

SANDALYELİK:Sandalye arkalıklarının duvarı zedelememesi için duvar yüzüne,arkalık yüksekliğinde boydan boya yerleştirilen ensiz ahşap,plastik parça.

SANDARAK: Vernik imalatında kullanılan bir çeşit reçine.

SANDUKA: Mezarın üzerine yerleştirilmiş tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık.Lahit gibi içinde ölü yoktur,sadece mezar üzerine konmuştur.

SANEKALLAH:Tanrı seni korusun anlamında kullanılan bir deyim.

SANEM :Put, totem, çok güzel kadın.

SANİ : Eski dilde ikinci.

SANİ: İşlenilen,yapılan,görülen iş.

SANİ:Yaratan.

SANİDİN :Volkanik kayaçlarda bulunan ortoz feldspat türü.

SANİH (SANİHA):Birdenbire akla gelen,içe doğan şey.

SANİYEN: İkinci derecede,ikinci olarak.

SANK: Kuş pisliği.

SANRI :Halüsinasyon.

SANSAR: Etçil hayvanların ortak adı.

SANSARAK :Bursa’nın İznik ilçesinde ünlü bir kanyon.

SANSASYON: Pek çok kimsede yaratılan güçlü heyecan.

SANSKRİT:Hint-Avrupa dilleri grubundan olan,klasik Hint din ve edebiyat dili.

SANSÜR:Sıkı denetim.

SANTERİA:Küba’da doğan ve komşu adalarla ABD’de özellikle siyahlar arasında yaygın olan , Hıristiyanlıkla Afrika inançlarının karışımı bir din.

SANTİAGO:Şili’nin başkenti.

SANTİM: Herhangi bir birimin 100 de biri.

SANTİMANTAL:Duygulu,içli,hassas.

SANTİMANTALİZM:İnsan davranışlarına aşırı bir duyarlılığın yön vermesi durumu.

SANTRA:Orta,merkez.

SANTRAL: Telefonların bağlı olduğu merkez.

SANTUR: Kanuna benzeyen ve tellerine iki küçük tokmakla vurularak çalınan bir çalgı türü.

SAP: Argo’da eşi,sevgilisi olmayan erkeğe verilen ad.

SAP: Demet durumundaki ekinler.

SAPA: Gidilen yol üzerinde olmayan.

SAPAKLAVİ: Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya özgü bir üzüm cinsi.

SAPAN: Kaldırılacak bir şeyin üzerine geçirmek için halattan yapılan çember.

SAPAN: Kuş lastiği.İki ucu ip,ortası örme ya da meşin olan bir taş atma aracı.

SAPARNA:Eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan,zambakgillerden yeşilimsi çiçekli ve tırmanıcı bir bitki.

SAPARTA (ZAPARTA) :Gemi bordasındaki top çıkarılan dört köşe boşluk ve açıklık.

SAPARTA:Azarlama,tersleme.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:52