Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

P - (P-PYGMALİON)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
P - (P-PYGMALİON)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

 

P : Fosforun simgesi.

P.S. : Mektup dipnotu (kısa).

PA: Panama’nın plaka imi.

PA: Proaktinyum.

PABUCAKİ: Ege yöresine özgü, patlıcanla yapılan bir yemek.

PABUÇ: Diskli frenin metal levhası.

PABUÇ: Farsçada ayakkabı.

PABUÇDERE: İstanbul’un su ihtiyacını karşılamak amacıyla Kırklareli ilinde yapılmış baraj.

PAÇA: Kasaplık hayvanların kesilmiş ayağı.

PAÇAGÜNÜ: Düğünün ertesi günü.

PAÇAL: Çeşitli şeylerin karışımı.

PAÇAL: Ekmek yapmak için çeşitli tahılların yasaca gerekli karışım oranı.

PAÇAMORA: Eskiden gemicilerin peksimet kırıklarını bir kap içinde ıslatıp üzerine yağda kavrulmuş soğan dökerek yaptıkları yemek.

PAÇANGA: Pastırmalı bir börek cinsi.

PAÇAVRA: Eskimiş bez veya kumaş parçası,çaput.

PAÇİLE: Karda yürümek için ayakkabılara takılan kalbura benzer ayaklık.

PAÇOZ : Kefal türünden bir balık.

PAÇULİ: Tefarik otu da denilen,kokulu ve esanslı bir yağ elde edilen otsu bir bitki.

PADALYA: Uçan avı bir noktaya çekmek için kullanılan içi doldurulmuş kuş.

PADIL: Kayıkları yürütmek için kullanılan kısa ve ince saplı kürek.

PADOK: Hipodromda yarış atlarının yedekte gezdirildikleri yer. At gezdirmeliği.Yarış atlarının,dizgin elde dolaştırılarak meraklılara gösterildikleri yer.

PAELLA: İspanyol mutfağına özgü,tavuk eti,karides,midye,sucuk ve çeşitli sebzeler katılarak hazırlanan pilav.

PAFLİMA: Erdek ilçesinde,kumsalının güzelliğiyle tanınmış bir koy.

PAFTA: Büyük harita,plan veya modeli oluşturan ayrı parçalardan her biri. Kadastro görmüş arazinin ölçekli haritası. Arazilerin teknik usullere göre ölçülüp belli oranda küçültülerek bir altlığa çizilmiş haritası. Etiket.

PAFTA: Üzerine proje çizilen levha.

PAFTA:Metal çubuk ve borulara diş açan alet,yivaçar.

PAFULİ:Karadeniz yöresinde patlamış mısıra verilen ad.

PAGAN :Çok tanrılı dinden olan kimse.

PAGANİZM :Çok tanrıcılık.

PAGAY:Bir yada iki palalı kürek.

PAGODA:Çin,Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerindeki tapınaklara verilen ad.

PAGOS:İzmir’deki Kadifekale’nin antik dönemlerdeki adı.

PAH : Eğik olarak kesilmiş kenar.

PAH:İnişli yer,bayır.

PAHAL:Halk dilinde ters,aksi.

PAİVA:Fin mitolojisinde güneş tanrısı.

PAJİZM: Olgun kadınların genç erkeklere duyduğu cinsel eğilim.

PAKA (PAKARANA): Tropikal Amerika’da,Meksika ile Uruguay arasındaki bataklıklarda yaşayan iri bedenli bazı kemirici hayvanların ortak adı.

PAKLAMA: Zeytin ağaçlarının budanmasına verilen ad.

PAKO :Peru ve Bolivya’da yünü için yetiştirilen evcil alpaka türü.

PAKT:Antlaşma.

PAKTİS: Lidyalıların kullandığı bir tür lir.

PAL :Bir cins güvercin.

PAL: Filistin’in plaka imi.

PALA:Bez parçalarından dokunan basit kilim. Yaygı.

PALA:Kavisli,kısa,uç bölümü geniş,kabzasına doğru daralan bir tür kılıç.

PALACROFOBİ:Kel olma korkusu.

PALAÇOR:Halk dilinde yırtık ve eski püskü giysiye verilen ad.

PALAESTRA:Eski Yunan ve Roma kentlerindeki spor alanına ya da güreş okuluna verilen ad.

PALAK: Kuru ot.

PALAK: Manda veya ayı yavrusu,ayıcık.

PALAKÇUR:Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

PALALIK:Çatı kirişinin yanı.

PALAMAR:Gemileri iskele,rıhtım yada şamandıraya bağlamaya yarayan kalın halat.

PALAMUT: Bir zeytin cinsi.

PALAMUT:Uskumrugillerden,eti esmer,kılçıksız ve pulsuz bir balık.

PALAMUT:Yurdumuzda yetişen meşe türlerinin uzunca fındığa benzeyen,sert ve pürüzlü bir yüksük içinde bulunan,tanen bakımından zengin olan meyvesi.

PALAN:Genellikle eşeklere,bazen de atlara vurulan,kaşsız,enli,yayvan ve yumuşak bir çeşit eyer. Eşek semeri.

PALANDIZ:Çeşmenin musluk taşı.Çeşme musluğunun tutturulduğu taş.

PALANDIZ:Lahana ve karnabaharın kesilmesinden sonra yerde kalan kökünden çıkan sürgün.

PALANDÖKEN: Taşlık ve yokuş yer.

PALANGA: Bir halatla makaralardan oluşan ve ağır cisimleri kaldırmaya veya döndürmeye yarayan donanım.

PALANKA :Orta oyununun sergilendiği genellikle oval biçimli alan.

PALANKA: Ağaç ve toprakla yapılmış,hendekle çevrilmiş küçük hisar.

PALAS:Lüks otel.

PALASKA:Askerlerin bellerine bağladıkları veya göğüslerine çaprazlama taktıkları,üzerinde fişek,kasatura vs koymak için yerleri bulunan,genellikle köseleden yapılmış kayış,kemer.

PALASPANDIRAS: Gereği gibi derlenip toparlanmaya vakit bulamadan,çarçabuk.

PALASPARE:Eskimiş,değersiz kumaş parçası,paçavra. Pasaklı,yırtık giysi.

PALATIR:Halk dilinde dikenli çalı,geven yığınına verilen ad.

PALAVRA:Genellikle posta vapurlarında üst güvertenin altında bulunan güverteye verilen ad.

PALAY: Yedek at.

PALAYIR: Balık üretmek için göllere atılan ağaç dalları.

PALAZ: Yuvarlak bir fındık cinsi.Agrap da denilir.

PALAZ:Çözgüsü kıl ve yün ipliğinden yapılan renkli çubuklardan oluşan kilim benzeri dokumalar.Çul.

PALAZ:Kaz,ördek,keklik,güvercin gibi bazı kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu.

PALEOGRAFİ:Eski yazıları inceleyen bilim dalı.

PALEONTOLOJİ: Jeolojik devirlerde yaşamış varlıkları inceleyen bilim. Fosilbilim.

PALEOTERAPİ :Çamur tedavisi.

PALEOZOİK:En eski fosillerin oluşturdukları jeolojik zaman.

PALET: Ressamların boya karmakta kullandıkları levha.

PALİ: Kuzey Hindistan kökenli bir dil.

PALİ: Ortaçağ Budizm’inin kutsal kitabı.

PALİKARYA:Bıçkın Rum delikanlısı.

PALİLA: Hawaii adalarında yaşayan,ispinoza benzer bir kuş.

PALİNDROM:At sahibi gibi hasta,pay ederek iki kerede yap örneklerinde olduğu gibi,tersinden de aynı şekilde okunan tümce.

PALİNKA: Macaristan’a özgü bir içki.

PALİSAT:Özümleme işini yapan yaprakların üst yüzündeki dokunun adı.

PALLAS:Güneş sistemindeki bilinen küçük gezegenlerin büyüklük sırasına göre ikincisi.

PALM:Çeşitli palmiye ağaçlarından elde edilen bir tür yağ.

PALMİRA: Suriye’de ünlü bir antik kent.

PALMİSTRİ:El falı.

PALOVİT:Rize ilinde şelalesiyle de tanınmış bir yayla.

PALUZE:Bir çeşit pelte.

PALYATİF:Yeterli etkinliği olmayan,bir süre için,geçici.

PALYOŞ: Kısa ve iki yanı keskin düz kılıç.

PAMA:Güneydoğu Asya ve Endonezya’da yaşayan zehirli bir yılan türü.

PAMFİLYA: Antalya körfezi boyunca uzanan bölgenin antik dönemlerdeki adı.

PAMİR: Orta Asya’daki en yüksek platonun adı.

PAMİT: Yurdumuzda yetişen sofralık bir üzüm cinsi.

PAMPA:Güney Amerika’daki bozkırlara verilen ad.

PAMPAL:Halk dilinde kır lalesine veya gelincik çiçeğine verilen ad.

PAMPARA: Artvin yöresinde yemeği yapılan ve kırlarda yetişen sütlü bir ot.

PAMUCAK: İzmir’in Selçuk ilçesindeki turistik sahil ve orman alanı.

PAMUK: Ebegümecigillerden,koza biçimindeki meyvesi üç,dört,beş dilimli olan,sıcak bölgelerde yetişen tarım bitkisi.

PAMUKAKİ:Beyaz iş işlemekte kullanılan bir çeşit parlak pamuk ipliği.

PAN :Sinemacılıkta kamerayla geniş bir mekanın taranmasına verilen ad.

PAN: Elbiselik ya da döşemelik ipekli bir kumaş.

PAN: Yapısına girdiği sözcüğe bütün,tam anlamı katan yabancı önek.

PAN:Yunan mitolojisinde doğa tanrısı,çobanların tanrısı.Boynuzlu,eğri burunlu,kuyruklu ve teke ayaklı olarak heykelleri ve kabartmaları yapılmıştır.

PANAMA: Orta Amerika’da yetişen bir bitkinin yapraklarından örülmüş yumuşak hasır şapka.

PANARA :Po nehrinin kolu olan bir ırmak.

PANATELA: İnce ve uzun Havana purosunun adı.

PANATELA:Çapı boyuna göre küçük silindir biçiminde bir tür Havana purosu.

PANAYIR: Belli zamanlarda ve küçük yerleşim birimlerinde kurulan büyük pazar. Kasaba fuarı.

PANCAR:Ispanakgillerden,vitamince zengin bir bitki.

PANÇO:Ortasına baştan geçebilmesi için bir delik açılmış,genellikle kare yada dikdörtgen biçimli kalınca bir kumaş parçasından oluşan dış giyim.

PANDA:Etçillerden,tüyleri sık ve pas kırmızısı renginde,karnı,bacakları kara,postu beğenilen bir hayvan. Çin ayısı.Hindistan ve Çin ormanlarında yaşayan memeli bir hayvan.

PANDANTİF: İnce bir zincirle boyna takılan değerli takı,gerdanlık.

PANDEMİ: Bütün bir anakaraya,hatta dünyaya yayılan salgın hastalık.

PANDİSPANYA: Yumurta,şeker ve un ile yapılan yumuşak pasta.

PANDOMİM: Yalnız hareketlerle oynanan sözsüz sahne oyunu.

PANDORA: Tanrılar tarafından kendisine emanet edilen kutuyu merakına yenilerek açan ve umut dışında bütün kötülüklerin dünyaya yayılmasına neden olan mitolojik kahraman. Yunan mitolojisine göre, tanrı Zeus’un emriyle yaratılan ilk kadın.

PANDORİ:Kafkas müziğine özgü,üç telli çalgı.

PANDUR:Osmanlı devletinde kır bekçisi,derbent muhafızı gibi görevlilere verilen ad.

PANE: Et ya da tavuk etini un,yumurta ve galeta unundan geçirme yöntemi.Yiyecekleri önce una ve yumurtaya,sonra istenirse galeta ununa bulayıp kızartmak. Üzeri ekmek kırıntılarıyla kaplanmış yiyecekler için kullanılan sözcük.

PANEL:Dinleyiciler önünde, bir konuşmacı grubunun, genellikle sosyal ya da siyasal bir konuyu tartışmak amacıyla düzenlediği toplantı. Açık oturum.

PANELVAN:Yolcu ve yük taşımakta kullanılan,minibüse benzer motorlu taşıt.

PANFOBİ: Her şeyden korkma hali.

PANİK: Ürkü.

PANİKATAK:Hiçbir tehlike olmamasına karşın, kişiyi saran ani dehşet duygusu. Genellikle bir anda ortaya çıkan ve şiddetli tedirginlik, korku, dehşet, çaresizlik, kapana kısılmış olma duygusuyla,ölüm ve çıldırma korkusuyla ve nefes darlığı, boğulma hissi,çarpıntı,titreme,göğüs ağrısı,baygınlık,geçici felç vs gibi fiziksel belirtilerle tanımlanan kaygı dönemine verilen ad.

PANJUR: Pencerenin iki yanına takılan kapatma kanadı.

PANKART: Toplantı ve gösterilerde taşınan karton veya bezden yapılmış yazılı levha.

PANKREAS: Midenin arkasında bulunan,boşaltıcı kanallarıyla on iki parmak bağırsağına bağlı,iç ve dış salgıları olan iri bir salgı bezi.

PANLOJİZM:Evrensel gerçeği bir mantık birliği içinde gören öğretilerin genel adı.

PANO :Tavan resmi.

PANO: Üzerine not,tanıtma kağıtları v.b. tutturmak için hazırlanan levha.

PANOPTİK: Bir şeyi yüksekten bakarak görme.

PANORAMA:Geniş açılı manzara. Genel görünüm.

PANSİYON: Bütünü veya bir bölümü sürekli ya da belli bir zaman için kiraya verilen ev.

PANSUMAN: Yara temizliği ve bakımı.

PANTEON: Çok tanrılı bir dinin bütün tanrıları.Tüm tanrılara birden ibadet edilebilecek ortak tapınak.

PANTEON: Eski Yunanlı ve Romalıların en büyük tapınaklarına verilen ad.

PANTOGRAF: Bir şekli küçülterek veya büyülterek kopyalamaya yarayan bir alet. Belli bir desenin yada yazının farklı ölçekte röprodüksiyonu yapmayı sağlayan aygıt.

PANTOKRATOR: Hıristiyan sanatında İsa’nın yaratıcı ve kurtarıcı olma niteliklerinin aynı kimlikte birleşmesini sağlayan pozu.

PANTUFLA : Abadan yapılmış terlik.

PANTUFLA: Argo’da çalma,hırsızlık etme anlamında sözcük.

PANTUFLA: Terlik çiçeği de denilen bir süs bitkisi.

PANZANELLA: İtalya’ya özgü,bayat ekmek,soğan ve çeşitli sebzelerle yapılan bir tür salata.

PAPA:Katolik Kilisesinin başkanı.

PAPAÇ: Ankara yöresine özgü bir tür börek.

PAPAK : Uzun tüylü kalpak.

PAPALİNA:Özellikle Ayvalık yöresine özgü acıçaça da denilen bir balık. Sardalye balığının küçüğü.

PAPARA:Ekmek,peynir doğranıp,üzerine et suyu ya da süt dökülerek yapılan bir yemek türü.

PAPARA:Ortaoyununda zurnaya verilen ad.

PAPART: Artvin’in Şavşat ilçesinde bir vadi ve akarsu.

PAPATYA:Birleşikgillerden,20-50 cm yükseklikte,baharda çiçek açan,taç yaprakları beyaz,ortası sarı kömeçli,bir yıllık otsu bir bitki.

PAPAVERİN:Afyondan elde edilen ve hekimlikte kullanılan bir alkaloit.

PAPAYA:Vatanı Orta Amerika olan ve son yıllarda ülkemizde de yetiştirilen kavuna benzer bir meyve.

PAPAZİ:Bir tür çok ince ve ipekli kumaş.

PAPAZKARASI:Yurdumuzda yetişen ve kaliteli şarap veren üzüm cinsi. Trakya ve Marmara bölgesine has kırmızı bir üzüm cinsi.

PAPAZYAHNİSİ:Soğanlı,sarımsaklı,şaraplı veya sirkeli bir et yemeği.

PAPEL:Argo’da kağıt para.

PAPİRÜS: Eski Mısırlıların kağıt yapıp üzerine yazı yazdıkları bir bitki türü.

PAPONİ: Laz böreği de denilen ve un,nişasta,sütle hazırlanan bir yiyecek.

PAPRİKA: Macaristan’a özgü bir tür biber. Kırmızı biber.

PAPURA:İki çift öküzle çekilen ağır saban.

PAPYON:Kelebek biçiminde kravat.

PAR:Bozulmaya başlayan sulu yiyeceklerin üzerinde oluşan köpük.

PARABELLUM:Eskiden Alman ordusunda kullanılmış bir tür tabanca.

PARACELSUS:Tıpta kimyanın önemli bir rolü olduğunu belirleyen ve 16. Yüzyılda yaşayan ünlü Alman hekim ve simya bilgini.

PARAÇOL(PRAÇOL):Balkon,saçak,cumba gibi çıkmaların altına konulmuş eğri yada düz demir destek, eğri ağaç. Gemi çatmasındaki eğri parça.İki ahşap parçanın birleştikleri noktada,sağlamlaştırmak amacıyla parçalarla dik bir açı yapacak şekilde araya konan üçgen şeklinde ahşap veya metal parça.

PARAD:Bir boksörün rakibinin yumruklarını,sağ ve sol elin bilek kısmıyla dışa yada içe çelmesi. Boks,eskrim gibi sporlarda hamlenin savuşturulması biçimi yada eylemi şeklindeki savunma.

PARADENİZ:Silifke ilçesindeki Göksu deltasında bir çok kuş türünü barındıran lagün.

PARADİ :Bir tiyatroda en üst balkon.

PARADİGMA:Bir bilim alanında , incelenecek problemlerin ve bunların inceleme tekniklerinin seçimi.İnanç ve değer sistemi.

PARADOKS: Yaygın,kökleşmiş görüşe aykırı olarak ileri sürülen düşünce.

PARAF:Yalnız baş harflerle yazılan kısa imza.

PARAFAZİ:Bir sözcüğün yerine bir başkasını kullanma biçiminde görülen konuşma bozukluğu,sözcük karışıklığı,söz karışıklığı.

PARAFE: Parafla imzalanmış.

PARAFİLİ:Cinsel uyarılmada ve doyumda,alışılmışın dışında davranışlara ve özel nesnelere zorunluluk duyma.

PARAFİN:Katran,petrol,neft gibi maddelerden çıkarılan katı,beyaz,yarı saydam,buharı parlak bir alevle yanan,kimyasal etkenlere karşı ilgisiz,katı hidrokarbon. Mumun hammaddesi.

PARAGRAF: Bir yazıda,iki satırbaşı arasında kalan bölüm.

PARAKETE (PARAKA): Genellikle dibe döşenen cansız yem takılan çok iğneli olta. Üzerinde yüzlerce iğneli köstek bulunan uzun balık oltası.

PARAKETE:Geminin saatteki hızını ölçmek için kullanılan araç.Bir teknenin süratini veya belirli bir sürede kat ettiği yolu ölçmek için kullanılan alet.

PARALAKS:Astronomide,aralarında büyük uzaklık bulunan iki noktadan bir gök cismine bakıldığında gözlenen iki doğrultu arasındaki açı.

PARALİTİK :Tıp dilinde felçli anlamında kullanılan sözcük.

PARALİZİ:Felç.

PARALOJİ: Yanlış ve çapraşık düşünce.

PARALOJİZM:Mantık ve felsefede,akıl süzgecinden geçirirken bilmeyerek düşülen yanılgı,mantığa uymazlık.

PARAMARİBO:Surinam’ın başkenti.

PARAMATTA: Kadın giysisi yapımında kullanılan,yün,ipek veya pamuktan yapılan çok sıkı dokunmuş bir tür hafif kumaş.

PARAMETRE:Herhangi bir olayın temel özelliklerini açıklamaya yarayan değişken öğe. Cebirde bir denklemin katsayılarına giren değişken nicelik.

PARAMİN:Ağacı koyu kahverengiye yada siyaha boyamada kullanılan beyaz ve billursu toz.

PARAMO: And dağlarındaki yüksek otlaklara verilen ad.

PARANKİMA:Özel doku.

PARANOYA:Abartılı gurur,kuşku,güvensizlik,bencillikle belli olan bir ruh hastalığı.Sistemli,inatçı,kalıcı kuruntular,kuruntulu kıskançlık, kuşkuculuk, güvensizlik, kavgacılık vs özelliklerle tanımlanan ve net tutarlı düşünme eşliğinde gelişen psikotik bir rahatsızlık durumu.

PARAPARA: Konya’nın Akşehir ilçesine özgü,küçük ve yassı hamur parçaları,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir yemek.

PARAPET: Pencere önlerine yapılmış dar çıkıntı.

PARAPET:Güverte korkuluğu. Korkuluk,küpeşte.Teras,balkon,köprü gibi yerlerde yapılan korkuluk duvarı.

PARAPSİKOLOJİ :Doğa yasalarıyla yada bilinen algı,duyum ve usavurma yollarıyla açıklanamayan olayları inceleyen bilim.

PARASEMPATİK:Kalbin atışlarını yavaşlatan,sindirim sistemini ve salgıları düzenleyen sinir sisteminin adı.

PARASOLEY:Fotoğrafçılıkta güneşliğin eş anlamlısı.

PARAŞOL(PARAÇOL) :Tek atla çekilen,dört yanı açık ve üstü kapalı araba.

PARATONER: Yapıları yıldırımdan koruyan aygıt.

PARAVAN : Taşınır tahta perde.

PARAVANA:Menteşelerle birbirine bağlı birkaç parçadan oluşan ve yapılarda bazı bölümleri ayırmakta kullanılan , katlanır, taşınır, açılır, kapanır, perdeye benzer çerçeveli pano.

PARAZİTEMİ :Kanda asalak bulunması.

PARAZİTOLOJİ : Asalak bilimi.

PARDI: Bağ ya da bahçe çevresine çalılardan yapılan çit.

PARDI: Toprak damlı evlerde tavana konulan ağaç kiriş.

PARDİ: Yarı yanmış odun.

PARE: Kısım,parça,tane.

PAREO :Tahiti’li kadınlardan esinlenerek oluşturulmuş bir plaj giysisi. Üzerinde basılı büyük motifler bulunan ve Tahiti’de göğsün üstünde yada belde düğümlenerek giysi olarak kullanılan kumaş parçası.

PARFE:Bir Fransız tatlısı. Kalıba dökülerek dondurulmuş kremayla yapılan pasta.

PARGİ: Hindistan’da Sih erkeklerinin başlarına taktıkları sarık.

PARHELİ:Atmosferde asıltı halinde bulunan küçük buz kristalleri üzerine ışığın yansımasıyla oluşan ışık olayı. Güneşin her iki yanında parlak noktalar halinde beliren atmosfer ışık olayı.

PARİS:Osmanlı saraylarında ortalığın silinip temizlenmesine verilen ad.

PARİTE:İki ülkenin ulusal paraları arasındaki dönüşüm haddi.

PARK: Bir yerleşme merkezinde halkın gezip hava alması için düzenlenmiş ağaçlık ve çiçekli büyük bahçe.

PARKA:Asker kaputu.

PARKUR:Binicilik,bisiklet,atletizm gibi yarışların yapıldığı özel yol.

PARMENİDES: Ontolojinin (Varlıkbilimin) kurucusu sayılan eski Yunanlı filozof.

PARMESAN(PARMİCAN): Ünlü bir İtalyan peyniri.

PARNASİZM:Romantizme tepki olarak 1850 yıllarında Fransa’da ortaya çıkan şiir akımı.

PARODİ:Ciddi sayılan bir eserin bir bölümünü veya bütününü alaya alarak,biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü. Gülüt.

PARPA :Kalkan balığının yavrusu.

PARPAR (PERPER): Halk dilinde semizotuna verilen ad.

PARSA:Bir izleyici topluluğu önünde yapılan gösteriden sonra toplanan para.

PARSEK: Astronomide yıldızların ve gökadaların uzaklıklarının belirtilmesinde kullanılan birim.

PARSEL: İmar yasalarına göre ayrılmış,sınırları haritalarla belli edilmiş arazi parçası.

PARSİLER: Hindistan’da Zerdüşt dinine bağlı cemaat.

PARŞÖMEN:Yazı yazmak,resim yapmak için özel olarak hazırlanan deri,tirşe.

PARTAJ: Briçte,belli bir rengin rakiplerin elindeki eşit dağılımı.

PARTAL: Çok kullanmaktan yıpranmış,eskimiş.

PARTENOJENEZ :Döllenmesiz üreme,döllenmesiz çoğalma.

PARTER:Tiyatro,sinema gibi yerlerde,sahnenin bulunduğu ilk kata ve burada bulunan koltuklara verilen ad.

PARTİ: Siyasi topluluk,ortak düşünce ve görüşteki kişilerin oluşturdukları fırka.

PARTİKÜL: Maddenin ya da enerjinin en küçük parçası.Elektron,proton,nötron gibi atomu oluşturan parçaların her biri. Atom parçacığı.Çok küçük boyutlara sahip madde.

PARTİSYON:Bir orkestra eserinde bölümlerin bütününü içine alan nota defteri.

PARTNER:Oyun ortağı.

PARTTAYM: Yarım gün.

PARYA: Hindistan’da kast dışı olanlara verilen ad.

PARYA:Herkes tarafından aşağılanan,hor görülen kimse,ayak takımı.

PAS: Bir bitki hastalığı.

PAS:Genellikle midenin bozulmasından ötürü dilin üzerinde oluşan beyaz tabaka.

PASA :Hamurun fırına verilmeden önce dinlendirildiği , üzerinde bekletildiği tahta.

PASADENA:İspanya’da bir kent.

PASANTREN: Endonezya’da İslam dininin öğretildiği medrese benzeri okullara verilen ad.

PASAPAROLA:Bir birliğe verilen ve ağızdan ağza bütün askerlere yayılan emir.

PASATA:Bir tür kumar oyunu.



Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 16:46