Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

A-2 (ANALEZİ - AZVAY)

e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
A-2 (ANALEZİ - AZVAY)
Sayfa 2
Sayfa 3
Tüm Sayfalar

 

(A) Harfinin önceki kısmı için Tık'layın

 

ANALEZİ: Sindirim borusundaki herhangi bir bölümün öteki bölümlerle uyumlu biçimde hareket edememesi.

ANALIKIZLI:Salça,tuz,su,bulgur ve kıymanın yoğrularak küçük köfteler haline getirilmesi ve bu malzemenin et suyu ve nohut ile pişirilmesiyle hazırlanan yemek.

ANALIKUZULU: Bir tür kerpiç duvar örgü düzeni.

ANALİTİK: Çözümlemeli.

ANALİZ: Çözümleme.

ANALJEZİ :Acı yitimi.

ANALJEZİK: Ağrı kesici.

ANALOG: Dijital karşıtı. Elektrik sinyallerinin dijital (sayısal) olmayan yollarla aktarılması.Pikap ve kasetçalar gibi.

ANALOJİ: Kimi ortak yönleri olan iki şey arasındaki benzeşme. Benzeşim,örnekseme. Bir sonuç çıkartma yolu.

ANAMAL: Sermaye.

ANAMAS:Yurdumuzun Göller yöresinde,bir adı da Güllüce olan dağ.

ANAMİRTA: Eskiden halk hekimliğinde kullanılan ve çok zehirli olan balıkotunun bilimsel adı.

ANAMORFOZ:Görsel sanatlarda figürlerin çarpıtılmış gibi gösterildiği perspektif tekniği. Bir cismin eğri bir ayna tarafından verilen kaba,biçimsiz görüntüsü.

ANAMOTRATA: Karadeniz sahillerinde trata ağıyla yapılan balık avcılığına verilen ad.

ANAN:Hatırlayan.

ANANAS:Sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı.

ANANE:Gelenek.

ANANET:Erkekte cinsel güçsüzlük.,puluçluk.

ANAPA: Karadeniz kıyısında bir plaj.

ANAPA:Bir cins taze fasulye.

ANAR:Azerbaycanlı ünlü yazar.

ANAR:Sosyolojide bir kabilenin bölündüğü iki yada daha çok parçadan her biri. Boy, klan.

ANARI: Öte taraf,karşı yaka.

ANARŞİZM: İnsan yaşamının bütün alanlarında kurulu düzenlere karşıt bir kültür oluşturma anlayışı.

ANARŞİZM:Tarihsel koşullar ne olursa olsun devletin ortadan kaldırılması gerektiğini savunan öğreti.

ANARTRİ:Dil tutukluğu.

ANAS: Ördeğin bilimsel adı.

ANASACUTA : Kılkuyruk ördek.

ANASIR: Unsurlar,öğeler. Bir topluluğu oluşturan din ve ırk bakımından değişik kesimler.

ANASON:Maydanozgillerden,kokulu tohumu hamur işlerinde ve rakı yapımında kullanılan,yurdumuzda ekimi yapılan bitki.

ANASTİLOSİS:Arkeolojide,yıkılmış bir yapının büyük bir bölümünün alan üzerindeki buluntularla ve ilk yapılışında uygulanan mimari yöntemleriyle yeniden yapılması.

ANASTOMOZ: Cerrahide ağızlaştırma (İki yolu,iki kanalı,iki boşluğu birleştirme).

ANASU :Katılaşmakta olan bir sıvıda cisimler kristalleştikten sonra arta kalan çökelti.

ANAT:Eski Mısır’da savaşçıların ve silahların tanrıçası.

ANAT:Nüans.

ANATAZ:Doğal titan oksit.

ANATOMİ:İnsan,hayvan ve bitkilerin yapısını ve organlarının birbiriyle olan ilgilerini inceleyen bilim. Canlıların vücut yapılarını ve bu yapının ayrıntılarını inceleyen tıp dalı.

ANATOSİZM:Ödünç verilmiş bir paranın,bir yıldan daha kısa bir dönem için hesaplanan faizlerinin ana paraya eklenmesi.

ANATRİ: Çuvaş Türkçesinin güney şivesine verilen ad.

ANAV:Türkmenistan’da arkeolojik bir buluntu yeri.

ANAVARZA (ANAZARBA)(AYNZARBA):Çukurova’da bir antik Kilikya kenti ve kalesi.

ANAVASYA:Göçücü balıkların Akdeniz’den Karadeniz’e çıkması.

ANAVATA :Sarma tekniğiyle yapılan bir tür işleme. Bir tür nakış.

ANAVUL :Suyun arklara paylaştırıldığı yer.

ANAVUL:Tarlanın saban iziyle ayrılan parçalarından her biri,evlek.

ANAYASA: Bir devletin nasıl yönetileceğini belirleyen,hak ve özgürlükleri düzenleyen temel yasa.

ANAZARK :Plazma sıvısının deri altı dokusuna ve seroz zarlara yaygın biçimde sızması.

ANBİYE:Verev.

ANÇÜEZ :Genellikle hamsi veya sardalye balığından yapılan zeytinyağlı ve tuzlu balık ezmesine verilen ad. Hamsiye benzeyen küçük bir deniz balığından yapılan (anchoi balığı) yağlı ve tuzlu küçük balık filetosu.

AND: Mukaddes varlıkları şahit tutarak edilen yemin.

AND:Güney Amerika’daki dağ sırası.

ANDAÇ :Hatıra, yadigar. Bir kimseyi,bir olayı anımsatan armağan. Gerekli notların unutulmaması için yazıldığı takvimli defter,ajanda.

ANDAL:Tütün fidelerinin yerleştirildiği yastık.Tütün fideliği.

ANDANTE: Temponun orta ağırlıkta olması gerektiğini belirten müzik terimi.Adagio ile allegretto arasında ağır çalınması gereken müzik.

ANDAVAL:Aptal,şaşkın,beceriksiz.

ANDELİB :Eski dilde bülbül.

ANDEMİ:Belli bir bölgede sıkça görülen hastalık.

ANDEZİT:Siyah yada gri renkte bir yanardağ kütlesi.

ANDIÇ:Uyarıda bulunmak yada bir şeyi anımsamak için yazılan yazı.

ANDIK :Sırtlan.

ANDIRAK: Unutulmaması gereken şeyler için konulan nişan.

ANDIZ:Bir tür ardıç ağacı. Servi ağacı.Akdeniz bölgesinde yetişir.

ANDIZ:Kırlarda yetişen yabani bir otun kökü. Sarı çiçekli,acı ve kokulu bir ot.

ANDİ: Dağıstan’ın kuzeyinde konuşulan Kafkasya dili.

ANDON:Rize ilinde bir kaplıca ve içmece.

ANDROCLE :Efes kentinin kurucusu.

ANDROİT: İnsan biçiminde yapılmış robot.

ANDROJEN: Erkekte üreme sisteminin gelişmesini yönlendiren bir dizi hormonun ortak adı.Erkeklik hormonu.

ANDROLOJİ:Erkek cinsel organlarının işlevlerini,hastalıklarını inceleyen bilim dalı.

ANDROMEDA: Samanyolu galaksisine en yakın galaksi.

ANDROMEDA: Yunan mitolojisinde bir deniz canavarına kurban olarak bir kayaya zincirlenmiş olan bir prens.

ANDRON:Antik Yunan evlerinde erkeklere ayrılmış kesim yada daire.

ANDROPOZ :Erkeklerde yaş dönemi.

ANE : Irak’ta bir kent.

ANE: Oğlak burcundaki yıldızlar kümesi.

ANE:Kasık.,

ANE:Yabani dişi eşek.Yabani eşek sürüsü.

ANEBAN: Eski dilde erkek geyik.

ANEKDOT :Kısa veya özlü anlatımı olan komik öykü. Fıkra.Anı niteliği taşıyan kısa anlatı.

ANELE: Daha çok gemilerde bulunan,demir bir bedenin ucuna takılan demir halkaya verilen ad.Bu halkalara çımalar bağlanır.

ANEMAS:Bizans döneminde İstanbul’da siyasal suçluların kapatıldığı ünlü zindan.

ANEMİ:Kansızlık.

ANEMİK: Kansız.

ANEMOFOBİ:Rüzgar korkusu.

ANEMOMETRE:Rüzgarın veya gaz durumundaki akışkanların akış hızını ölçmeye yarayan aygıt. Yelölçer.

ANEMON :Dağ lalesi, Manisa lalesi gibi aslar da verilen mor renkli ve çan biçimi tüylü çiçekleri olan otsu bir bitki.

ANEROİT :Cıva yerine bir maden kutu kullanmak temeline dayanan kadranlı barometre.

ANESTEZİ: Duyum yitimi. Uyuşturucu bir ilaç ya da bir hastalık sonucu vücudun bütününde ya da bir bölgesinde duyuların yitimi.

ANET:Fransa’da,şatosuyla ünlü bir kent.

ANETO:Pirene dağlarının en yüksek tepesi.

ANETOL: Anason esansının katı ve baskın bileşeni.

ANEVRİZMA:Bir atardamarın bir noktasında oluşan ur biçiminde bölgesel şişkinlik,balonlaşma.

ANEZE:İslamlığın ilk dönemlerinde kullanılmaya başlanan kısa mızrak.

ANEZELER: Suriye-Arabistan çölü bedevi aşiretlerinin meydana getirdiği büyük bir topluluk.

ANGAD:Fas’ta bir ova.

ANGAGU: Yalnız Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda geçen ve resim anlamına gelen sözcük.

ANGAJMAN:Bağlantı.

ANGARA: Doğu Sibirya’da bir ırmak.

ANGI: Şöhret,ün,lakap.

ANGIÇ:Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabalarının iki tarafına takılan parmaklık.

ANGIN :Ünlü, soylu.

ANGKLUNK: Endonezya’nın Cava adasına özgü,çeşitli boyda bambu borulardan oluşan bir müzik aleti.

ANGLİKAN:Dini bakımdan İngiliz kilisesine bağlı kimse.

ANGLİKANİZM: İngiliz kilisesinin tuttuğu inanç yolu.

ANGLOSAKSON:Britanya uygarlığına bağlı halkları belirten,onlara ilişkin olan.

ANGOB:Seramik çamurunun süzülüp renklendirilmiş sıvı hali.Doğal rengini gizlemek amacıyla çinilerin üzerine sürülen beyaz sır.

ANGOR :Ruhsal bunaltı.

ANGORA:Ankara kentine , adının Cumhuriyetten sonra Ankara olarak resmileştirilmesinden önce yabancı ülkelerce verilen ad.

ANGSTRÖM :Metrenin on milyarda biri değerine eşit olan ışık dalgalarını ölçme birimi.

ANGUAZ:Karın üstü kaslarının veya boğazın kasılmasına yol açan,paniğe kapılma şeklinde görülen ruhsal ve fiziksel rahatsızlık.

ANGUDİ:Kiremit rengi.

ANGUS: Kasaplık bir sığır ırkı.

ANGUT: Argo’da aptal,avanak.

ANGUT:Ördekgillerden,tüyleri kiremit renginde,evcilleştirilebilen bir yaban kuşu.

ANHEDONİ: Hayattan zevk alamama hastalığı,depresyon.

ANIK: Dağ reyhanı da denilen ve koku vermesi için yemeklere katılan otsu bir bitki.

ANIK:Hazır,mevcut.

ANITSAL:Boyutları çok büyük olan, görünümüyle görenleri etkileyen.

ANIZ: Ekin biçildikten sonra toprakta kalan köklü sap.Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla.

ANİ:Kars’ın doğusunda ünlü antik kent.

ANİ:Tropikal Amerika’da yaşayan siyah tüylü bir kuş.

ANİBA: Güney Amerika’da yetişen ve değerli kerestesi ince marangozlukta kullanılan bir ağaç.

ANİD: Çok inatçı.

ANİF:Sert,kaba.

ANİK:Kimi yörelerde mayası tutmamış hamur anlamında kullanılan sözcük

ANİKADIN:Divan edebiyatının ilk kadın şairlerinden,Hace-i Zenan da denilen şair.

ANİKKA: Budizm’de varoluşun temelinde bulunan tüm varlığın geçiciliği öğretisi.

ANİKO: Sevgili,dost anlamında kullanılan yerel bir sözcük.

ANİLİN :Benzenden türeyen ve boya sanayinde kullanılan zehirli bir madde.Organik boya cevherine verilen ad. Yapma boyaların yapımında kullanılan bir madde.

ANİM: Birbirine geçme çelik dilimlerden oluşan bir tür zırh.

ANİMA :Can.

ANİMA: İsviçre’li psikiyatr Jung’a göre insan ruhunun kadınsı bölümü.

ANİMA:Aristoteles’in bir yapıtı.

ANİMA:Bir müzik parçasının derin bir duygu verilerek çalınmasına verilen ad.

ANİMALİZM: Kutsal sayılan hayvanlara din bakımından saygı duyma.

ANİMASYON: İnsanlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla düzenlenen her tür eğlence ve gösteri.

ANİMASYON:Tek tek resimleri ya da hareketsiz resimleri gösterim sırasında hareket duygusu verebilecek biçimde düzenleme ve filme aktarma işi.

ANİMATO: Canlı,hareketli müzik.

ANİMATÖR:Canlandırıcı.Bir topluluktaki üyelerin etkin olarak katıldığı çeşitli eğlence ve gösterileri düzenleyen kişi.

ANİME: İlk çağda Mısır’da kadın dansçılara verilen ad.

ANİME: Japon çizgi filmi.

ANİMİZM:Evrendeki varlıklarda ve şeylerde bir ruh bulunduğu inancına dayanan genel görüş.Canlıcılık. Olup bitenin ruhlar aleminin gizli güçlerince yönetildiğine inanan ilkel anlayış.

ANİNGERİA: Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

ANİRA:Japon folklorunda saatleri düzenleyen 12 cinden biri.

ANİS:Büyük ve besili deve.

ANİS:Orta yaşlı ve evlenmemiş kız için kullanılan eski sözcük.

ANİSA : Kayseri yakınlarında Kapadokya bölgesinde bir ilk çağ antik kenti.

ANİSE: Cana yakın,güzel huylu kız ya da kadın.

ANİTTA: Hitit imparatorluğunun kurucusu olan kral.

ANİZET: Alkol,su,şeker ve yeşil anason esansının karışımıyla elde edilen likör.

ANJELİK:Aşağıya doğru genişleyen yüksek ökçeye verilen ad.

ANJELİKA: Kırmızı renkli bir erik cinsi.

ANJİN:Boğaz mukozasının şişmesi,yutak iltihabı,bademcik iltihabı.

ANJİNA PEKTORİS: Kalbi besleyen damarların daralması,tıkanması ile ortaya çıkan göğüs ağrısı.

ANJİYOGRAFİ:Atardamar ve toplardamarların (x) ışınlarını geçirmeyen bir madde şırınga edildikten sonra röntgen filmleriyle incelenmesine dayanan radyoloji yöntemi.

ANKA:Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan bir kuş.

ANKASTRE:Bir oyuğa bir yuvaya yerleştirilmiş tesisat.

ANKEBUT :Eski dilde örümcek.

ANKES: Taahhütleri karşılamak için bulundurulan rezerv,kasada mevcut olan para.

ANKESÖR :İçine para yada jeton atılarak bir aygıtın çalışmasını sağlayan kumbara.

ANKİLOZ : Oynar eklemlerde oynaklığın kalmamasıyla eklemin işlemez duruma gelmesi,eklem sertliği.

ANKLAV:Bir devletin topraklarıyla çevrilmiş başka bir devlete ait arazi.

ANKOSTİK:Renk verici maddelerle sıcak balmumu karıştırılarak elde edilen boyaların kullanıldığı resim tekniğine verilen ad.

ANKRAJ:Bir yapısal öğeyi metal kenetlerle tutturma işlemi.

ANKSİYETE:Yürek darlığı.,aşırı sıkıntı,kaygı,bunaltı. İç sıkıntısı veren tedirginlik,korku,kaygı,dehşet ya da gerginlik duygusu.

ANLAK :Zeka.

ANLATIM: İfade.

ANMALIK: Anılmak için verilen şey,hatıra,yadigar.

ANNAM: Eskiden Vietnam topraklarına verilen ad.

ANNEKAFAMDABİTVAR: Tarık Akan’ın 12 Eylül anılarını anlattığı kitabı.

ANNEM HAKKINDA HERŞEY:Pedro Almodovar’ın yönettiği bir film.

ANO: Boyuna iki düşey düzlem arasında inşa edilmiş kemer parçası.

ANOA:Sulavesi Adalarında yaşayan ve zamanının çoğunu göl ve ırmaklarda su içinde geçiren düz boyunlu cüce manda.

ANOFEL:Sıtma mikrobunu aşılayan bir tür sivrisinek.

ANOMALİ:Sapaklık, aykırılık.

ANOMİ:Toplumda yada bireyde,ölçü ve değerlerin çökmesi yada amaç ve ülkü yoksunluğu sonucunda oluşan dengesizlik durumu. Kuralsızlık.

ANON:Selülozik örtü boyalarının eritilmesinde ve inceltilmesinde kullanılan sıvı.

ANONA:Ekvator bölgesinde yetişen bir meyve ağacı.

ANONİM: En az beş kişinin iktisadi bir amaçla kurduğu ortaklık türü.

ANONİM:Yaratıcısının adı bilinmeyen yapıt.

ANONS: Söz veya yazı ile halka verilen mesaj.

ANORAK :Su geçirmez, kukuletalı kısa ceket.

ANOREKSİ (ANOREKSİA):Şişmanlamak yada kilo almaktan korkma biçiminde ortaya çıkan aşırı iştahsızlık. İştahın kısmen ya da tamamen kaybolması. İncelik hastalığı. Kişilerin isteyerek kendilerini aç bırakması.

ANOT :Pozitif elektrot.

ANSEFAL:Kafatasının içinde bulunan sinirsel organların tümü.

ANSEFALİT:Beyin yangısı.Beyinde oluşan iltihap.

ANSIZ:Meşru olmayan çocuk.

ANŞANTE:Bir dönem Fransızca sözcüklerle konuşmaya özenen çevrelerde memnun oldum,tanıştığımıza sevindim anlamında kullanılan bir sözcük.

ANT : Yemin.

ANT: İstanbul’da 1967-1971 yılları arasında yayımlanan sosyalist dergi.

ANTA:Bir duvarın başını yada iki duvarın köşesini oluşturan gömme ayak.Tapınak mimarisinde yan duvarların hafif dışa taşan ucu.

ANTAGONİZMA:Tezat.

ANTANANARİVO: Madagaskar’ın başkenti.

ANTANT :Anlaşma,uyuşma,mutabakat.

ANTARALA:Hint tapınağının üstü açık giriş mekanı.

ANTARAS: Güney Amerika müziğinde kullanılan bir tür pan flüt.

ANTARES :Akrep takımyıldızının en parlak yıldızı.

ANTARKTİKA: Güney kutbu.

ANTEN:Duyarga.Boşluktaki elektromanyetik dalgaları alan ve yayımlayan iletken tel ya da çubuk.

ANTERİT:İnce bağırsak iltihabı.

ANTET:Kağıt yada zarf üzerine basılmış ad ve adres. Yazı veya resim başlığı.

ANTİBİYOTİK:Bitkilerde,özellikle küf mantarlarında bulunan yada sentezle elde edilen,bir çok mikroba karşı kullanılan penisilin,streptomisin gibi maddelerin ortak adı.

ANTİDOT: Panzehir.

ANTİFRİZ: Otomobillerin soğutma sistemine katılan ve suyun donma noktasını düşüren madde.

ANTİJEN:Vücuda dışarıdan giren ve antikor oluşmasını sağlayan,vücutta alerji oluşturan yabancı madde.

ANTİK: Eski Yunan ve Roma çağlarına ait.Eski.

ANTİKA:Eski çağlardan kalma yapıt.Taşınır eski eser.Türkçede eskilik ve az bulunurluk değeri olan eşya anlamına gelir.

ANTİKİTE:Antik çağ.

ANTİKOR :Hastalık etkenlerini zararsız duruma getirmek için vücudun çıkardığı madde.Alerji oluşturan maddeye karşı akyuvarlar tarafından üretilen savunma proteini.

ANTİL:Atlas Okyanusu’nun batısındaki denize ve buradaki adalara verilen ad.

ANTİMADDE: Kütle çekim kuvveti bakımından normal madde ile aynı özelliklerde,zıt elektrik ve nükleer yüke sahip madde.

ANTİNOMİ :Felsefede,yasaların yada önermelerin kendi aralarında çelişikliği,çatışkı.

ANTİOKSİDAN: Serbest radikallerin zararlı etkilerini önleyen madde.Sağlıklı yaşam,antioksidanlarla serbest radikaller arasındaki denge ile sağlanır.

ANTİOKSİDAN:İçeceklerin direkt güneş ışığı veya oksijen gibi nedenlerle renklerinin bozulmasını ve acılaşmasını önlemek için kullanılan maddelerin genel adı.

ANTİPATİK: Sevimsiz,itici.

ANTİSEMİT: Yahudi nüfuzuna karşı koyma politikasını tutan kimse.

ANTİSEPSİ:Mikropları ilaçla öldürme yolları.

ANTİSİKLON:Yüksek basınçlı atmosfer kütlesi.

ANTİTOKSİN: Panzehir.

ANTOFOBİ: Çiçeklerden korkma.

ANTOLOJİ:Seçki,güldeste.

ANTONİM:Ters anlamlı kelimelere verilen ad.

ANTRAKNOZ: Dalların,yaprakların ya da meyvelerin üzerinde leke şeklinde doku bozukluklarıyla belirgin mantar hastalığı.

ANTRAKS: Şarbon hastalığına verilen bir başka ad.

ANTRAKT:Bir oyunda,bir filmde dinlenme süresi,ara.Kısa gösterim arası.

ANTRASİT :Koku ve duman çıkarmadan,büyük bir ısı vererek yanan bir tür taşkömürü.

ANTRE: Bir yapının giriş bölümü.

ANTREPO:Gümrüklere gelmiş ticari eşyanın konulduğu,korunduğu yer,ardiye.

ANTROFOBİ: İnsanlardan korkma.

ANTROPOLOG :İnsan bilimi uzmanı.

ANTROPOLOJİ:Konusu insanı incelemek olan bilim dalı.

ANU:Mezopotamya panteonunda tüm tanrıların babası ve kralı olan Sümer gök tanrısı.

ANUBİS: Mısır mitolojisinde çakal başlı insan görünümündeki ölüler tanrısı.

ANURA :Kurbağaların bilimsel adı.

ANUŞABUR: Ermeni mutfağına özgü bir tür aşure.

ANUŞTİGİN:Harzemşahların ilk hükümdarı.

ANUT:İnatçı,ayak direyen,dik kafalı.

ANÜRİ:Tıp dilinde idrar salgısının azalmasına verilen ad,idrar yokluğu.

ANYELA: Kıvırcık havlı bir tür yün kumaş.

ANYON:Negatif elektrikle yüklü iyon.

ANZAK: Birinci Dünya Savaşında İngilizlerle birlikte savaşan (Örneğin Çanakkale Savaşlarında) Avustralyalı ve Yeni Zelandalı kuvvetler.

ANZAROT :Geven cinsinden ,sıcak ülkelerde yetişen ,sarı çiçekli ve dikenli çok yıllık bodur çalı. Bu bitkinin saplarından elde edilen zamk (reçinesi) yara tedavisinde kullanılır.

ANZAROT:Argo’ da rakı.

ANZER :Rize ilinde balıyla ünlü bir yayla.

AORTİT: Aort iltihabı.

AORTİT:Büyük atardamar iltihabı. Aort iltihabı.

AOTES:Tropikal Amerika’da yaşayan küçük maymun cinsi.

APA:Konya ilinde bir baraj.

APAÇİLER: Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

APADANA:Eski İran’da hükümdarların taht salonlarına ve bu salonu içeren önü sütunlu saraylarına verilen ad.

APAK:Çok beyaz.

APALA: Halk dilinde abla.

APALAK:Kucaktaki tombul çocuk.

APALAŞLAR: Kuzey Amerika’da yaşamış Kızılderili bir halk.

APALOSA:Beyaz sağrısı üzerinde benekler bulunan bir at cinsi.

APAMEİA: Afyon’un Dinar ilçesindeki antik kent.

APANDİS:Kör bağırsağın ince bir parmağa benzeyen son bölümü.

APANDİSİT:Apandis iltihabı.

APAR:Bir tatu (dövme) türü.

APAR:Bir tiyatro oyuncusunun seyircilerin duyacağı biçimde ama sanki diğer oyuncular duymuyormuş gibi konuşması veya düşünmesi.

APAR:Geçmişte işlenmiş,mahkemece ispatlanıp cezalandırılmış olan suç.

APARAT: Cihaz,aygıt.

APARKAT:Boksta bükük kolla aşağıdan yukarıya doğru atılan yumruk.

APARMAK : Almak,alıp götürmek.

APARTOTEL: Konaklayanların yeme içme gereksinimlerini kendilerinin karşılayabilmesi için odalarında her türlü gerecin bulunduğu otel.

APAŞ:Külhanbeyi.Kabadayı.Hayta. Büyük kent serserisi.

APATAM:Afrika yerlilerinin çalı çırpıdan yaptıkları çardağa benzeyen barınak.

APATİ: İradesizlikten ileri gelen sürekli cansızlık,kayıtsızlık, duyumsamazlık.

APATİK:Duygusuz, kayıtsız, uyuşuk.

APATİT:Doğada,kemik dokusunda bulunan,içinde flüor veya klor olan doğal kalsiyum fosfat.

APATURA:Daha çok ormanlarda yaşayan ve yanar dönerli mavi yada mor pırıltılar saçan beyaz benekli,kahverengi kelebek.

APAZ :Bir avuç dolusu.

APEKS:Uç, tepe, zirve.

APEL: Pay bedelinin taksitle ödenmesinin söz konusu olduğu durumlarda,ortaklık yönetim kurulu tarafından ortaklara yapılan çağrı.Sermaye şirketlerinde,ortakların ödenmemiş sermayeyi tamamlamaya davet edilmesi.

APEL:Briçte atılan bir kağıtla eşine oynamasını istediği kağıdı belirtmek.

APELLA:Eski Sparta’da halk meclisi.

APERİTİF:Yemekten önce,iştahı açmak için genellikle tuzlu çerezle alınan,çoğunlukla damıtık alkollü içki.

APERİTÖR:Büyük risk taşıyan sigorta işlerinin organizatörüne verilen ad.

APERTURA:Terzilikte yırtmaç anlamında kullanılan sözcük.

APIŞ:Butların iç tarafı,iki bacak arası.

APIŞLIK :

APİ :Kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma.

APİ: Himalaya dağlarında doruk.

APİA:Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın başkenti.

APİDOLOJİ:Arıları inceleyen bilim adı.

APİKO:Argo’da çok şık, güzel giyimli anlamında sözcük.

APİKO:Geminin zincirini toplayıp demirini kaldırmaya hazır bulunması

APİS: Kutsal Mısır öküzü.

APİTOKSİN:Arı zehri.

APLİK:Duvar lambası,duvar şamdanı.

APLİKASYON:Eldeki haritaya göre arazi üzerinde parseli kazıklarla belirtme,uygulama.

APLİKE:Düz yada desenli bir kumaştan kesilmiş motiflerin bir başka kumaşa işlenmiş durumu.

APNE: Solunumun kısa ya da uzun süreli durması.Uyku halindeyken nefes alamama.

APOKALİPS:Hıristiyan inancında kıyamete verilen ad.

APOKALİPTİK: Anlaşılmaz,kapalı,karanlık.(Söz ya da yazı).

APOKRİF:Doğruluğuna güvenilmez söz veya yazı.

APOLET:Omuzluk.Kimi giysilerin omuzlarına süs olarak takılan parça.

APOLLO: Yunan mitolojisinde güneş,müzik,şiir ve kehanet ile tarım ve kır yaşamı tanrısı.

APOLOG: Ahlaki bir öğütle sonuçlanan,düzyazı ya da şiir olarak yazılmış öykü.

APOLYONT: Bursa ilindeki Ulubat Gölüne verilen bir başka ad.

APONİ:Torbaya benzer, büyük gözlü balık ağı.

APOPLEKSİ :Aniden gelen şiddetli koma hali. Beyin kanaması.İnme.

APOR:Bir ticari ortaklığın kuruluşu sırasında başlangıç sermayesini oluşturmak üzere ortakların vermeyi yükümlendikleri değerlerin tümü./ Anonim şirketlerde kurucu ortakların veya sermaye artırımına katılanların şirket sermayesine yaptıkları her türlü katkı.

APORT :Avın ya da kendisine gösterilen şeyin üzerine atılıp getirmesi için köpeğe verilen komut.

APOSTERİORİ: Felsefede,münferit olaylardan genel bir ilkeye,sonuçtan sebebe götüren,deneye ya da gözleme dayalı olan. Deneyden çıkan ve deneye bağlı olan bilgi.

APOSTROF: Kesme işareti.

APOŞİ: Ağzı çember biçiminde,telden yapılma,torbaya benzer,büyük gözlü balık ağı.

APOTR:Bir inancı, bir görüşü yayan,kendini bir davaya , bir fikre ,bir öğretiye adayan kimse. Yardımcı,havari.

APPUŞ:Boğazköy’de bulunmuş Hititçe yazılı efsane.

APRA:Eski Türklerde yeraltındaki büyük denizde yaşadığına inanılan efsanevi yaratık.

APRAKSİ: Tıpta el,kol vs ile düzenli hareketleri yapma yetersizliği,işlev yitimi.

APRANTİ:Yarış atlarının beslenmesi ,bakımı ve idman konularında sorumlu olan, antrenman için gerektiğinde onlara binebilecek yetenekteki kişi, seyis.

APRE: Dokumacılıkta,boyacılıkta cila olarak kullanılan bir madde.

APRE:Kumaşın veya derinin cilalanması,perdahlanması. Derinin parlatılması.

APRINÇÖRTİGİN: Şiirleri bugüne kalmış,adı bilinen en eski Türk şairi.

APRİORİ:Deney ötesinde geçerliği olan bilgi. Önsel.

APRON: Uçakların yolcu indirip bindirdikleri pist.

APRON: Uçuşu olmayan uçakların bekleme alanları.

APSARAS: Hint mitolojisinde Tanrı İndra’nın cennetinde bulunan şarkıcı ve dansçı su perilerine verilen ad.

APSENT:Pelinle kokulandırılmış sert bir içki.

APSİS: Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri. Bir noktanın uzaydaki yerini bulmaya yarayan ana çizgilerden yatay olanı,koordinat.

APSU: Sümerlerde yer altı sularının tanrısı.

APSUT: Kağnı tekerleğine verilen ad.

APTERİKS:Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş. Uçamayan bir kuş,kivi.

APTERON:Yalnızca ön cephesinde sütun bulunan Antik Yunan ve Roma yapısı.

APUKURYA:Hıristiyanların büyük perhize girmek üzere bulundukları günler.

APUS:Cennetkuşu takımyıldızının Latince adı.

AR : Utanma duygusu.

AR: Argon elementinin simgesi.

AR: Yüz metrekare alana verilen ad.

ARA.: Güney Amerika’da yaşayan göz alıcı parlak renkleri olan,iri gövdeli bir papağan.

ARA: Roma mimarlığında,üzerinde kurban kesilen sunak.

ARABAN : Türk müziğinde bir makam adı.

ARABANA: Güney Anadolu’da zikir ayinlerinde kullanılan büyük tef.Dervişlerin çaldığı büyük tef.

ARABAŞI:Tavuğun göğüs etiyle hazırlanan ve pişmiş hamurla yenen bir tür çorba.

ARABE: Keçi ya da koyunun memesine geçirilen torba.

ARABESK: Arap müziğini andıran ve kötü yazgıyı konu edinen bir müzik türü.

ARABESK:Girişik bezeme(İslam kültürlerine özgü).

ARABİAFELİKS: Eski coğrafyacıların Yemen’e verdikleri ad.

ARABİKA:Güney Amerika’da üretilen kaliteli bir kahve cinsi.

ARABİS: Tuluat tiyatrolarında Kanto’da doğu giysileriyle yapılan dansın adı.

ARABİS:Gümüş sepet de denilen pembe yada beyaz çiçekli bir saksı bitkisi.

ARABİST:Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse.

ARABOZAN: Fesatçı,münafık.

ARAÇ: Kastamonu’nun bir ilçesi.

ARADA:Behçet Necatigil’in bir şiir kitabı.

ARAF:Cennet ile cehennem arası.

ARAFAT:Mekke’de hacıların arife günü toplandıkları tepe.

ARAFURA:Büyük Okyanus’un batısındaki sığ deniz.

ARAGONİT:Beyaz,yeşil,mavimsi gri renkte billurlaşmış (kristalleşmiş) bir tür kalsiyum karbonat.

ARAGOZ:Mısır’a özgü bir tür el kuklası.

ARAK:Pirinç ve şekerkamışından elde edilen bir tür rakı.

ARAK:Ter.

ARAKA: İri taneli bir bezelye cinsi.

ARAKA: Kesilmiş ekşi sütten yapılan bir tür rakı.

ARAKAN:Birmanya’da sıradağlar.

ARAKARİ:Güney Amerika’da yaşayan uzun kuyruklu, tukan ailesinden bir kuş.

ARAKÇİN: Teri emmesi için fes,kavuk ya da külah altına giyilen ince bezden takke. Gelin başına giydirilen taç gibi gümüş başlığa da arakçın denir.

ARAKESİT:Çizgilerin,yüzeylerin,katı cisimlerin birbirine rastlayıp kesiştikleri yer.

ARAKIYE:Bir tür küçük zurna.

ARAKIYE:Dervişlerin başlarına giydikleri,yün veya tiftikten yapılmış,ince ve hafif bir çeşit takke.Beyaz,kurşuni veya açık kahverengidir.

ARAKİ:Bazı ülkelerde damıtık içkilere verilen ad.

ARAKNOFOBİ: Örümcek korkusu.

ARAL: Birbirine yakın adalar topluluğu.

ARALAMA: İki boşluk ya da iki pencere arasında kalan duvar parçası.

ARALTI :Ahırlarda iki hayvan yeri arasına bölmelik diye konulan kalın sırık.

ARALYA: Güzel koyu yeşil yaprakları olan bir süs bitkisi.

ARAM HAÇATURYAN:Piyano,keman konçertoları ve Stalin’e şiir adlı yapıtıyla dikkat çekmiş olan,en ünlü yapıtları arasında “Gayene” ve “Spartak” baleleri bulunan Ermeni Sovyet bestecisi.(1903-1978)..

ARAM: Kutsal kitaplarda Suriye ile Mezopotamya’yı içine alan bölgeye verilen ad.

ARAM:Çölde işaret olarak dikilen taşlar.

ARAMGAH: Dinlenilecek yer.

ARAMİ:Bir şeyin yokluğunu hissetme.

ARAMİDE:Dinlenmiş,rahatlamış,durgun.

ARAMİLER: Mezopotamya ve Suriye’de bir çok krallıklar kuran eski halk.

ARAN: Kuytu ve sıcak yer.

ARAN:Tütün hevengi,tütün dizmek,gölgede kurutmak ve işlemek için tütün yapraklarının asıldığı üstü kapalı sergi.

ARANA: Sivas’ın Kangal ilçesinde antik bir kent.

ARANAĞME:Şarkı,türkü,köçekçe gibi küçük güfteli bestelerde,güftenin iki kıtası arasına,başına,sonuna da gelebilen,sözsüz çalınan parça.

ARANÇ:Dava.

ARANDALAR:Avustralya’da yaşayan yerli bir halk.

ARANDAPAŞA: İkinci Abdülhamit döneminde Mızıkayı Hümayun’da görev almış ve bir çok müzisyenin yetişmesine katkıda bulunmuş ünlü İspanyol piyanist.

ARANGA: Bir tatlı su balığı.

ARANJMAN:Belirli sesler,çalgılar yada topluluklar için yazılmış bir yapıtı başka sesler,çalgılara yada topluluklara aktarma,düzenleme.

ARANJÖR:Düzenleyici.


Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 11:31