Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa

Ayancıklı Jeostrateji uzmanı Nejat Tarakçı'dan Çanakkale konferansı

e-Posta Yazdır PDF

İzmir-Foça Belediyesi’nin 18 Mart Deniz Zaferi’nin yıldönümünde düzenlediği etkinliklerde Ayancık'lı emekli kurmay albay ve jeostratejist Dr. Nejat TARAKÇI bir konferans verdi.

Foça Belediyesi organizesinde 18 Mart günü, Reha Midilli Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Emperyalizmin Durdurulduğu Yer: ÇANAKKALE’’ isimli konferansa Ayancıklı Jeopolitik ve Jeostrateji uzmanı Dr. Nejat Tarakçı konuşmacı olarak katıldı. Şehitlere saygıda duyarsızlığa ve konferansa rağbetin azlığına sitem ederek başladığı konuşmasını 1.Dünya Savaşı ve Çanakkale Savaşı odağında, ama güncel konularla kıyaslayarak sürdürdü.

Ağırlıklı olarak; dış politika, uluslar arası güvenlik ve savunma konuları’nda çalışmaları bulunan Emekli Kurmay Albay, Dr. Nejat Tarakçı, 18 Mart Çanakkale Zaferi’nin sadece Türk tarihi için değil, dünya tarihi için de bir kırılma noktası olduğunu belirterek, bu savaşın 10 ay 20 günlük süre ile 1.Dünya Savaşı'nın en kısa süreli cephesi olduğunu, ancak diğer cephelerin hepsinden daha önemli sonuçlar doğurduğunu, jeopolitik analizlere dayandırarak irdelediği Çanakkale Savaşı'nın dünya çapında çok büyük siyasi, askeri ve sosyo ekonomik değişikliklere sebep olduğunu örneklerle anlattı.

Bakınız Dr Nejat TARAKÇI kimdir?

Nejat Bey'den gelen Foça'daki konferansın metnini ufuk açıcı ve ilgi çekici olacağı umuduyla aşağıya ekliyoruz:

Emperyalizmin Durdurulduğu Yer: Çanakkale

 

FOÇA KONFERANSI

18 MART 2011

Dr. Nejat Tarakçı

 

 

Savaşın stratejik özellikleri

10 ay 20 gün ile Birinci Dünya Savaşı’nın en kısa süreli cephesidir

Sonuçları itibariyle, dünya çapında çok büyük siyasi, askeri ve sosyo-ekonomik değişikler yaratmıştır.

 

Savaşın stratejik nedenleri

  1. İngiltere ve Almanya arasındaki ekonomik rekabet

  2. Silahlanma yarışının hızlanması.

  3. Ham madde ve sömürge arayışı.

  4. Fransız ihtilalinin getirdiği milletçilik (ulusalcılık) akımı

  5. Fransızların Alsas-Loren bölgesini Almanlardan geri almak istemesi.

  6. 6. Devletlerarası bloklaşma.

  7. 7. Avusturya ve Rusya’nın Balkanlar üzerindeki çıkar çatışmaları.

  8. 8. Siyasi birliğini tamamlayan Almanya ve İtalya’nın güç dengelerini değiştirmesi.

Aslında, Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’nın süper güçleri arasında;

1. Genel anlamda bir sömürge,

2. Özel anlamda bir petrol alanı paylaşım savaşıydı.

Bu savaş, Osmanlı Devleti’nin katılması ile bambaşka bir boyut kazanmıştır.

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de Ortadoğu’nun tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir.

Ortadoğu’nun geleceği, savaşa katılan güçler arasında bir pazarlık konusu haline gelmiştir.

İngiltere, petrol için Mezopotamya’yı işgal etmiş ve Arap ayaklanmasını desteklemiştir.

Almanya’nın ana amacı da güney Rusya üzerinden Kafkas petrollerine, Osmanlı Devleti üzerinden de Ortadoğu petrollerine ulaşmaktı.

Savaş öncesi stratejik durumu

Ülke               Nüfus (1910)            İhracat Geliri(1913)

ABD                        92 Milyon                       1.85 milyar dolar

Almanya                 65                                     1,29 milyar dolar

İngiltere                  45                                     1      milyar dolar

Fransa                     40

İtalya                      35

Rusya 156 ***

Osmanlı         19

 

 

Çelik Üretimi

Sanayileşme ve savaş gücünün bir göstergesi olan çelik üretimindeki durum ise, milyon ton olarak şöyleydi:

Rusya             4.20

İngiltere          6.94

Fransa            1.70

İtalya              0.15

Almanya       15.34

ABD              21.56***

Savaş öncesi stratejik durum

Yukarıdaki tablolar ABD’nin yardımı olmaksızın, Avrupa’nın endüstri ve savaş gücünün tek başına Almanya ile başa çıkmaya yetmeyeceğini açıkca göstermektedir.

Ayrıca, Rusya’nın insan gücü ve petrolü de vazgeçilmez bir stratejik kuvvet çarpanıydı.

Rus insan gücü, Müttefiklerin silah ve teknolojisi ile desteklenebilirse, Almanya ancak o zaman yenilebilirdi

İngiltere’nin en stratejik kararı

Savaştan üç yıl önce 1911 yılında alınan son derece hayati bir karar, dünyanın en güçlü donanmasına sahip İngiltere’yi Birinci Dünya Savaşı’nda tek bir stratejiye kanalize etmişti: Süratle petrole ulaşmak ve kontrol altına almak.

Bu karar; Donanmasının yakıtını kömürden petrole değiştirmekti.

Churchil’in Donanmayı kömürden petrole geçirmesi o kadar önemli bir dönüm noktasıydı ki, İngiltere’nin Ortadoğu ve Akdeniz stratejisini, hatta global stratejisini kökten değiştirmesini gerektiriyordu.

Hindistan’tan gelen ham ve yarı mamul maddeler sayesinde ayakta duran  İngiltere sanayisi bile, ikinci plana atılmıştı.

İngiltere’nin güvenliğinin temel unsuru olan Kraliyet Donanması, ülkede var olan bir enerji kaynağından, ülkede hiç olmayan ve İngiltere’ye 2000 deniz milinden daha uzun bir yerdeki bir kaynağa bağımlı kılınmıştı.

Bu karar  İngiltere’yi petrol bölgelerinde yer kapma planını büyük bir ihtirasla uygulamaya sevketmişti.

Böylece, İngiltere, deniz ticareti ve sömürge politikalarına ilaveten petrol kaynaklarına  hakim olma stratejisine de kaçınılmaz şekilde kendini bağlıyordu.

Bu karar sadece İngiltere için değil, Avrupa, Orta Doğu, kuzey Afrika, Kafkasya bölgelerini de içine alan yeni bir güç mücadelesinin başlangıcını teşkil ediyordu.

Yahudi Taburu

Bu arada, uzun vadeli çıkarları bakımından, İngilizleri desteklemek maksadıyla, Yahudiler de, düşman ordularına katılmak ve Türk'lere karşı savaşmak üzere karar aldılar.

Mısır'da bulunan Yahudiler, işsiz gençlerden oluşan 600 kişilik bir gönüllü taburu kurarak Çanakkale'ye sevkettiler

Müttefiklerin temel amacı

Müttefiklerin asıl amacı Rusya’yı kurtarmak değildi.

Asıl amaç, yaklaşmakta olan Bolşevik İhtilalini önleyerek Rusya’yı parçalamaktı.

Böylece Çar’a karşı potansiyel direniş bölgeleri olan Kafkasya’yı sömürgeleştirerek dünyanın ilk petrol rafinesinin olduğu Bakü’yü ve petrol terminali olan Batum’u ele geçirmekti.

Çanakkale neden hedef seçildi?

Çanakkale’nin Donanma ile zorlanması kararında, 20 Şubat 1807 tarihinde Koramiral Ducworth komutasında 12 gemilik bir İngiliz filosunun Çanakkale Boğazı’ndan rahatça geçerek Osmanlı başkentini tehdit etmesinin de önemli rol oynadığı değerlendirilmektedir.

On iki gün süren bu tehdit, Osmanlı Sarayını büyük bir korku içinde bırakmıştı. Ancak 100 yıl sonra çok farklı şartlar vardı ve bu şartların en önemlisi şüphesiz Mustafa Kemal Atatürk’tü. 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nden iki ay sonra 14 Mayıs 1915’te toplanan İngiliz Savaş Komitesi çok tartışmalı geçti.

 

Rusya’ya yardım için iki jeostratejik eksen vardı

Birinci Eksen: Akdeniz- Türk Boğazları- Karadeniz-  Rusya

İkinci Eksen: Hint Okyanusu- Hürmüz Boğazı- Basra Körfezi- İran- Hazar Denizi- Rusya

Birinci Eksen: Türk Boğazları-Rusya

Karasal bir engelle karşılaşmadan doğrudan deniz yolu ile kuvvet tatbikine uygundur.

Batı blokunun denizlerdeki üstünlüğü de bu eksenin kullanılmasında kolaylık ve avantaj sağlayacaktır.

Rusya’nın en işlek liman ve demiryolları Karadeniz’dedir. Tahliye kolaylığı sağlar

İkinci Eksen: İran-Hazar-Rusya

Bu eksen her iki Dünya Savaşı’nda da Rusya’ya yardım amacıyla kullanılmaya çalışılmıştır.

Türkiye, birinci eksenin kullanılmasına izin vermediğinden, Batılı müttefikler her iki savaşta da zor durumda kalmışlardır. Daha pahalı ve daha riskli olan ikinci eksen zorunlu olarak İkinci Dünya Savaşı’nda İran işgal edilerek kullanılmıştır.

Bu eksen hem uzun, hem de karasal ve deniz engelleri daha fazladır.

İngiltere’nin kayıpları

18 Mart 1915’de ağır kayıplarla püskürtüldükten sonra, uygulanan stratejiye yetkili kişilerden ilk eleştiri, İngiltere Amirallik Kurulu üyelerinden geldi.

Üyeler, 7 Nisan 1915’te birinci deniz lordu Amiral Fisher’e verdikleri notta : Çanakkale Seferinin donanmayı eritmeye başladığını, o ana değin batan veya savaşamayacak duruma düşen zırhlıların sayısının onu bulduğunu hatırlatıp savaşa devam kabiliyetini sorguladılar

İngiltere Ticaret Bakanlığının Raporu: 9 Kasım 1916

Bugüne değin 1 milyon yüz bin kişi kaybettik. 15 bin subay öldü, kaybolanlar da ayrı. Bu iş uzarsa aynı gidiş devam edecektir.

Britanya’da ki erkeklerin en değerlilerini yavaş yavaş ancak emin bir biçimde öldürtmekteyiz.

Bugüne değin üstümüze binen mali yük hesaplanamayacak ölçüde büyükdür.

Yurdun, insan varlığı, mali yıkım ve üretim araçlarının yok edilişinden uğradığı kayıpları yerine koyabilmesi için kuşaklar gelip geçecektir.

Bütün bu yükü çekmek görevimizdir ancak özverilerimizin ödülünü görebileceğimiz saptanabilirse.

İngiltere’nin kayıpları

Bu durum İngiltere’de mecburi askerliği de gündeme getirmiş ancak kabul görmemiştir.

Özellikle subay kayıpları ekonomik kayıplarla birleşince, İngiltere  İstiklal Savaşı’ndan bir an önce çekilmenin uygun olacağını değerlendirmiştir.

Sakarya’da Yunan ordusunun yenilmesi ile ümitleri tamamen tükenen İngiltere, uzlaşı yolları aramaya başlamıştır.

Çanakkale Zaferi dolaylı olarak İstiklal Savaşı’mıza çok büyük destek ve katkı sağlamıştır.

Türklerin dolaylı kazanımları

Bu durum, dolaylı olarak iki politik ve askeri faktörü Türkiye lehine çevirmiştir.

Birincisi, Rusya’daki rejim değişikliği nedeniyle kuzeydeki düşman geçici olarak siyasi ve askeri arenadan çıkmış,

ikincisi ise, İstiklal Savaşı süresince özellikle insan gücü ve ekonomik olarak harbin başlangıcına nazaran daha fazla yıpranmış düşmanlarla mücadele şansı kazanılmıştır.

Çanakkale geçilseydi, Sevr Anlaşması 3 yıl önce imzalanacaktı ve Rusya da Osmanlı topraklarından pay alacaktı.

İstiklal Savaşı  diye bir savaş söz konusu olamayacaktı

Zaferin sonuçları

Müttefik Donanmanın Çanakkale’de durdurulması, hem Osmanlı Devleti’ne üç hayati yıl kazandırmış, hem de,  savaşı en az iki yıl daha uzatarak, Müttefiklerin insan gücü ve ekonomik bakımdan yıpranmasına neden olmuştur.

Atatürk’ün değerlendirmesi

23 Eylül 1915’de Mustafa Kemal’in,  Almanya’nın İstanbul Elçiliği görevlilerindenDr.Ernest Jackh’e söyledikleri :

Tam manasıyla Ruslar gibi karaya tıkıldık. Ruslar çökmeğe mahkumdurlar; çünkü Boğazları kapayarak onları Karadeniz’e tıkadım. Bu suretle, müttefiklerinden ayrı düşürdüm.

Fakat biz de aynı sebep dolayısıyla yıkılmaya mahkumuz.

Gerçekten biz, Akdeniz, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu sahillerine yerleşmiş bulunuyoruz; fakat herhangi bir okyanusa çıkmayı göze alamayız.

Deniz kuvvetlerine sahip olmayan bir kara kuvveti olmak itibariyle biz, yarımadamızı, kara kuvvetlerini hiçbir tehdide uğramaksızın istediği sahile getirebilen deniz kuvvetlerine karşı savunmaya asla muktedir olamayacağız.

ZAFERİN YANSIMALARI

Avrupalı ulusları boyundurukları altına almış Asyalı tek ulus olan Türklerin Çanakkale Deniz Zaferi, İngiltere’de o kadar çok şaşkınlık yaratmıştır ki, meşhur ve muhafazakar İngiliz bürokrasisi bile işlemez hale gelmiştir.

Deniz Bakanı ile Deniz Kuvvetleri Komutanı birbirlerinden habersiz hareket eder hale gelmişlerdir.

Savaşın 1916’da bitmeyip iki yıl uzaması, Batılı Bağlaşık savaşçılardan en çok İngiltere için yıkıcı olmuştur.

1918 bırakışmasından sonra, Osmanlı ile yapılacak antlaşmanın aşırı ağır olmaması ve İstanbul’un Türkler’de kalma isteğini iletmek için Avrupa’ya gelen Hint Kurulunun taleplerini, Başbakan Llyod George 19 Mart 1920’de:

Türkler Boğazlar’dan geçmemizi engellediler, bu olay savaşı iki yıl uzattı, hatta bir süre için onun sonucunu bile tehlikeye düşürdü şeklinde cevaplandırmış ve bu intikam hissi, Sevr Anlaşmasının maddelerine acımasızca ve en ağır bir şekilde yansıtılmıştı.

İngiltere, Çanakkale Savaşı’nın sonuçlarından en fazla etkilenen ülkeydi. Bu ülke, yiyeceğinin büyük bir kısmını dışarıdan getirtmek zorundaydı. Buna karşılık en büyük sanayi ürünleri ve kömür ihracatçılarından biriydi.

Londra, dünyanın bankası durumundaydı. İngiliz ticaret donanması yeryüzünde var olan aynı türdeki bütün ülke donanmalarının yarısına yakındı ve taşıyıcılıkta ülkeye koskocaman kazançlar sağlamaktaydı.

Ancak savaş çıkınca o, ister istemez dışarıya sattığı malların yapımını durdurup var gücünü savaş sanayiine yöneltmek zorunluğunda kalmıştır.

Savaş 1916 yılında bitseydi, İngiltere, dışarıdaki alıcılarını pek kaybetmezdi ve henüz aşırı ölçüde altüst olmamış olan dünya ekonomisiyle genel ticaret, eski yollarda az değişiklikle yeniden yürüyebilirdi.

Öyle olmayıp savaş dört yıl sürünce, İngiliz mallarının alıcıları kendi ülkelerinde yeni fabrikalar kurmaya ve var olanları çoğaltıp genişletmeye koyuldular. Hele barışın, hem resmisinin, hem de gerçeğinin yıllarca gecikmesi, bu alıcıları kendilerini geniş ölçüde İngiliz mallarına muhtaç olmayacak duruma getirmiştir.

Almanlar'ın 1 Şubat 1917’de başlattıkları amansız denizaltı savaşı da, en çok İngiliz ticaret donanmasını eritmiştir.

Savaş nedenleri yüzünden İngiltere yeter ölçüde gemi yapamadığından,  deniz ulaştırmasında Amerika, onu çok geçtiği gibi, Japonya'da tehlikeli bir rakip olmuştur.

Fransa yakılmış ve yıkılmış olan en zengin illerini onarmaya uğraşırken, İngiltere’nin halkını çalıştıracak böyle yerleri olmadığından ve eski alıcılarının çoğunu bulamadığından büyük bir işsizlik yıkımı ile karşı karşıya kalmıştır.

ZAFERİN SONUÇLARI

Deniz ve kara harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

İngiltere ve Fransa’nın, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, Birinci Dünya Savaşı’nın genel seyrini etkilemiştir.

Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300 bini aşkın askerden zayiatın, 211 bini kaybedilmiştir.

Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hissedilmiştir.

Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi İngiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karşı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, bu askerlerin kafalarında cevaplarını tam olarak bulmadıkları bir çok soruyu da doğurmuştu.

Bu sorular, cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasından anlaşılmaktaydı. Bu ve benzeri olaylar, İngiliz sömürge ve dominyonlarında gitgide ulusal bilincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.

Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım talebi, Avusturalya Başbakanı’nın, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı yanıtıyla karşılaşmıştı.

Çanakkale Muharebelerinin ilginç yanlarından biri, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır.

Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.

İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Avusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol oynadı. Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir: Gelibolu’ya yolladığımız 600 kadar gönüllü Yahudi askerinin savaş sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.

Gerçekten Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen Balfour Deklerasyonu bu günkü İsrail’in   kurulmasında etken bir rol oynamıştır

Balfour Deklerasyonu

Balfour Deklerasyonu, İngiliz savaş kabinesinde dışişleri bakanı olan Arthur Balfour'un girişimiyle başlatılan ve sonuçta Filistin'de bir Yahudi devletinin –İsrail- kurulmasıyla sonuçlanan girişimdir.

Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hereketin liderlerinden olan Lord Rothschild'e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirmiştir.

Bu mektup ve bunun ardından gelişecek olan olaylar, dünya Siyonist kesimin desteğinin İtilaf Devletleri yönüne çekilmesinde önemli rol oynamıştır.

Ayrıca ABD tarafından da desteklenmişir. Amerika, Orta Doğu’da bir Musevi devletinin bulunmasının, Orta Doğu politikaları için sağlam bir dayanak oluşturacağını kavramıştır.

Lord Balfour'un bu mektubu üzerine yürütülen girişimler, 1918 yılında Fransanın, hemen ardından da İtalya’nın desteğini sağlamıştır. ABD başkanı Thomas Woodrow Wilson, Ekim 1918 ayında deklerasyonu desteklediklerini açıklamıştır.

Sözkonusu deklerasyon, Orta Doğu'da bir İsrail Devletinin kurulmasına giden sürecin önemli bir kilometre taşıdır.

ZAFERİN SONUÇLARI

Müttefikler  tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacaktı.

İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.

Çanakkale Savaşı Rusya’da sonsuz umutlar ve yenilgiden sonra sonsuz acılarla, kuşkular doğurmuştur

Ekim Devrimi ile Rusya bolşevikliğe geçti. Boğazlar geçilseydi. Çarlık rejimi devam edecekti.

Ruslara  Trakya’da, Boğazlar’da, Kocaeli yarımadasında, İznik gölü civarında ve Marmara Adalarından pay verilecekti.

Yenilince Ruslar bunun kasten yapıldığını düşündüler. İlişkiler gerginleşti.

Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti.

Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere ve Fransa, müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmiştir.

Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti.

Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85, Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27, Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı 129’u ve toplam tonajı 350 bini bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.

Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce eğitimli insanını ve aydınını da kaybetmişti.

Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır.

Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir.

Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde, hayli sıkıntılar çekilmiştir.

Dr. Nejat Tarakçı

Son Güncelleme: Pazar, 05 Ocak 2014 12:39